Ana içeriğe atla

Nitelikli

Kayıp Ruhlar Diyarı

"Bu maskenin altında etten fazlası var. Bu maskenin altında bir fikir var. Ve fikirler kurşun geçirmez."   — V for Vendetta Gittiler. En yücesi, en bilgesi, en cesuru… Hepsi gitti. Efsane dediklerimizin tadı, ölümün damağında kaldı. Bize de geriye sadece kemiklerinin karıştığı topraklar kaldı. Peki ya ruhları? İnsanlığa olan görevini tamamlayanların ve tamamlayamayanların, eğer hayata biraz daha tutunabilselerdi neler başarabileceklerini düşündüğümüz o ruhlar… Ruhun varlığı, Tanrı'nın varlığının ihtimaliyle eşdeğerdir. Her ikisi de inançla gerçekliğini korur. Ve biliyoruz ki inanç anlatılmaz; onu açıklamaya çalıştığımızda kelimeler ağzımızda düğümlenir. Ancak sözcüklere dökemediklerimiz hislerimizde yaşamaya devam eder. Kazanılmak için çok geç kalınmış anlar, çürümüş fırsatlar ve gitmiş insanlar… Tüm bu kayıplar, bize hissettirir. Öfke, korku, hüzün, ızdırap ve çaresizlikle yıkanırız. Hâlâ üzerimizden damlayan bu duygularla, yeni doğmuş kadar çıplak ve savunması...

BENİM ŞEHRİM SUSMAZ, AĞLAR

Benim bir şehrim var, adımlarımı sayar. Adımlarımdan tanır beni o. Yorgunluğumu, heveslerimi, kırıklarımı, taşıdığım yığınları, bitik hallerimi adımlarımdan bilir. Hep yürüdüğüm sokaklardan aşina bana. Adını sayıkladığım kuytu köşelerden, yokluğunun karanlığına sığındığım sokak lambasının altından aşina. O benim acılarımı ezberlerken ben onun kasvet dolup taşmış çatlaklarını ezberledim. Çıkmaz sokaklarında beni kendime bulduran sessizliğini; yanıp sönen ışıklarda beni bana kaybettiren uğultularını. Sen yoktun belki ama şehir benim hep senin orda olmadığını bile bile seni arayışımızı izledi. Gözlerimdeki huşunun, kalbimdeki inançla çeliştiğini otobüslere, metrolara anlattı. Onlar da beni taşıdı. Her seferinde sana taşıyormuş gibi hissettirdi. Oysa ne uzaklaştığım bir yer, ne de vardığım bir yer vardı. Olduğum yerde saydım, aynı yolda yürüyüp durdum.

Aynı yolda aşkı inkar ettim ben, aynı yolda aşka inandım, aynı yolda aşık oldum, aynı yolda ona teslim olup; aynı yolda onu kaybettim. Aynı yolda aşktan kaçtım, aynı yolda dizlerim, kalbim kanadı benim. Aynı yolda yaratıp, aynı yolda tükettim ben aşkımı.

Biz bir yolda yürüdük, o da bu yoldu. Benim ne yenildiğim, ne de kazandığım o yol. Şehrimin bana verdiği yol. Benim şehrim fakir. Bana verebileceği hiçbir şey yok ama bana her şeyi veriyor. Bana ihanet kadar şiddetli, huzur temsili dalgaların ölüme benzeyen kayalarla çarpıştığı kıyıları veriyor. Bana ufku veriyor ki o ufuk, bana varamayacağım ama hep düşleyeceğim hayallerimi hatırlatıyor. O da yetmiyor, vazgeçmeyeyim diye yelkenimi dolduracak rüzgarları veriyor. Yalnızlığımı giderecek ıssız sokakları, beni benle baş başa bırakacak kalabalık caddeleri veriyor. Benim şehrimin şarkısı var, hiç durmadan söylüyor. Onu dinlemeyi bilmeyenlerin hakaretlerini de birer serenada dönüştürüyor. Şehrimi en iyi gözlerimi kapayarak hissederim. Yanımdan trafik akarken, beni bir daha görmeyecek insanlar sağımdan solumdan geçerken, üstümden uçaklar uçarken, bazılarının umutla beklediği yıldızlar kayarken, şehrin bir yanı kavga eder, bir yanı sarılır birbirine. Ciğerlerim gürültü dediğiniz şarkı, hayat, insanlar, ölüm, yokluk, varlık ve yaşamla dolarken kanıma karışır şehir. Onun hayat damarlarındaki akışı, ayaklarımın altında hissederim. Nabzını hissederim, atışını ve durmayışını.

Benim şehrim sırlarla doludur. Meçhul suretlerin gelip geçtiği, fanilerin bağırıp duygu kustuğu, hasreti katlettiği, aşkı dualarına ektikleri sırdan bir kaledir. Bilir o beni, seni bilir, onu ve senin, benim, onun bilmediklerini bilir. Herkesin derdine müşterek bir yoldaştır. Benim kanım da, yaşlarım da, kahkaham da onun vücuduna karışır. Yığılır içimdeki ıstırap, afaki özlemler, beyhude yeminler ve bedihi eden aşk. Ben unutursam o hatırlar, anlatır bana gri masallarımı, yalan bazlı hatıraları, küflenmiş umutları ve ona kızgın kırık kalemimi; henüz yılmayan hayallerimi, sevmeden kavuşanları, kavuşamadan sevenleri, dinmeyen özlemleri ve özlenilenin kayıtsız gözlerini. O bana hatırlatır seni, seni unutmayı hatırlattığı gibi. Şehrim dindirir, dindiremediğin vavelyalarımı. Ben ona anlatır, unutur; o hatırlar, bana anlatır. Ben kınamam adını ama en ufak fısıldasam, yankılar onu şehrim her bir köşesinde. Ben affederim belki, ancak çareden yoksun yaşlarımı görmüş kasvetli sokaklarım affetmez. Ben unuturum bilinmez bir vakit, lakin kazır seni kirli duvarlarına şehrim.

“Bir şehir düşün ki / Her sokakta bir anı / Her köşede bir yara / Her adımda bir sızı / Bir şehir düşün ki / Her yüzde bir sen / Her gözde bir sen / Her kalpte bir sen / Bir şehir düşün ki / Seninle başlar / Seninle biter / Seninle yaşar / Seninle ölür”
- Can Yücel, Bir Şehir Düşün Ki

Sonunda her savaş biter, herkes yenilir, herkes kazanır. Susar artık gözlerim, yanmaz ciğerlerim. Ne bağırırım, ne isyan ederim. Ne bir gül gibi solar, ne de bir anka kuşu gibi dirilirim. Ne unutur, ne yitiririm; gömerim derine seni. Artık ne beni bana anlatacak bir ben kalır, ne de beni yenecek bir ben. Kendimi kendim kaldırır, koşarım. Yollarım zaten ezelden bildiğim sokaklarım. Ne durur, ne bıkarım; tökezlerim, düşerim. Bu kız artık ne kendini yakar, ne de ağlar. Ancak benim şehrim susmaz, o hep ağlar.

 - Kay Snyder

 

https://open.spotify.com/intl-tr/track/24oNbZu94JS3Izo6ub1jWb?si=cfc1c285e7484e7b


 

Yorumlar

Popüler Yayınlar