Nitelikli
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
HAKKIMDA 11 GERÇEK
![]() |
| Jean Leon Gerome'nin 1896 yılında resmettiği ''Kuyudan Çıkan Gerçek'' Tablosu. |
![]() |
HAKKIMDA 11 GERÇEK (Lilithia) |
1. Mahlasım Lilithia. Hristiyan ve Yahudi efsanelerinde karşımıza çıkan, kendini Adem’le eşit gören, ona itaat etmeyi reddeden ve en sonunda Tanrı’nın yasak ismini söyleyerek cennetten kaçan tarihteki ilk feminist kadın olan Lilith. Kadın olmanın yeterince zor olduğu bir dönemde matematik, felsefe, astronomi alanlarında çalışmalar yapan bilime katkılarıyla adından söz ettiren ve bir öğretmen olan Hypatia. Lilithia bu iki farklı ve etkileyici kadının birleşmesinden oluşan bir isim. Ve Hypatia’nın Lilith’in sertliğini yumuşattığını, ikisinin birleşmesinden mükemmel bir denge oluştuğunu düşünüyorum. Bu mahlası manidar kılan diğer bir özellik ise hayatta olmazsa olmaz dediğim birinin bana tavsiyesi üzerine aklıma gelmesi.
2. Aslında bu kategorileri belirli bir sayıya indirgemek biraz üzücü geliyor ama;
En sevdiğim 5 filozof: Friedrich Nietzsche, Jean-Paul Sartre, Karl Marx, Marcus Aurelius, Baruch Spinoza.
En sevdiğim Yazarlar: Fyodor Mihayloviç Dostoyevski, Lev Tolstoy, Oğuz Atay, Yaşar Kemal, Jack London ve Chuck Palahnuik
3. Olmazsa olmaz dediğim şeyler; sevdiklerim. Onlar olmazsa tüm dünyayı bana verseler bir anlamı olmaz.
4. En sevdiğim şarkılar, sanatçılar, gruplar: Queen grubu, Simply falling – Iyeoka, Amy Winehouse – Back to black, Awolnation – Sail, Duman ve Teoman şarkılarını severim.
5. Müziğin ritmine uyup dans etmeyi severim. Yeni yerler, yeni şehirler, yeni ülkeler görmek beni en çok mutlu eden işlerin başında geliyor.
6. En sevdiğim film; Benjamin Button’ın Tuhaf Hikayesi. Filmde sevdiklerimizle beraber olabilmenin kıymetini ve zamanın ne kadar değerli olduğunu iliklerimize kadar hissediyoruz. Film tam tersini gözler önüne serse de zamanın geri dönüşünün olmadığı gerçeği içimiz burkuyor. “80 yaşında doğup 18’imize doğru ilerlesek hayat sonsuz bir mutluluk olabilirdi.”
7. En sevdiğim renk yeşil ve yeşilin tüm tonları ama özellikle turkuaz. Yeşil doğayı, huzuru simgeliyor benim için. Turkuaz ise denizi çağrıştırıyor.
8. Hayatımı zorlayacak herhangi bir takıntım yok, sevdiğim alışkanlıklarım var. Alışkanlıkların hayatımızı tekdüzelikten kurtardığını , incelik ve keyif kattığını bizi diğer insanlardan farklı kıldığını düşünüyorum. İlgi alanlarımda ya da değişik gelen herhangi bir konuda her gün yeni bir şey öğrenmek isteğim ve gayretim en sevdiğim alışkanlığım.
9. Espiriyi, şakayı, gülmeyi, güldürmeyi çok seviyorum. Gülmeden geçen bir günün eziyet, eğlenmeden yapılan bir işin işkence olduğunu düşünüyorum.
10. Karanlıktan ve uzun süreli yalnızlıktan rahatsız oluyorum.
11. Ulaşılmasının imkansız olduğunu bildiğim ama düşündükçe beni çok
heyecanlandıran bir hayalim var. Ve bence bu tüm insanların ortak
hayali. Zaman makinesinin bulunması ve zamanda ileriye ve geriye
gidebilmek. Geriye gidip Atatürk, Karl Marx, Deniz Gezmiş, Che Guevara,
Leonardo da Vinci, Marilyn Monroe gibi önemli isimleri ve genleriyle
beni ben yapan büyükannelerimi, büyükbabalarımı görmek, tanımak
isterdim. Tarihe yön veren olayların başladığı “o an’a” gitmek isterdim.
İstanbul’un fethi, 1. ve 2. Dünya savaşları, Aya ayak basılması, Berlin
Duvarının yıkılması, Sovyetler Birliğinin dağılması gibi. Bir de bir
türlü cevabını bulamadığım aklımı kurcalayan bireysel ya da toplumsal
olayların cevaplarını bulmak isterdim.
![]() |
HAKKIMDA 11 GERÇEK (Şibumi) |
1. Mahlasımı kendim açıklamaktansa bende yeri ayrı olan aynı isimdeki kitaptan bir alıntıyla açıklamayı yeğlerim: '‘Şibumi'’, sıradan, olağan görünümlerin altında yatan gizli üstünlükleri anlatır. Şöyle düşünün: O kadar doğru bir söz ki, cesaretle söylenmesine gerek yok. O kadar gerçek ki, sahici olmasına gerek yok. "Şibumi" demek, bilgiden çok anlayış demek. İfade dolu bir sessizlik demek. Kendini kanıtlama gereği duymayan bir alçakgönüllülük demek. Sanatta "Şibumi" zarif bir basitliği ifade eder. Buna "sabi" denir. Felsefedeyse kendini "wabi" olarak gösterir. Büyük bir ruhsal rahatlıktır, ama pasiflik değildir. Bir insanın kişiliğindeyse... nasıl söylemeli... Hakimiyet peşinde olmayan otorite mi? Onun gibi bir şey...”
2. Çoğu zaman olayların içinde sürükleniyormuşum
ve sanki hayatın dışındaymışım gibi bir bulanıklık ve belirsizlik hissi
içindeyim. Etrafımda bir gürültü patırtı olduğunun bilincindeyim fakat ben bu
olayların ortasında duran bir cisimmişim, ben sabit dururken her şey kayıp
kendini değişime bırakıyor ve ben bunları kısmen fark etmekle beraber
önemsemiyorum gibi. Ama gerçekten hayatta olduğumu hissettiğim ender anlar da
var: Yaz akşamlarının serinliği ve vanilya kokusu gibi şeylerde...
3. Enlerim:
Bazı muazzam ötesi insanlar:
Mustafa Kemal ATATÜRK
Friedrich Nietzsche
Albert Camus
Nazım Hikmet
Dostoyevski
Bazı muazzam ötesi şarkılar (Dolayısıyla gruplar):
I Know It’s Over - The Smiths
Soldier of Fortune - Opeth
Olsun - Pilli Bebek
Still Loving You - Scorpions
4. Bana empoze hatta ima bile edilmemesine rağmen dini ve tanrıyı severek ve onlara bağlı büyüdüm. Dört yıl kadar önce tanrıya daha iyi bir kul olabilmek için kuranı okumaya karar verdim ve bunun sonucunda ateist oldum :D Teizme dayanan tüm konseptlerin karşısındayım ve çoğundan tiksiniyorum.
5. Kendimi bir sinefil olarak tanımlayabilirim ve bu sinema sevgim ve bilgimin içinde Matrix filminin yeri bende sadece her filmden değil, birçok edebi ve felsefi eserden de yüksektedir. Descartes’ın felsefesinden geliştirilmiş; varoluş, gerçeklik ve etik gibi bir sürü konuya değinmekle kalmayıp bu konular üzerine deli gibi kafa yorduracak sorunsallar oluşturmuş muazzam bir başyapıt. İleride de hakkında yazmak istediğim bir eser.
6. Profesyonel olarak satranç oynuyorum. Sanılanın aksine mantıksal olduğu kadar sezgisel bir oyun.
7. Günlük hayatımda çok çok güler ve gülümserim ve her konuda şaka yapabilirim. Geçmişte çok ciddi olduğum bir dönem vardı fakat bunun dışında hayatım boyunca kahkaha atmadığım tek bir gün var mıdır bilemiyorum çünkü en derin olayların bile üzerimdeki etkisi ağır olsa da uzun sürmez.
8. Aydın olmak gibi bir iddiamın olmamasıyla birlikte kendimi sadece toplumdan değil, kendini toplumdan ve toplumun cahillik ve önyargılarından soyutladığını iddia edenlerden de soyutlamış durumdayım. Bu insanlar kendilerini uyuklayan toplumdan ala görürler, halbuki aykırı olma tutkusundan çıkan zırva fikirleri ve yetersiz anlayışlarına rağmen aydın kitleden olduklarını söylemeleri onları daha tehlikeli kılar. Bense fikirlerimde tutarlı olmayı radikalliğe yeğlerim.
9. Özellikle metal, anadolu rock ve türk sanat müziğinden zevk alırım.
10. Okuduğum ilk kitap Nazım’ın “Sevdalı Bulut” adlı bir çocuk kitabıydı. Her şeyden bihaber bir çocukken öğrendiğim Nazım’ı sonradan tanımamla bende yeri çok ayrı bir hal aldı.
11. Bazı geceler kimsesiz sokakların içinden evime giderken dans ederim.![]() |
HAKKIMDA 11 GERÇEK (Cadmus, Κάδμος) |
1. Mahlasımın öyle çok derin bir anlamı olduğu söylenemez. Ben yaşamım boyunca çıkıntı birisi olmuşumdur. Sürekli sorular sormuş, insanları gıcık etmiş ve başımı belaya sokmuşumdur. Ben böyle birisiyim, değişeceğimi de sanmıyorum çünkü bu bir tür karakteristik özellik. Bu nedenle mahlasımı “Kadmos” olarak belirledim. Kadmos parıldayan, çıkıntı olan anlamlarına gelmektedir. Aslına bakarsanız cinsel seçilimim nedeniyle bir Kuzuların Sessizliği karakteri olan seri katil “Buffalo Bill” ismini seçmek isterdim fakat pek konsepte uygun olmadığını düşündüm. Mahlasımın Yunan alfabesine göre yazılışı: Cadmus, Κάδμος
2. Eksiklik; eksik olma ihtiyacı, diğerlerinden daha eksik olan ben. Evet diğerlerinden daha eksiğim, bunu söylerken gocunmuyorum asla çünkü böyle de yaşayabiliyorum hatta diğerlerinden daha güçlü bir bilinçle. Eksik olma ihtiyacı derken sürekli yerini doldurmak, umut bağlamaktan bahsediyorum, bu insanı hayatta tutan yegane amaçlardan birisidir bence. Birçok sanatçının da beslendiği eksiklik hissiyatı epey yararlıdır. Ben neden diğerlerinden daha eksiğim peki? İlkin benim bir parmağım yok, birçok kişi bunun beni daha eksik yapmadığını söylüyor. Fakat insan psikolojisi öyle işlemiyor işte, küçüklüğümden beri sürekli saklamaya çalıştığım bir özelliğimdir. Ve bu özelliğim benim diğerlerinden fazla kendimi geliştirmeme neden olmuştur. Çünkü o eksikliği başka yeteneklerle kapatmaya çalıştım; resim çizdim, şiir yazdım, kitap okudum…
3. Kitap okumayı gerçekten çok seviyorum çünkü gerçek hayatta asla konuşma şansım olmayan hayran olduğum kişilerle saatlerce konuşmama izin veriyor kitaplar. Onlar en iyi dostum.
4. Mental sağlığım ve obsesyonlarım. Ben delirmeye epey yatkın bir insanım, ufak uyarıcılarda bile bilincimi kaybedebiliyor, psikoz geçirebiliyorum. Normal zamanlarda da çok akıllı olduğum söylenemez. Obsesyonlarıma gelince. Benim şapka obsesyonum var. Evet komik biliyorum. Ama var işte. Naparsın? Şapka takmadığım zaman yüzümü sakladığımı söylesem. Başkası şapkamı taktığında benliğimi çaldığını düşündüğümü.
5. Şapka felsefeme ufak bir giriş ve şapkaları sevme gerekçem; şapkalar güzeldir, kimi zaman bir fotoğrafçının kafasında kimi zaman bir liderin kimi zamansa bir öğrencinin. Her şapkanın farklı bir anlamı vardır ve fedora şapkalar en anlamlı şapkalardır. Dalga geçmeyin nolursunuz ama gerçekten anlamlılar benim için. Neden anlamlılar peki o fötr parçaları? Çünkü fedora şapkalar şekil alırlar, yere düştüklerinde elinizin ufak bir hareketinde, rüzgarda, sevgilinizin kafasında hep farklı şekil alırlar. Bu onları sizin yapar, yani sadece sizin. Benliğini bir şapka ile gösterebilmek, bir çıkıntı için epey hoş bir şey.
6. Eğer bir eseri seversem onun etinden sütünden yararlanırım -deyim tam anlamiyla karşılıyor. Bu benim sanırım obsesif bir karaktere sahip olmamla ilgili. Spoiler yesem bile umrumda olmuyor o karakteri sevdiysem kitaplarını okurum tüm filmlerini izlerim, çok hoşuma gidiyor. Ayrıca hep felsefi cikarimlar yapmaya çalışıyorum mesela Hannibal Lecter'in aslında Kızılderilileri temsil ettiğini düşünüyorum, Thomas Harris'in misyoner dincilerin yamyam ama zeki bir soyu yok ettiklerini anlattığını.
7. Bir kızın hayatımı mahvetmesine izin verdim -kısaca bahsetmek gerekirse. Ben fotoğrafçıyım, kameram onun yüzünden bozuldu. Şapkaların benim için ne kadar değerli olduğunu biliyorsunuz artık, hepsini denize attım. Benliğimin de benim için önemi çok büyüktür, benliğimi kaybetmeme neden oldu. Hepsine nasıl izin verdim bilmiyorum, belki bana büyü yapmıştı belki de sadece ben biraz aptalım. Ama en azından bir şeytana nasıl yaklaşılması ve ondan nasıl uzakta durulması gerektiğini anlamış oldum.
8. Öğrenmenin verdiği mutluluk yasamami sağlıyor. Aşkın, paranın, ailenin, arkadaşların getirdigi neşenin hep son bulduğunu gördüm. Ama öğrenmenin neşesi hep benimle kalıyor.
9. Aşırı fazla felsefe hayranı değilimdir, fakat bu sıradan bir insan olduğum anlamına gelmiyor. Benim felsefeye aşırı ilgi duymamamın sebebi asıl ilgi alanımın edebiyat olması. En sevdiğim yazar Flaubert’tir. Kendisi burjuva olmayan bir burjuvadır. Kendisini halka indirgeyebilmiştir. Marquez’i de çok severim ve bu yazarların kendi içerisinde bir felsefeye sahip olduklarını düşünüyorum. Özellikle Bukowski’nin buna sahip olduğunu.
10. Değişmeyen insanların gelisemeyecegini düşünuyorum. Tabi değişmek hep geliştirmez belki bizi, fakat doğamıza uygun olan değişmek bence. Bu beni biraz sanırım tutarsız gibi gosteriyor fakat umrumda değil. Bugün bana yeterince güçlü argüman sunarsaniz tamamen değişebilirim.
![]() |
HAKKIMDA 11 GERÇEK (Pera) |
1. Merhabalar. Mahlasım Pera. Pera; sağlam, güçlü ve kararlı anlamlarına gelir. Pera ismini anlamından dolayı kendime çok yakıştırdım. Buna istinaden mahlasım olarak seçtim. "Dünyanın geri kalanı uyurken uyanık olmanın büyüleyici bir tarafı vardır. Sanki onların bilmediği bir şeyi biliyormuşsun gibi..." Bu alıntı tam gece uyanıkken hissettiklerimin yazıya dökülmüş hali.
2. Bir insana hemen ısınabilirim, samimi bulabilirim; ama ondan soğumam için sadece bir kelimesi veya bir hareketi yeterli.
3. Çok fazla düşünürüm. Hatta gereğinden fazla ve her şeyi kafama takarım. Hani derler ya "Kendinde değiştirmek istediğin bir huyun olsa ne olurdu?" benimki kesinlikle bu huyum olurdu. İnsanı fazlasıyla yoruyor.
4. Kitap okumak, yazmak, şarkı dinlemek, söylemek, çizmek, film izlemek gibi birçok şeyi seviyorum.
5. Umut dolu bir insanım. %1'lik ihtimallere bile umut besleyebilirim. (İnsanı fazlasıyla hayal kırıklığına uğratabiliyor.)
6. Çayı çok seven insanları anlamıyorum. Çay bana sıcak su gibi geliyor, pek tat alamıyorum; ama kahveyi çok severim, her türlüsünü içebilirim. Sütü sevmeme rağmen kahvenin içinde süt olursa onu yine de içerim.
7. Umursanmamak en sinirlendiğim şeydir.
8. "Kürk Mantolu Madonna" ve "Göz" kitaplarına şu an için en sevdiğim kitaplar diyebilirim. Hani "Sonunu değiştirmek istediğiniz bir kitap var mı?" diyorlar ya, ben "Beyaz Geceler" kitabının gidişatını değiştirmek isterdim. Hiç içime sinmemişti.
9. En sevdiğim şarkıya gelecek olursak... Açıkçası buna karar vermek benim için çok zor. Çünkü karışık çerez gibiyim. Farklı türlerde çok fazla dinlediğim şarkı var. Mesela The Beatles- Love Me Do, The Beatles-Yesterday, Edith Piaf- Padam Padam ya da La Vie En Rose şarkılarına bayılıyorum. İngilizce, Fransızca, İspanyolca ve Rusça... Hepsinden o kadar çok örnek verebilirim ki... Türkçeden bahsetmiyorum bile. Ayrıca klasik müzik, blues ve jazz dinlemek de çok hoş geliyor.
10. Çok azimli biriyim. Yapamayacağım hiçbir şey olduğunu sanmıyorum ve sadece kendim için değil, herkes için bu inanıştayım. Harekete geçip emek vermem ve sabırlı olmam yeterli.
11. Yeni
fikirlere açık bir insanım. Gezmek, yeni yerler görmek, farklı insanlar
tanımak... Bence hepsi çok güzel şeyler.
![]() |
| HAKKIMDA 11 GERÇEK (Lethe) |
![]() |
| https://open.spotify.com/track/7HuHH0A2ilk8EAfrREfmSD?si=ccd99288a1804cec |
Benim için “Lethe,” yazma ve yaratıcılığın derin sularında dalmamı temsil ediyor. Bu mahlası seçerken, unutkanlık ve bilinçsizlik fikri beni cezbetti. Çünkü yazma yolculuğumda, bazen bilinçsizliğin içine dalmam gerekiyor. İçimdeki düşünceleri, duyguları ve hikayeleri ortaya çıkarmak için bazen bilinçli zihnimin ötesine geçmeliyim.
Mitolojik Lethe nehrinde unutmanın gücü vardır. Bazı şeyleri unutmak, bizi geçmişin ağırlığından kurtarabilir ve yeni bir başlangıç yapmamıza yardımcı olabilir. Bu nedenle, Lethe mahlası benim için eski düşünceleri, sınırlamaları ve kalıpları geride bırakma anlamını da ifade eder.
Ayrıca Lethe nehrini vücudumuzdaki damarlara benzetiyorum. O kırmızı sıvı -nehir- aslında ölü hücrelerin dünyasından da geçiyor. (Her hücrenin temelinde cansız bir parça vardır. Cansız parçalar bir araya geldiğinde canlı dediğimiz hücre ortaya çıkar.)
Bir de nehrin içindeki oksijenleri sanırım bilinçsiz bir şekilde ordan oraya taşıyor. Oksijenler birkaç milisaniye içinde bu koca fabrikadan farklı bir şekilde çıkacaktır. Evet, karbondioksitten bahsediyorum. Aslında oksijenler de acılarından kurtulur. Onlar da bir döngüye girip kendilerini unuturlar. Tıpkı bizler gibi.
2. Biyolojiye, özellikle nörobilime ilgim var. Vücudumuzu keşfetmek, onu dinlemek ve asıl önemli olan beynimizi keşfetmek beni benden alıyor.
3. Ütü yaparken Sinan Canan’ın videolarını izlemek artık bir hobi oldu. Konu açılmışken, ev işleri yapmayı yavaş yavaş sevmeye başladım sanırım. Bir nevi dinlenme aslında.
4. Ayak bastığımız bu gezegenin ve etrafındaki milyarlarca şeyin oluşumunun bazen bir video oyunu olduğunu düşünüyorum. Hatta her birimizin yapay zeka yazılımlarından oluşup bu oyunu yapanların bile asla düşünemeyeceği kadar kaotik bir oyunun içindeymişiz gibi geliyor. Ya da böyle bir ihtimal olmasa bile beş önemli duyu dediğimiz duyularla bile herkes birbirinden farklı algılıyor bu dünyayı. Beynimize gelen basit elektrik sinyalleri sayesinde böyle şeyleri hissediyoruz. Yani kavanozun içinde olan ve dışarıdan elektrik sinyalleri alan bir beyinden ibaret olabiliriz. Bu iki ihtimal de beni “Dünyayı çok fazla ciddiye almamak gerekiyor!” düşüncesine itiyor.
5. "Ruhumun gıdaları”nı elimden geldiğince geniş bir yelpazede tutuyorum: 70’ler (özellikle de Erkin Koray), caz, blues, klasik, phonk, indie, pop, hard metal ve rock ile beynime mutluluk hormonları enjekte ediyorum.
6. Psikolojiyi anlamaya çalışmak da beynime iyi hissettiriyor. Bazen insanların psikolojisini çözmeye çalışıyorum. Ne kadar tutarlı orası ayrı mesele. Ama insanları okumaya çalışmak çok hoşuma gidiyor.
7. Rüyalarımı hatırlamak çok garip hissettiriyor. O kadar anlamsız şeylerle karşılaşıyorum ki sabah kalktığımda yüzümde tebessüm eksik olmuyor. Her zaman olmasa da dramatik şeyler gördüğüm söylenebilir.
8. Küçüklüğümden beri karanlık ve kapıları açık olan bir koridora girersem bir sürü senaryo kafamın içinde dolaşıyor, aynı senaryoları tekrar tekrar kafamda kurmak da korkutuyor.
9. Türk kahvesi ve bitter çikolata ikilisini severim.
10. Masamın üzerindeki silgi tozlarını küçük bir kutuya biriktiriyorum. İleride onlara baktığımda “çok emek vermişim” deme isteği var sanırım içimde.
11. Neden 11 gerçek? Yukarıdaki 10 gerçeği yazmadan önce de kafamda bu soru dolaşıyordu. Ve bunları yazarken hep mutlu olduğum şeyleri yazdım. Bunlar da birer gerçek. Yani insanlar öyle sanıyor sadece. Gerçek olduğumuzu bile bilmediğimiz bir yerde neden gerçek olduğunu sandığımız şeylerden bahsetmek için can atıyoruz :)
![]() |
| HAKKIMDA 11 GERÇEK (Kay Snyder) |
1.
Yazar mahlasım "Kay Snyder" çünkü Kay, yazdığım ilk romandaki baş
karakter ve aynı zamanda kendime çok yakın hissettiğim, kendimden bir şeyler
kattığım bir karakter. Yazılarımı onun adı altında paylaşmak doğru
hissettiriyor.
2. Çok dağınık biriyim. Benim için düzen, düzensizliğin kendisidir.
3. Müziksiz yaşayamam. Film türlerinde de özellikle müzikalleri çok severim.
4. En büyük tutkum tiyatro, daha doğrusu oyunculuktur. Sahnedeyken gelecek alkışlar için yaşıyorum.
5. Perdemin kapalı olmasından nefret ederim. Gece veya gündüz fark etmez, daima dışarısını görmek isterim ve çok camlı alanlar tercih ederim. Özellikle güneşli günleri ve yıldızlı geceleri bayılırım.
6. Şehirleri severim. Çoğu insanın aksine ben, şehir ve şehirdeki insanlarla, hayatın akışıyla iç içe olmayı, hatta şehrin gürültülerini bile severim. Bana yaşamı anımsatıyor çünkü yaşam da her zaman akış halindedir, durağan değildir.
7. Müzik ve ışığın olduğu her ortamı çok severim.
8. Deniz olmadan, yüzmeden bir yaşam hayal edemiyorum. En sevdiğim mevsim bu yüzden yaz. Suyla bir olmak beni iyi hissettiriyor.
9. Kitaplarıma dokunulmasından en nefret ettiğim şeylerden biridir.
10. En sevdiğim kitap "Ölü Ozanlar Derneği", en sevdiğim film ise "La La Land"'dir.
11. Uğurlu sayım 12'dir.![]() |
| HAKKIMDA 11 GERÇEK (Kızıl Emir, Красный Орден) |
Sevgili okurlar ben Kızıl Emir ve bunlar benim minimal hayatımda bulunan 11 gerçek; 1.
Dürüst olmak gerekirse karşıt görüşlere karşı pek saygım ve tahammülüm yok
çünkü bana genelde karşıt görüş sunan insanlar olay ve olgulara benim bakış
açımdan bakmayı beceremiyor. Her ne kadar ben onların bakış açısından baksam da
karşı tarafın bilgi yeterliliği pek fazla olmadığından genelde karşıt görüşteki
insanlar beni sinirlendiriyor. Bana şu zamana kadar gerçekten kaynakları ile
karşıt görüş sunan kişiler genelde fikrimi değiştirmiştir ve bu insanların
sayısı tam olarak 4 kişi. 2. Tanrı, dinler ve inançlı insanlara karşı içimde hep bir nefret var. Şu zamana kadar saygı duyduğum ve kabul etmesem de beni etkileyen mezhepler ve dinler oldu tabii bunlar; Ortodoks Hristiyanlık, Protestan Hristiyanlık, Alevilik, Tengrizm, Zerdüştlük, Antik Yunan Paganizmi, Budizm, Taoizm. Çok gelebilir ama dünya üzerinde yaşayan 4300 din ve bunların dallara ayrıldığı mezhepleri düşünürseniz çok az. 3.
Radikal ve Bilimsel Sosyalizm fikrini benimsiyorum. Yani komünistim ve
‘’Komünistim; sevdayım tepeden tırnağa’’ En
sevdiğim filozof da doğal olarak Karl Marx. 4. Ateistim ve aynı zamanda hayatın her alanında sekülerizmi savunuyorum. Aynı zamanda verdiğim vergilerin cami, kilise, havra, mescid gibi yapıların yapılması için kullanılmasına karşıyım. Onun yerine halk kütüphanesi, nitelikli okul ya da daha fazla istihdam için fabrika yapılması gerektiğini düşünüyorum. Son olarak kılık kıyafet kanununa tam manasıyla uyulması gerektiğini ve insanların dinini kendi içinde yaşaması ve topluma mal etmemesi gerektiğini düşünüyorum.
5.
Geldik Kızıl’ın en’lerine. En sevdiğim 10 filozof sırasıyla; 1. Karl Marx 2. Friedrich Nietzsche 3. Platon 4. Herakleitos 5. Aristoteles 6. Friedrich Engels 7. Arthur Schopenhauer 8. Freud 9. Sokrates 10. Demokritos
En sevdiğim 10 yazar sırasıyla; 1. Dante Alighieri 2. Jack London 3. Dostoyevski 4. Tolstoy 5. Jean Paul Sartre 6. Kafka 7. Thomas More 8. Chuck Palahnuik 9. Albert Camus 10. Montaigne
6.
En sevdiğim şarkı Megadeth grubuna ait A Tout Le Monde şarkısıdır ve tüm
yargılara açık bir şekilde söylüyorum metal müzik dinlemeyi seviyorum. (https://open.spotify.com/track/77Rn1FxBGeqDUXTD2QFeCb?si=310b0208ac6342f5) 7.
Sürekli olarak bir ‘’güç’’ takıntım var. Hem fiziksel hem psikolojik hem de
zihinsel açıdan. Bu yüzdendir ki Nietzsche’nin ‘’güç istenci’’ fikrini
benimsiyorum. 8.
Alexander Ares mahlasıyla yazılar yayınlayan yazar aslında benim. Alexander
Ares olmasının sebebi; Alexander’in Yunancada maskülenite anlamına gelmesi ve
Ares’in Yunan mitolojisinde savaşın tanrısı olması. Yani ironik bir gerçeklik
var: Gariban ve alt sınıfa ait erkeklerin savaşlarda tarih boyunca piyon olarak
kullanılması. 9. Cahillik özellikle de günümüzde bir tercihtir ve bu yüzden herhangi bir konuda öğrenmeye hevesli olamayan, cahilliği bilginin engin denizine tercih eden insanlardan nefret ediyorum ve elimde olsa onları yok ederdim. 10.
Elimde olsa evreni yok ederdim çünkü yanılsamalar içine tıkılmış bir evrende
varlığımızı sürdürüyoruz. Aslında bizim gerçek olarak kabul ettiğimiz ya da
bizim boyutumuzda gerçekliğin var olduğuna dair kanıtlarımızın, tamamlanmış –
hem zamansal hem de uzaysal boyutlar bağlamında- evren modelinde bir
geçerliliği yok. 11.
Ve artık size yazar mahlasımın nereden geldiğini söyleme vakti geldi. Açıkçası en sevdiğim renk kan kırmızısı. Kırmızı renkli meyvelerin tadı her zaman daha güzeldir, yani en azından benim için. Aynı zamanda daha önce dediğim gibi komünistim ve proletaryayı temsil eden renk kırmızıdır. Peki
mahlas nasıl ortaya çıktı ve neden yazının sonunda Rusça karşılığı yazıyor? Mahlasın çıkış hikayesi şu şekilde gelişti: Bugün
Eden Everhard mahlasıyla tanıdığınız kişi ilk tanıştığımızda bana sosyalist
olduğum için sıraya ‘Kızılcık Şerbeti’ yazdı. Tabii kıkırdamalardan sonra
olamadı bu deyip sıraya ‘Kızıl Emir’ yazdı. Yalan yok hoşuma gitti ve
kullanmaya başladım. Kızıl Emir’in Rusça karşılığının yazma sebebi ise; ilk sosyalist devletin SSCB
olması, aynı zamanda Kızıl Devrim’in ‘’Rus Devrimi’’ olarak anılması. Aslında sizlere, yani değerli okurlara, kendimi açmak iyi hissettirdi. Keşke daha anlatabilsem ama kotayı doldurdum. Ayrıca ciddi derecede insanlara karşı güven problemim var. O yüzden kendinize iyi bakın. Tüm içtenliğimle…
|
1. Selam ben Varta. Varta Wanderlust. Sanırım buradan başlasak iyi olur. Varta uçurum demek. Wanderlust ise İstanbul'da bir kafe olmanın yanı sıra, zamanında Paris sokaklarında yürüyen, durmadan yürüyen ve bölge halkı tarafından pek hoş karşılanmayan gezginlere denirmiş. Niçin böyle sık sık yürüdükleri sorulduğunda, cevapları: "Yaşamak, yalnızca bunun için." olmuş.
Yürümek; insanın yaşama ayak bağı olmasını önlerken, yaşamın da ona çelme takmayacağı kadar karşılıklı bir güven ortamı oluşturur. Benim için de Varta Wanderlust, uçurumun kenarında, aşağı ve yukarıyı "bir" yapan göğü tatmak, uçurumun sana çelme takmasını engellemek için, yaşama sonsuz defa bağlı kalmaktır.
2. Gerçekler, duymaktan hoşlandığımız fakat duyurmaya pek yanaşmadığımız şeylerdir. Size söyleyeceklerim muhtemelen yaşamın sır perdesine ışık tutacak ve dünyamızın mahzun kaderini değiştirebilecek cinsten değil. Buna rağmen kişisel 11 gerçek için sonunda size verebileceğim tek şey dürüst olma çabası olabilir, çünkü elimden yalnızca bu gelir. Çünkü, Can Yücel abinin de dediği gibi, ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi'dir.
3. 3ü1arada'ya şeker ve süt koyuyorum. Bunu yalnızca evde yapıyorum. Dışarda hepimiz espressoyuz. Bana gücenmemenizi umuyorum.
4. Dünyamızı Tanrı'nın ilk
sevişmesi olarak yorumluyorum. Akla geldiğinde utanç verir ve insanı ürkütür
ama buna rağmen hep var olmasını isteriz. Ne de olsa ilk olmadan ikinci de
olmaz. Tanrı eserinden pek memnun değil, ona varlığımızı hatırlatmamızı
istediğini sanmıyorum. Pek çok karmaşayı ve yenilgiyi barındıran yaşamlarımızla
gurur duyduğunu da söyleyemem. Ama bir yerlerde var olmamızı istediğine eminim.
Bana kalırsa kazandığını göstermek için biz tutunamayanlara muhtaç.
5. Hepimiz dünyayı değiştirmek
isteyen romantikleriz.
6. Doğru zaman, doğru yer, doğru kişi üçlemesini hiçbir zaman tutturamadım. İnanın ya da inanmayın, en büyük korkum ve en çok hayalini kurduğum şey daima birbirinde çoğalıyor. En büyük korkum yaşamım boyunca bu üçlemeyi ıskalamakken en büyük hayalimse tutturmak :)
7. Sizi uzak geçmişte yazdığım şiirin bir bölümüyle baş başa bırakıyorum.
Hanımefendi kelimesi
Benimle aynı koltuğa oturmaz
Ayrıca bir koltuğa da
İki karpuz sığmaz.
Çok büyük korkularım var
Korkularımdan korkuyorum
Deniz gerçek midir hiç bilmiyorum
İsterse Truman Show olsun hayatım,
Ben yaşamayı seviyorum.
( ekliyor romantik ateist)
Tanrı'ya inanmıyorum
Ama seviyorum
Çünkü herkes sevilmeyi hak ediyor.
8. Deist annenin ve solcu babanın merhum kaybı. Henüz ellerini saymaya kalkışmadı. Gassal saydıysa da bir varsayımdı. Harezmi: yoksayımdı. Mektubu okunmadı. Onun yerine fatiha ayakta okundu, asker selamı verenler oldu, kimseden ses çıkmadı. Gerçek 8, yalanlarla örtülü sehpayı aydınlatmak istedi. Bir vazo ovalinden kırıldı böylece. Mektubu yakıldı. Gerçek 8 yakılmadı. Ölüleri gömeriz, yaşayanlara güleriz. Koro halinde Birr ve İkii ve Üçç yaşayanları gömeriz, ölüleree... hayır hayır bir yanlışlık var. Kedileer, denizleer hepsi birer birer öldüler.
Bir tek biz ölmedik. Yaşamak çukuruna gömdüler.
(koro, bileklerini keser)
9. Pilava ketçap sıkıyorum. Yanında
le Cola içiyorum.
10. https://open.spotify.com/track/2bsC6KLZ6a9v6zdoDkziBL?si=3a6c8bcf4fa44128
2. Renkler meselesine girecek olursak; çocukken pembe, mor tarzı renkleri çok severdim fakat yaşım büyüdükçe sarı rengine karşı bir ilgim oldu. Sarı renginin anlamı yaratıcı tarafı daha baskın olan kişiler sarı rengine ilgi duyarlarmış.
3. İzlediğimde etkilendiğim iki film var. İlki "I Am Mother" filmi, diğeri de "Enola Holmes."
4. Dizi filmden ziyada kitap okumayı daha çok severim. Beni en çok etkileyen kitap Kürk Mantolu Madonna'ydı. Evet, sanırım buradan kendimi açık ettim Türk Edebiyatını çok severim.
5. Spor dallarından ise yıllarca yüzdüm. Kendimi övmek gibi olmasın iyi yüzücüyümdür.
6.
İlkokuldan beri keman çalıyorum. Birçok konsere katıldım. Gerçekten çok asil
bir enstrüman.
7.
Müzik ruhun gıdasıdır diyorlar ya gerçekten de öyle. Aslında bakarsanız pek
şarkı ayrımı yapan bir insan değilimdir ancak Sezen Aksu ve Cem Adrian'ı
dinlerken ayrı bir mest olduğum doğrudur.
8.
Yazı yazmaya da çok küçükken başladım. Elbette o yaşta yazdığım yazılar
bilinçli değildi. Asıl yazı yazmaya lisede başladım diyebiliriz.
9.
Gündüzden ziyade geceleri daha aktif bir insanım.
10.
Çoğu hemcinsimin aksine çiçek böcekle aram yoktur. Fakat sadece papatyaları çok
severim.
![]() |
| HAKKIMDA 11 GERÇEK (Anstoak) |
1. Selam, ben Anstoak. Bu, yazılarımın altında gördüğünüz mahlasım. Roma imparatoru Aurelius'un döneminde yaşayan Stoa felsefesine atıfta bulunuyor. Stoa felsefesi insanın temel amacının mutluluk olduğunu iddia eder. Ben bu felsefeyi benimsemiyorum, bu yüzden Yunancada olumsuzluk eki anlamına gelen "an" ekini kullanarak anti-Stoa anlamı kattım. Benimsemeyip de neden bu felsefeyi kullandığımı merak edebilirsiniz: Bazen insanlar düzene uyum sağlamak adına istemediğimiz durumlarla karşılaşırız, bu mahlas da buna bir gönderme niteliğinde.
3. Şu ana kadar sayısız dizi ve film izledim ama Breaking Bad bambaşka bir yerde duruyor, çünkü bir kimya hocasının ilgi alanını geliştirerek bu yolda ilerlemesine hayranlık duyuyorum. Ben de biyoloji ile yaşamayı hayal ediyorum. 4. Okuduğum kitapların arasında Küçük Prens hep ayrıcalıklı bir konumda oldu. Düşünmeye ve yazmaya Küçük Prens sayesinde başladım. 5. Müzik zevkim yaşıtlarımdan biraz farklı, çünkü 70'lerin müziklerini dinliyorum. Nostalji haricinde alternatif metal ve karanlık halk müziği türündeki Matt Elliott'un şarkılarını severek dinliyorum. 6. En sevdiğim renk kırmızı. Tutku, şehvet, dinamizm gibi kavramları yansıttığını düşünüyorum. 7. Küçükken topa karşı bir travma yaşadığım için top oyunlarında çok kötüyüm. Pilates yapmayı daha çok seviyorum. 8. Tiyatroya bayılırım. Oyunculuk da yapabilirim ama tirat yazmak bana daha çok hitap ediyor. 9. Yaz mevsimini kış mevsimine tercih eden insanlar çoğunluktadır. Yaz yeni bir başlangıcı simgeler ama ben kış mevsiminde kendimi daha iyi hissediyorum. 10. Uykuyu hiç sevmem, bu yüzden işim olmasa da erken kalkarım. Erken kalkan yol alır sözüne katılıyorum. 11. Yazılarımda duygusallığı azaltmaya çalışırım ama pek başarılı olduğumu sanmıyorum. Alıntı yaptığım ve bilimsel örnekler verdiğim yazılara daha fazla özen gösteririm.
|
![]() |
| HAKKIMDA 11 GERÇEK (Eden Everhard) |
1. Selamlar, ben Eden Everhard. Blog sayfasındaki ilk acemi yazılarını yayınlamaya cesaret eden kişi. Dönüp okuduğumda yüzüm kızarıyor, hatta bazen bazı yazıları kaldırasım geliyor, fakat kaldırmayacağım. İlk ismim “Eden”, Jack London’ın yazmış olduğu Martin Eden kitabındaki Martin Eden karakterinden gelmektedir. Martin Eden, kendi benliğini bulma aşamasında olan ama inanılmaz bir gelişim sergileyen işçi sınıfına mensup bir insan. Eğitim seviyesi de oldukça düşük. Fakat kendisi bazı emeller ve tutkular uğruna anormal bir gelişim sergileyerek kendini baştan yaratıyor. Öyle bir yere ulaşıyor ki artık onu etrafında anlayacak kimse kalmıyor. Aslında kendimi inşa edişimi simgeliyor. Aynı zamanda bu süreçte üst-insana dönüşeceğimin en büyük simgesidir. Bireyciliği de simgeler ama bu sürdürülebilir değildir. İşte tam da bu yüzden Martin “Eden” ölür. Ama birileri ölüyorsa birileri de yaşamalıdır. Bu yüzden de yine Jack London’ın yazmış olduğu Demir Ökçe kitabından Ernest “Everhard” karakteri gerçek bir sosyalist olup bireycilikten sıyrılmıştır. Zekası ve yüksek ileri görüşlülüğe sahip olmasının yanında, inanılmaz bir liderlik gücüne de sahiptir. Ayrıca kendini geliştirmesini bilen ve Martin “Eden” karakterine kıyasla çok daha ütopiktir. Ayrıca ilk zamanlar sadece “Everhard” ismini kullanırken bir gün Kızıl Emir’in de Martin Eden karakterini beğenmesiyle iki karakterin birleşimini kullanmaya karar verdim. Böylece “Eden Everhard” yani mahlasım ortaya çıkmış oldu. Tabii şu an bu mahlası kullanıyor olmam tam anlamıyla ona evrildiğimi düşündürmesin. Daha çok yolum var ama bir gün bende kendimi en baştan yaratabileceğime inanıyorum.
2. İçimde her şeyin her zaman değişebileceğine ve her şeyin daha güzel, daha iyi olacağına dair bir umut var. Fakat genellikle bu umut gerçeklerle yüzleşinceye kadar sürüyor. Tabii ben akıllanmıyorum ve bir şeylerin değişeceğine, daha güzel olacağına inanmaya devam ediyorum. Hayalperest miyim? Tabii ki de değil. Sadece hakikatte düşünüldüğünde değişebilir de ama gerçek şu ki bunun için zaman yok.
3. Zaman yok demiştim. İşte tam da bu yüzden yeni insanlarla
tanışırken fazla seçici ve egolu gözükebiliyorum. Evet, yeni arkadaşlar edinmek
istiyorum ama insanları değiştirmek için zaman harcamak istemiyorum. Çünkü
hayat insanları değiştirmek için fazla kısa -ki bu süreçte ben de değişiyorum.
İnsanları değiştirebileceğinizi ya da değişeceklerini umarak arkadaşlık
etmeyin. Çünkü bu sıfır zeka bir düşünce.
4. Biraz enlerimden bahsetmem gerekirse de
İzlediğimde etkilendiğim en iyi çalışmalardan birisi “Death Note” animesidir. Nedeni ise işlediği adalet konsepti olsun, bireyciliğe bakış açısı olsun özünde felsefik bir yapıdır. Ne kadar ütopik de olsa benim her zaman ilgimi çekmiş ve hayalini kurmak bile heyecan vermiştir.
Bendeki yeri fezada olan şarkılar:
Time- Pink Floyd
Ağlamayı Sevmem Ben- Yavuz Çetin (Yavuz Çetin hayranıyımdır)
Bendeki yeri fezada olan muazzam insanlar:
Mustafa Kemal ATATÜRK
Nazım Hikmet
Jack London
Sabahattin Ali
Friedrich Nietzsche
Bendeki yeri fezada olan kitaplar:
Kuyucaklı Yusuf – Sabahattin Ali (Okuma alışkanlığı kazandıran o kitap. Kitap kapağındaki Sabahattin Ali’yi, Kuyucaklı Yusuf karakteri sanıyordum. Ta ki İçimizdeki Şeytan kitabında da kapak fotoğrafında Sabahattin Ali’yi görünceye kadar. 12 yaşındaydım ama ne zaman aklıma gelse yüzümde bir sıcaklık oluşur. Kendimden utanırım.)
Böyle Buyurdu Zerdüşt - Friedrich Nietzsche
Demir Ökçe – Jack London
Martin Eden –
Jack London
En önemsediğim erdem “saygı”dır. Fakat bu demek değil ki saygı duyduğum insanlara katıldığım anlamına gelsin. Mesela din adamlarına ve dini kullanan yobazlara saygım vardır. Ne de olsa sanatlarını icra ediyorlar ama onlardan gram haz etmem.
5. Kahveye karşı büyük bir zaafım var. Daha doğrusu kafein bağımlısıyım. Kafeinsiz bir hayat hayal edemiyorum.
6. Hiçbir zaman kurduğum alarma uyanamıyorum. Hep bir gecikme oluyor. Bu yüzden yatmadan önce kendimi şartlıyorum ve alarma gerek kalmıyor. Fakat o zaman da uykumu tam aldığımı söyleyemem.
7. Bilinçli olarak kitap okumaya, yazı yazmaya ve de tuval çalışması yapmaya yalnızlık ve her doğrunun ya da her şeyin her zaman söylenemediğini, söyleyemediklerimi fark ettiğimde başladım. Kısacası söyleyemediklerimi bir yerlere aktardım, anlattım. Ayrıca dönem dönem yalnız kalmak, kendinize zaman ayırmak da kendinizi tanımanız için önemli ve gerekli olduğunu öğrendim.
8. Bazen blog sayfasını, yazı taslaklarını, Instagram alıntı sayfasını, kütüphanemi, tuval çalışmalarını… kısacası beni düşünmeye iten ya da kendi başına bir düşünce olan her şeyden elimi ayağımı çekip huzura kavuşmak istiyorum. Tabii bunun büyük bir aptallık ve yanılgı olduğunu asıl huzuru tüm bu düşüncelerin sağladığını fark edinceye kadar.
9. Uyurken yastık kullanmıyorum. Bu alışkanlığın başlama noktası ise kaldığım bir pansiyondaki yastık kılıfını çıkardığımda yastığın sarı renkte olduğunu görmem oldu. Artık nasıl insanlar soluduysa… Bu da bende her yastığın böyle olduğu düşüncesine sebep oluyor.
10. Yaşadığım en ufak olumsuzlukta dahi çok hızlı pes edebilen ve umutsuzluğa kendini teslim eden bir yapım var. Sanki dünyanın sonuymuş gibi davranabiliyorum. Tabii bu büyük eksikliğim için yanımda her zaman bana nazaran daha kararlı ve umutlu insanlar bulundurmaya, fikir almaya ihtiyacım duyuyorum. Aksi takdirde farklı ya da geniş pencerelerden bakmam, olaya karşı yeni bakış açıları kazanmam iş işten geçtikten sonra oluyor. Aylar sonra o olaya karşı “Ben niye bu kadar hızlı pes etmişim?” ya da “Ben bu olay yüzünden mi günlerce uykusuz kaldım?” gibi pişmanlıklarım oluyor ama son pişmanlık neye yarar.
11. Ve hayat her şeye rağmen yaşamaya değer. Aksini düşüneniniz varsa bu şarkıyı dinlesin. Çünkü ben en bok püsürü durumda bile her şey yolundaymış gibi bu şarkıyı dinliyorum:
https://open.spotify.com/track/4DcJxTf3hXEaJIN06xKFb8?si=60869e81cffe4910
- K O Z M O P O L İ T A N Y A
|
|
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Popüler Yayınlar
Zaman Tüm Beyinlerin Ortak Zihnidir
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar













Yorumlar
Yorum Gönder