Ana içeriğe atla

Nitelikli

Kayıp Ruhlar Diyarı

"Bu maskenin altında etten fazlası var. Bu maskenin altında bir fikir var. Ve fikirler kurşun geçirmez."   — V for Vendetta Gittiler. En yücesi, en bilgesi, en cesuru… Hepsi gitti. Efsane dediklerimizin tadı, ölümün damağında kaldı. Bize de geriye sadece kemiklerinin karıştığı topraklar kaldı. Peki ya ruhları? İnsanlığa olan görevini tamamlayanların ve tamamlayamayanların, eğer hayata biraz daha tutunabilselerdi neler başarabileceklerini düşündüğümüz o ruhlar… Ruhun varlığı, Tanrı'nın varlığının ihtimaliyle eşdeğerdir. Her ikisi de inançla gerçekliğini korur. Ve biliyoruz ki inanç anlatılmaz; onu açıklamaya çalıştığımızda kelimeler ağzımızda düğümlenir. Ancak sözcüklere dökemediklerimiz hislerimizde yaşamaya devam eder. Kazanılmak için çok geç kalınmış anlar, çürümüş fırsatlar ve gitmiş insanlar… Tüm bu kayıplar, bize hissettirir. Öfke, korku, hüzün, ızdırap ve çaresizlikle yıkanırız. Hâlâ üzerimizden damlayan bu duygularla, yeni doğmuş kadar çıplak ve savunması...

Zaman Tüm Beyinlerin Ortak Zihnidir

 


Zaman Tüm Beyinlerin Ortak Zihnidir 


Zaman tüm beyinlerin ortak zihnidir. Tüm insanlığın ortak bir özelliğini daha mı bulduk? Bu cümleyi yazarken aklıma gelen ilk şey yaşantılar, anılar, hissedilenler oldu. Ama hep -dı -di zaman eki ile. Anılar geçmişte yaşadığımız zihnimizde yer edinmiş iyi ve kötü şeyler değil midir? Geçmiş zaman diyoruz, anı diyoruz, zihin diyoruz; anılarınızı sorsam bana anlatmaya nerden başlarsınız? Çocukluğunuzdan, bir yıl öncesinden, bir ay öncesinden veya bir saat öncesinden bir dakika öncesi bile geçmiş sayılmıyor mu? Bu anıları biriktirdiğimiz yerde zihin; zihnimiz yaşadığımız her şeyin birikimi, fotoğrafçısı değil mi? O fotoğraflar ne kadar kalıcı ne kadar uzun ömürlü? siz hiç fotoğraf çekilirken anı kalsın cümlesini duydunuz mu? Oysa zihnimiz bir ömür bizimle o fotoğrafları saklamıyor mu? Zihnin kelime anlamı öğrenilenleri bunların geçmişle olan bağlantılarını bilinçli olarak kafada saklama gücü olarak geçmektedir.

 Zaman ne peki? Anıların zihnimizde saklanma birikme süresi diyebilir miyiz? Anıları yaşadığımız süreç bir dakika, bir ay, bir yıl, on yıl bunların hepsi zaman değil midir?


''Zihin beden ile birlikte büyür ve onunla birlikte çürür.''

 Lecretius


Bedenimizin büyümesi ile zihnimizin de büyümesi arasında nasıl bir doğru orantı olabilir? Sanırım şu şekilde yaşımız ilerledikçe, dünya üzerinde geçirdiğimiz gün sayısı arttıkça birikmişlerimiz de artmaz mı? Anılarımız yaşımızla sistematik ilerliyor bir nebze.

Siz hiç üç yaşınızdaki halinizle ilgili bir şeyi hatırlıyor musunuz? O yaşlarımızı hatırlamıyoruz ama dinleriz. Şahsen ben hatırlamıyorum ama nerdeyse her şeyi biliyorum. 



Genelde çevremizden, o yaşlarımıza bizden başka şahitlik eden insanlardan dinler ve öğreniriz. Hayal meyal ikilemesi de buradan gelmiyor mu? Bir şeyleri hayal meyal hatırlıyorum deriz. Kesinliğinden emin olmadığımız, ama zihnimizde ufak kesitler halinde bile olsa yer edinmiş anılarımızı anımsadığımızda tam hatırlamıyorum hayal meyal diye ifade ederiz. 

Peki kesin olarak hatırladıklarımız bizimle nereye kadar gelecek? Çeşitli hastalıklarla hala hayattayken hastalığa kadar olan tüm süreci hastalığın ilerlemesi ile unutmuyor muyuz?

Sanırım hepimizi aklına gelen alzehimer hastalığı. Hastalığın ilerleyen evrelerinde kişinin sağlıklı iken uzun uzun anlattığı her şeyi birdenbire unuttuğu çok acı bir durum. Kimilerimizde geçici unutkanlıklar geçiriyoruz. Zihnimizde bizimle birlikte çürüyor. Bunu bir poşete benzetmek istiyorum, markete gidip alışveriş yaptığımızda aldıklarınızı poşete koyuyorsunuz ama onun bir kapasitesi olduğunu bildiğiniz için bir yerden sonra yırtılacağını düşünerek yeni bir poşete geçiyoruz. Bizde de durum böyle değil mi? Zihnimiz bizden intikam alıyor olabilir mi bu hastalıklarla? Zihnimizin de bir kapasitesi yok mu? Biz o kapasiteyi aşarsak o da haliyle bizden intikam almak istemeyecek mi?

O kapasite dolmaya başladığında çürümede başlıyor diyebilir miyiz? Çürümenin hızı olabilir mi? Bir anda çürüme, uzun süre çürüme…

 Bir meyve kaç günde çürür mesela, zihnimizde onun çürüme süresi aynı sürede mi çürür? Bir insan zihni neden çürür önce bunun üstüne konuşalım mı? Meyve veya sebzelerin çürüme sebebi bakteriler diyebiliyorsak bizim zihnimizin de çürüme sebebi oluşan hastalıklar mı? O hastalıklara sebep olan ne peki?


''Anılar kitap gibidir; bir kaçı kalbimizde yaşam boyunca yaşar ve geri kalanı ödediğimiz faturalar gibi okunur ve unutulur.''

 George BENDALL 


Her şeyi hatırlıyor muyuz geçmişe dair? Hani bazı insanlar dün ne yediğimi bile hatırlamıyorum diyor ya bu sorunun açıklaması bu cümle bence. Zihnimizin kuvveti tartışmaya açık bence. Her şeyi kesin ve net, her anı eksiksiz hatırlayanınız var mıdır? Yoktur.

Anılarımızı anımsama anlarımız vardır mesela birkaç sene önce yaşadığımız bir durumu konuşurken aaa evet, hatta şu şöyle yapmıştı, şu şöyle demişti, diye konuşulur. Ortak anılar paylaştığınız insanlara ne ad verirsiniz? Bir insanla beraber paylaştığınız şeyleri kaç kişi ile konuşabilirsiniz?


Zihnimiz eylemlerimiz ile sistematik mi çalışır? 


Eylemlerimize zihnimiz mi karar verir? Bence sistematik değiller. Siz içinizden gelen her sesse kulak veriyor musunuz? Verseniz de söyledikleri aklınızda yer ediyor mu? Yer ediyorsa bile uygulamaya geçiyor musunuz? Hiç sanmıyorum… 


Bir olay yaşadıktan sonra bile hatta yaşanırken bile hatta ve hatta yaşamadan önce bile üzerine düşünmüyor muyuz? Düşünüyoruz evet fakat çoğu zaman düşüncelerimizi bir eyleme dökmüyoruz. Sadece düşündüğümüz ile kalıyor. 

 Kendi adıma konuşacak olursam ben aklıma uyduğu takdirde karşımdaki insanın   “ nasihatlerini dinlerim” bir çoğumuzda da durum böyle bence. Mesela konu özel hayatımız olduğunda etrafımızdakileri dinleme oranımız daha da düşüyor. Elbette düşüncelerimizle paralel de olur eylemlerimiz. Lakin sistematik demek için süreklilik gerekir. Aslında bakarsak arada paralellik oluyorsa yine sistematik olmaz yani hiçbir türlü sistematik olmuyor.

Zihin deyince aklımıza bilinçaltı da gelmedi mi? Bence geldi. Bilinçaltı ne peki?

Ne var bizim bilinçaltımızda? Bilinçaltı ile ilgili bu zaman kadar bir çok deney, birçok bilimsel çalışma ve araştırma yapılmıştır. Fakat ben diyorum ki bilimsel boyutundan çıkalım

Bilinçaltı deyince benim aklıma rüyalar geldi sanırım. Gördüğünüz bir rüyayı çevrenizdekilere anlatıp ben neden böyle bir rüya gördüm ki şimdi? Dediğinizde bilinçaltında varmış, yerleşmiş ifadelerini eminim ki duymuşsunuzdur. Gerçekten öyle mi? 

Bilinçaltımız yapım aşamasında olan bir bina gibi sürekli yeni malzemeler eklenerek büyür mü?

Bilinçaltımız belki de bizim hiçbir zaman ortaya çıkmayacak veya çıkmaya çalışıp bizler tarafından engel olunan her hareket, her duygu ve düşüncedir.  

İkinci kimliğimiz; düşünülmemesi gereken, yapılmaması gereken, söylenmemesi gereken her şeyi içinde barındıran soyut bir zihin belki de ama o yapılma”ması” gereken ne, neden olumsuzluk eki?

Biz her yapamadığımız şeyin arkasında mıyız? Hiç keşkemiz, acabamız yok mu? Belki de keşkelerimiz iyikilerimizden fazladır. O zaman bu olumsuzluk eki neden var?



‘ayıp, yanlış, hata’ dedikleri budur sanırım. Yine yaşanılan toplumla alakalı ‘AYIP’ dediğimiz neler var? Siz hangi davranışlara ayıp diyorsunuz? 

Bizim toplumumuzda küfürlü konuşmak ayıp diye adlandırılıyor ama belki de bir olay karşısında içimizden de olsa yaptığımız ilk şey karşımızdakine küfür etmek.

Neden bazılarımız bunun ayıp olmadığını düşünüp rahatça davranıyor da bazılarımız bunun ayıp olduğunu düşünerek onu içine hapsediyor?


''- Özür dilerim kendim, seni duyuyorum ama susman gerekiyor.

 - Neden susmam gerekiyor? Belki de benim konuşup senin susman gerekiyor ama sen hep beni susturuyorsun. Beni susturman sana ne kadar iyi geliyor! 

Kökenine inip düzeltmediğimiz her korku bilincimizi ele geçirir.'' 

Kemal TAHİR


Yaşadığımız şeylerin üzerinden geçiyor muyuz? Geçiyorsak bu ne kadar sürüyor? O an ne yaşadığımıza, ne hissettiğimize önem veriyor muyuz? Vermeyince sonrasında başımıza bela olmuyor mu? Aklımıza gelmiyor mu? Neden o anımızı yoğunlaşarak geçirmiyoruz da birikmesine sebep oluyoruz, nerede birikiyor peki bu? İçimiz dediğimiz aslında bilinçaltımız mı?

 Aynanın karşısına geçtiğimde gördüğüm insanın bilinçaltım olduğunu hayal ettim, neler söylerdi bana, nasıl bakardı, yüzüme mi tükürürdü, acır mıydı yoksa gurur mu duyardı? Neden gurur duyardı veya neden yüzüme tükürürdü? Ne yapsam ona olumlu gelecekti? Bana iyi geldiğini düşündüğüm şeyler ona da iyi gelmiyor mu?

(…) 

Ben sadece yutkundum o ayna karşısında çünkü yutmak istedim. Boğazımda takılı kalmış kelimeleri kör kör yutmak, yaşadığım olayı sindirmek istedim. Bu yüzden sadece yutkundum, hiçbir şey söylemeden, hiçbir ses çıkarmadan sadece yutkundum. Bu yutkunma beni ne kadar süre idare ederdi? 1 yıl, 10 ay, 3 gün? Bilmiyorum…

Sadece o an, o anı geride bırakmak için yuttum. Aldığım nefesle birlikte yuttum. Yutkunduklarım tekrar dönüp gelmeyecek miydi? Geleceklerini bile bile neden yutkunuyordum? Bu yutkunma benim geçici tedavim miydi yoksa gerçekten ilacım mı?



 Yutkunduğumuz birçok şeyi kusmuyor muyuz? Bu yuttuğumuz kelimeler de olsa, şarkılar da olsa, cümleler de olsa, insanlar da olsa; yuttuğumuz her ne olursa olsun bünyemize iyi gelmeyen her şeyi kusuyoruz. Madem işin sonunda kusacağız neden yutup kendimize zarar veriyoruz? Bu hemen hemen hepimizde var.

Yutkunduktan sonra geçiyor mu? Hatta soruyu şöyle sorayım: kustuktan sonra o yuttuğumuz, yutacağımız kelimelerden, cümlelerden, insanlardan kurtuluyor muyuz? Bilmem belki de…

Bu aslında yutmayı mı gerçekten istiyoruz yoksa kusmayı mı sorusu olmalı.

Bile bile kendimize zarar vermediğimiz oldu mu? Göz göre göre uçuruma yürümediğimiz oldu mu? Peki bu olayları göz ardı ederken neler yapıyoruz? ‘… yapmak bana iyi geliyor’ dediğiniz aktiviteler neler mesela? Kendi adıma konuşursam ilk söyleyeceğim şey elbette müzik. Müzik hayatımın merkezinde diyebilirim. Bir enstrüman da çaldığım için işin çokça içindeyim. Sanırım bir de kitap okumak diyebilirim. Kitap okurken beğendiğiniz cümleleri not eden veyahut altın mı çizenlerden misiniz? Ben ta kendisiyim. Bunlar ve bunun gibi yöntemler genelde geçici diye adlandırılır. Bazı durumlar için katılsam da bazıları için çok kalıcı çözümler bence. Madem bu yöntemler geçici, kalıcı çözümler neler olabilir? Bir profesyonele başvurmak mı? Olabilir… fakat bu da ne kadar ‘kalıcı’ veya ‘kesin’ olabilir ki?

 

''Beden yalnızca şimdinin sıkıntısını çeker, zihin ise şimdinin yanında geçmişin ve geleceğin sıkıntılarını da çeker.''

Thomas HOBBES



Eylemlerimiz sadece o anın acısını, hüznünü çekerken, zihnimiz belki de biz belki de kendisi çürüyene kadar onları taşıyor. Elbette bir yerde patlak veriyor, taşıyor olabilir. Ama bu taşımaktan yorulmayacağı anlamına gelmiyor. Mesela biz de ağır bir şey taşıdıktan sonra yorulmuyor muyuz? Zihnimiz belki de en ağır yükü taşıyordur. Neden bunu ona yaptığımızı inanın ben de bilmiyorum ve bana sebep sun deseniz yüksek ihtimalle – kendim de dahil- tatmin edemem.

 Biz çok bencil varlıklarız. Kendi içimizde olan bir şeye bile düşünmeden büyük yükler taşıtıyoruz.

Zihnimiz olmasaydı neler olacaktı? Kurtulmak için pası kime verecektik? Biz mi taşımak zorunda kalacaktık?

Hep böyle değil midir zaten, hep birileri ya da bir şeyler yük altında ezilir. Aslında bir bakıma hepimiz eziliyoruz. Hepimiz bunula yaşamayı öğreniyoruz. Ya da öğretilmiş bir şekilde başlıyoruz. Fark etmez hep aynı düzen dönüp dolaşıyor. 

''Duyguların yücelttiğini zihin aşağılayabiliyordu.'' 

 Oscar WILDE


- Vega


Yorumlar

Popüler Yayınlar