Nitelikli
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
TANRI İLE KUMAR OYNANMAZ
Elimdeki kartlara göz gezdirdim, son bir saatte defalarca yaptığım gibi. Kupa ası bana göz kırparken, sinek valesine odaklandım. Gerçekleşebilecek tüm olasılıklar zihnimde bir akış halindeydi. Kendimi tanıyordum ve alabileceğim riskleri biliyordum. Lakin sorun bu değildi zaten, sorun rakiplerimi tanımıyor olmamdı. Masadaki son bir saattir aşina olduğun yüzlere şöyle yeniden bir baktım. Aramızda kim blöf yapıyordu da bunu sert mimikleriyle gizliyordu? Ya da şu eleman gerçekten göründüğü kadar rahat mıydı? Risk almaya hazırdım peki ya onlar da benim kadar hazırsa? Aptal durumuna düşmek istemiyordum. Kartlarıma güveniyordum ancak bu yeterli olacak mıydı emin değildim. O an fark ettim ki; hayat bu masa aslında. Evet, bir poker masası, bir şans oyunu. Hayat koskoca bir kumardı aslında. Bir masanın etrafına dizilmiştik, ne için? Bir sonraki hamlede ne olacağını bilmememize rağmen karlı çıkmak uğruna risk almak için. Kimisi kendine güvenmez ve geri çekilirdi. Bu yarım halini kabullenip, elindekiyle yetinmeyi seçerdi. Sonucunun kötü olması yüzünden karar vermekten korkanlar yapardı bunu. Diğer bir kısım ilerlerdi. Gözü kördü kimisinin. Fazlası, yalnızca daha fazlası için sahip olduklarının değerini yok sayarak harcardı. Eğer kader ona gülümserse, biraz şanslıysa feda ettiği şeyler hiç uğrunda ziyan olmaz, harcanmaları anlam bulur ve kazanırdı. Ancak şans, beklediğimiz anlarda orada olmaz. İşte o zaman uğrunda onca şey harcadığımız fakat yine kazanamadığımız o şeyin eksikliğiyle beraber, bu yolda yitirdiklerimizin de yokluğu peydahlanır ve bizi, kendimizi harcamaya mecbur bırakırdı.
Denge. Denge en doğrusudur. Yeri gelince çekilmek ve yeri gelince öne atılmak iyi bir denge yakalamamızı sağlar. Fakat nereden bilebiliriz öne atılmamız gereken anın o olduğunu? Ya aslında geri çekilmemiz gerekiyorsa, risk almak yanlış bir kararsa? Yanlış ve doğru yüzde elliden başka bir şey değildir. Yüzde elli kısmı "yanlış" oluştururken, diğer ellilik kısmı "doğru" oluşturur. Bu durumda kavuşmaya çalıştığınız denge parmaklarınız uçlarından kayıp gitmeye her daim hazır demektir. Bu denli bir baskı altındayken, karar vermekten korkup kaçanlara da hak veriyorum bazen. Eylemin doğuracağı kötü sonuç ihtimalini, eylemsizliğe tercih etmek. Desteklediğim bir felsefe değil, fakat kişinin haklı olduğu yanı var.
Peki ya kartlar? Onlar hayatta bize verilen fırsatlar ve şansızlıklar bütünüdür. Onları lehimize veya aleyhimize çevirmek bizim elimizdedir. Çoğu insan fark etmez ama gerçekten de tıpkı bir poker oyununda tuttuğumuz ve attığımız kartlar kadar kolay kontrol edebiliriz onları. Kartları kişiler olarak da metaforlaştırabiliriz. Ailemiz, dostlarımız, hocalarımız... Çevremizdeki kişilere yani elimizdekilere güveniyorsak, hamle yapma özgüvenimiz artar. Gözünü kartlardan ayırıp masanın etrafında diğer oturan kişilere baktığında, "ya aptallık ediyorsam?" sorusu özgüveninizin içine sinmesine sebep oluyor. Çünkü onlar rakiplerimiz.
Rakiplerimiz; her zaman sınıfınızda, iş yerinizde veya çevrenizde sizden daha başarılı bir insan olmayabilir. Yaşamımızın kritik bir döneminde meydana gelmiş ve bizi zor duruma sokan bir olay da rakibimizdir. Bizim hayattaki başarıya doğru ilerleyişimizi engeller. Aynı şekilde "arkadaş" sıfatındakiler. Hatta doğduğumuz yerin yaşam koşulları bile. Rakip olarak kendimizi de göz ardı edemeyiz. Herkesin içinde kendi benliğini yiyip bitirmek ve onu karanlığa çekmek isteyen bir canavar vardır. Depresif anlarda mantığınızı ele geçirmesi kolaylaşır. Zayıflıklarınızdan, başarısızlıklarınızdan, korkularınızdan ve onlardan doğan kötü düşüncelerden yararlanır. Belki de en büyük rakibimiz "o"dur. Kendimiz.
![]() |
|
Kader, harekete geçmeyen kişiye asla yardım etmez. - Sophokles |
Masa. Masa kaderdir. Kadere inanmayanlar için yaşanmış ve yaşanacak olan her şeydir. Bizi geçmişten şu ana, şu andan da geleceğe taşıyacak olandır. Tüm olay orada olup biter. Sonunda ise kazanç vardır.
Kazanç. Fiziksel olarak baktığınızda aynı görünebilir kazanacaklarımız. Ne var ki fiziksel varoluşun tuzağına düşmek büyük bir hatadır. Gözlerimizin gördüğünden fazlası o kazanç. Biri ona baktığında şan, şöhret görür. Biri, yaşamındaki başarısızlıklarının telafisi olabilecek bir başarı. Bazısı kişisel tatmin unsuru. Kimisi içinse bir hiçtir. Evet, kazanç bazen bir hiç olabilir. Çünkü o kişinin kazancı, kazancın ta kendisidir. Açlıktan farksız bir kazanma arzusu besler ve zaman zaman ne kazanacağı bile önemsizdir.
Şimdi her şey kafamda oturdu. Masaya geri döndüm. Hamle sırası bendeydi. Önce hayatıma sonra bulunduğum masaya baktım. Birbirinin yansımasıydı sanki ikisi de. Hayatımdaki virajları ve riskleri, düşmeleri ve kalkmaları biliyordum. O kazancın benim için ne anlam ifade ettiğine de biliyordum. Elimde tuttuğum kartların kontrol etme gücünün bende olduğunu, masada neler dönüp bittiğini. Yalnız tek bir sorun vardı. Halen rakiplerimi tanımıyordum. Kim hayatımda o sözde arkadaşı temsil ediyordu? Hangisi o kritik anda başıma gelen kötü olaydı? Hangisi bendim peki? Yoksa sadece hayatın bir parçası olan herhangi bir insan olarak mı bakmalıydım onlara? İyi de herhangi bir insan demek, her şey demek. Onlar herkes olabilirdi. Hayatımın bir parçası olan herkes.
![]() |
|
Tanrı ile kumar oynanmaz / Oyunun kurallarını o koyar / Oyunun sonunu o bilir / Oyunun kazananı o olur / Tanrı ile kumar oynanmaz / Oyunun kaybedeni sen olursun. -Tamer Oğuzcan |
Tanrı? Tanrı neredeydi bu oyunda? Bize hep söylendiği gibi yukarıdaki yerinde izliyor muydu? Masanın ta kendisi miydi acaba? Yoksa kararlarımı verdiğimi sandığım irademin iplerini elinde mi tutuyordu? Neresindeydi masanın? Neresinde?
Ya o da oyundaysa? Ya Tanrı, hemen yanımda elinde kartları tutuyorsa? Yaşanmış, yaşanıyor ve yaşanacak olan her şeyi biliyorsa? Kartlarımı, kararlarımı, kazançlarımı, kaybettiklerimi... O halde hiçbir anlamı kalmıyordu bütün bunların. Tanrı bu oyunun içindeyse ben zaten kaybetmişim demektir. Çünkü ben bana kurulu bir oyunun parçası olmak değil, oyunu kendime göre kurmak istiyorum. O varsa kazanmam onun kararıdır, istese kaybederim çünkü. Peki iradem veya kararlarım? Benim elimde değil mi bu kartlar yoksa bu da mı yazılı? Hayat bir kumarsa, Tanrı'nın kumarla ne işi var ki? Ne çok çelişiyor soruların cevapları kafamda. Çeliştikçe manasızlaşıyor sanki oyun. Belki ben cevap bulamayacak kadar ufağım, belki de bu da onun kararı. Ya ben anlayamıyorum, ya da o istemiyor. Ne olursa olsun, tek bir şeyi anladım sonunda ve masadan kalktım. Tanrı ile kumar oynanmaz.
- Kay Snyder
![]() |
| https://open.spotify.com/track/3jjsRKEsF42ccXf8kWR3nu?si=398c02f246fc4250 |
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Popüler Yayınlar
Zaman Tüm Beyinlerin Ortak Zihnidir
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar





Yorumlar
Yorum Gönder