Nitelikli
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
SESSİZLİĞİN İLK SESİ
SESSİZLİĞİN İLK SESİ
Bomboş bir odanın içinde boşluk ve ben vardık sadece. Boşluğu
hissediyordum. Ne hissediyordum bilmiyorum. Boşluğu hissediyordum ama neydi bu
boşluk? Ne ifade ediyordu bu boşluk bana? Boşluk diye bir his türü var mıydı?
Kaybetmiş hissediyordum. Ellerimi uzattığım kupa tam da o an
elimden alınıp başkasına verilmiş gibi hissediyorum. Çünkü ben kupaya doğru
ellerimi uzatırken bir anda yorgun düşmüş ve yere yığılmışım gibi...
Gözlerimi gökyüzüne çevirmiş ve kaybetmişim her şeyi o an.
Upuzun bir hayat kaybetmiş gibi hissediyorum. Ölmüş ve
yaşamaya devam ediyor gibi hissediyorum. Kaybolmuş hissediyorum. Avucumun içi
gibi bildiğim bir yerde yürürken bir anda tüm sokaklar ve binalar değişmiş gibi,içinde
yaşadığım sokak yok olmuş gibi hissediyorum. Sadece evsiz değil sokaksız kalmış
gibi hissediyorum.Yertsiz,yurtsuz,haritasız kalmış gibi hissediyorum. Bir
düşünsenize sadece hayal edin,birgün evinizden çıkıyorsunuz ve bir yere
gidiyorsunuz; okula,hastaneye, alışveriş
merkezine, parka, sahile, markete... herhangi bir yere. Sonra ezbere bildiğiniz
yollardan eve dönüyorsunuz. Kendi sokağında giriyorsunuz ve bir bakıyorsunuz; o
sokak artık orada yok. Kıyamet kopmuş, herkes ölmüş ama ben ölmemişim gibi hissediyorum. Hayatta
kalmışım ama bunun hiçbir anlamı yokmuş gibi hissediyorum. Savaş bitmiş
kazanmışım ama bir tek ben sağ kalmışım gibi hissediyorum. Düşmanlarım ölmüş ve
o savaştan tek sağ kalan benmişim...
Savaşı kazanmışım ama tek başımayım ve bu mutluluğu
paylaşabileceğim tek bir insan bile yok hayatımda.
Ahh! İşte bunun gibi milyonlarca düşünce, milyonlarca
his, milyonlarca soru işareti, milyonlarca keşke...Bunların toplamıdır bu
boşluk...Adı ”boşluk” tu belki ama içinde birçok şey barındırıyordu...
Küçükken ne olmak istiyordunuz? Doktor mu? Avukat mi? Öğretmen
mi? Nasıl karar verirdiniz peki? Görüp etkilenince mi, anlatılanlardan mı, vay be bende böyle olabilirim diyerek mi? Çok keyifli değil miydi? Ben aklıma gelen ilk
mesleği olmak istiyorum derdim. Fakat yaş aldıkça daha çok bilinç kazandıkça o
keyif size cehenneme bile dönüşebiliyor.
Kendimden bahsedeyim: Ben küçükken izlediğim bir dizide görüp
doktorlardan çok etkilenmiştim. Halbuki hala bir filmde bile en ufak kanlı
sahneye bakamam veya iğne yapılmasından hiç hoşlanmam, fobi gibi bir şey
sanırım. Evet buna rağmen doktor olmayı çok istiyordum. Ha birde bunlar en masum sebepler. Tabii
küçükken bunun gerektirdiği zorunluluklar umrumuzda olmuyor. Ya zaten hangimiz
hayal kurarken “şöyle bir durum var yalnız böyle olmaz'' diyerek hayallerinin
yönünü değiştiriyor?
Neticede “hayal kuruyoruz neden tasarruf edelim ki?”
Olmak isteyip de olamadığımız veya istemeyip olduğumuz da bir
takım şeyler yok mu? Elbette var. Mesela ben evlenmem deyip evlenenler, avukat
olacağım deyip işsiz kalanlar...ve daha niceleri.
Her şey değil ama çok şey bizim elimizde mesela bir meslek
sahibi olabilmek için o mesleğin gerektirdiklerinin yerine getirilmesi gerekiyor. Ben
mesela doktor olmak istiyordum ama sayısal dersleri hiç sevmem. Sevmemeyi de
bırakın nefret boyutunda. Ama o yaşlarda bir mesleğin sayısal gerektirdiğiyle
ilgilenmiyorum. Bence birçoğumuz ilgilenmiyorduk. Bu tamamen kazandığımız bilinç
ve edindiğimiz sorumluluklarla alakalı bence.
Aldığınız sorumlulukları karşı ne tepki veriyorsunuz? Her
seferinde yeni sorumluluklar almak sizi boğuyor mu yoksa mutlu mu oluyorsunuz? Her
yeni yaş yeni bir sorumluluk diyebilir miyiz? Olabilir ama sorumluluk almak için
yaş almak gerektiğini düşünmüyorum
''Birisinin eksikliğini duyuyorum ötekinin fazlalığını. Eksik
olan gelip boşluğunu doldurmuyor, fazla olan gidip yerini boşaltmıyor. İkisinin
arasında kör, sevimsiz bir yerdeyim.''
Atilla İlhan
Boşluk denildiğinde aklımıza “yokluk” da gelmedi mi? Benim
geldi. Eksiklik, fazlalık...Hayatımızda hep hissettiğimiz, hep fazlalık duyduğumuz
durumlar yok mu? Elbette var. Duygu eksikliği olabilir, sağlık durumu ile ilgili
bir eksiklik olabilir, parasal anlamda bir eksiklik olabilir; elbette aynı
durumların fazlalığı da olabilir. Bunlarla nasıl başa çıkıyorsunuz ?Atilla İlhan
gibi ikisinin arasında sıkışıp kaldınız mı yoksa elinizden gelen bir şey
olmasına rağmen bekliyor musunuz? Tamam, kabul ediyorum bazen elimizden bir şey gelmediği
hissini kendimize empoze ediyoruz. Belki de gerçekten gelmiyordur, bilmiyorum ama
neden gelmesin ki yaşam bizim, imkanlar, olasılıklar bizim, başarı
bizim, başarısızlık bizim kısacası her şey bizim ve bunu sadece biz
başarabiliriz. Evet bazen imkanlarımız belirli konular için sınırlı oluyor ama
sınırlı olmadığı durumlarda muhakkak vardır. Önemli olan onları bulup onlara
yoğunlaşmak. Boşa kürek çekmektense doğru kayığa binip kürek çekmeyi
yeğlerim. Siz de öyle tercih edersiniz bence. Zaten neden boşa vakit harcayalım
ki. Geri getiremeyeceğimiz tek şey: zaman. Neden onu doğru şekilde
değerlendirmeyelim ki?
Siz hiç “ben ne yapıyorum ya” dediniz mi? Elbette demişizdir. Peki
bunu söyleyip ne yaptınız ?Üstüne gitmeye devam mı ettiniz? Kolaylıklar hoşumuza
gidiyor değil mi?
Bir şey soracağım: ”Psikolojim yerlerde” cümlesinden ne
anlıyoruz? Buradaki “yerler” neyi ifade ediyor? ”Yer” kötüyü ifade ediyor değil
mi? Neden böyle? ”Havalara uçuyorum” derken de mutlu olduğumuzu belirtiyoruz.
Bu niçin böyle? ”Yerler” deyince kötü oluyor da “hava” deyince neden iyi oluyor? Havaya bakıldığında veya gökyüzüne bakıldığında belki de iyi hissediliyordur. Neticede oksijen alıyoruz. Fakat havanın da içimizi kararttığı, sıktığı durumlar yok mu? Hatta “hava çok sıkıcı, içim daralıyor ”illaki demişizdir. E madem net bir şey yok o zaman neden net bir kavram var? Biri kullanmış bu tabiri ve şuan hepimiz kullanıyoruz. Sözcükler bile söylemek istediğimiz gibi değil, kalıplaşmış
Kalıplaşmış başka neler var?
Cümleler, insanlar, kurallar ve daha birçok şey. Tamam, biliyorum
bakmayın öyle tek başımıza biz bu kalıpları yıkamıyoruz. Ama bir şey soracağım
gerçekten bu kalıpları yıkmak istiyor muyuz? Bunlar bize kolaylık sağlamıyor mu? Mesela
az önceki örneği baz alalım. Havanın da kötü olduğu durumları olduğunu uzun uzun
düşünüp birde cümle türetmeye çalışarak ohooo hazırı varken neden yeni cümleler
türetmek için vakit harcıyoruz ki? Dediğim gibi sadece cümlelerde de böyle
değil. Hele ki şu son zamanlarda para kazanmak için de yapılan her şey de bu
durum söz konusu.
Belki de gerçekten değiştirmek istemiyoruzdur. Birden
aklımıza esse bile bunları düşünerek bildiğimizden şaşmamayı daha doğrusu olayı
bırakıp zora gitmeyi denemiyoruz. Denesek belki de değişen bir şey olmayacak bunu
da kabul ediyorum. Ama denemekten zarar gelmez arkadaşlar. O aptal yargılama
bakışlarına maruz kalacaksınız belki ama değecek belki de hem iki gün sonra
yüzünü bile hatırlamayacağınız insanlar için gereksiz düşüncelere kapılmaya hiç
gerek yok. Hem hepimiz çevremizde en az bir insanı konu fark etmeksizin yargılamışızdır. Bu
yüzden bu tarz konular yüzünden kara kara düşünmeye gerek yok. Tamam
sinirlendiğimi kabul ediyorum ve yeni bir soruyla geliyorum.
Sadece başka bir meslek hayal edip başka bir mesleğe mi
evrildiniz yoksa bu diğer her konu için geçerli mi?
Bir şey daha soracağım: O bizim mesleğimizi belirleyecek olan
sınavdan sonra bile düşündüğünüzden belki de çok daha güzel belki de çok daha
kötü bir meslekle karşı karşıya kalacaksınız. Yani her an değişebilecek bir
durumdan söz ediyoruz. Neden kafamızdakini değiştirmek için bu kadar
şartlanıyoruz ki? Neticede şartlansak da her an değişebilecek bir durum. Hayal
kurmaktan, hedef koymaktan hiçbir zaman vazgeçmeyin. Ben hayal kurmayı çok severim. Elbette
hayallerimiz de bazen kötüye evrilebiliyor. Ama hayallerinizi sizden başka kimse
yönetmiyor. Bu yüzden kötüye evrildiği zaman dur diyebilmek sizin elinizde. Hayal
kurarken de kötü olayları, düşünceleri bir kenara bırakalım zahmet olmazsa. Yani
bence öyle yapmalıyız. Çünkü en büyük motive kaynaklarından bir tanesi de hayal
ve hedeflerimiz.
Elbette size hayal dünyanızla birlikte pollyanna olun demiyorum. Belli
başlı gerçekleri bilerek yaşamamız gerekiyor. Onlara uygun hayaller kurarak
gerçekleştirme hedefimizin olması gerekiyor. Hayal, kurmak için kurulmamalı. Onu
herkes yapabilir. Mühim olan onu hedef haline dönüştürmek ve onun için sağlam
adımlar atmak.
''Ah, bu boşluk; burada göğsümde hissettiğim bu korkunç
boşluk! Sık sık düşünüyorum, onu bir defa olsun yalnız bir defacık göğsüme
basabilsem sanki bütün boşluk dolacak gibi.''
Goethe
Rüzgar söner, ateş diner, sular çekilir, boşluk daralır ve
yokluk bile yok olabilir bazen. Bazı şeyler zaman alır ve zamanda bazı şeyleri
alır bizden. Yok demek var demektir ve var demek yok demektir bazen. Güneşin doğmasını
beklerken akşam olabilir ve akşam vakti güneş doğabilir hiç beklemediğiniz bir
anda.
“Boşluk" soyut bir kavram değil mi? Elle tutulur, gözle
görülebilir bir kavram değil fakat belki de en dibine kadar
hissediyoruz. ”Hissetmek nedir sizin için? Neleri hissedebilirsiniz? Nasıl
hissedebilirsiniz? Hissetmek belki de 5 duyu organımızla algılayabileceğimiz ve
somut kavramlar için geçerli bir durum. Fakat “boşluk" bakıldığında soyut
bir kavram olmasına rağmen somut -hissedebilmemiz için-gerekli koşul
sağlanıyor. Ama hepimize farklı şeyler hissettiriyor. Kimine hüzün kimine aşk
kimine korku hissettiriyordu bu boşluk. Hepimiz aynı duyguyu hissetsek öyle bir
kavram olur muydu? Bana ne hissettiriyor ya da hissettiriyor mu diye düşündüm bu
satırları yazarken...
Hissetmiş miydim boşluğu gerçekte? Boşluk neydi? Belki de
benim için karşıdan karşıya geçerken zihnimden geçenlerle içimde oluşan şeylerde
boşluğu ifade ediyordu.
Boşluğu nerede hissedebiliriz? Göğsümüzde? Zihnimizde? Veya
vücudumuzun herhangi bir yerinde.
Mesela ellerinizde de boşluğu hissedebilir
misiniz? Ellerinizi kaybettiğinizi düşünün. Elleriniz artık yok. Hiç; boşluk
olabilir mi? Neden olmasın elbette olabilir.Boşluk yalnızca içimizi yiyip
bitiren o lanet duygular değildir. Maddi kayıplar hepimiz illaki yaşamışızdır. Bu
da “boşuk" olarak adlandırılamaz mı? Evet, adlandırılır. İnsan bir sürü şey
kaybedebilir ve geriye kalan küçücük çakıl taşından bile dünyanın en mutlu insanına
dönüşebilir.
Hem her şeyimi kaybetmişim hem de koskoca çakıl taşı mahzeni
kalmıştı geriye dünyanın en mutlu insanı değildim de neydim? Işıklar benim için
artık aydınlıkta bile yanıyordu...
Benden size bir tavsiye...Karanlıkta kaldıysanız aydınlık aramadan
önce karanlığı sevmeyi deneyin; belki de mutluluğu karanlıkta bulursunuz ve
sonra karanlık bile aydınlık gelir size...Siyaha bakıp, beyaz görmek bizim
elimizde, beyaza bakıp siyah görmek de...
''Nefret ettikleriniz bile gittiğinde içinizde bir boşluk bırakırlar''
Patrick Ness
İçimdekini kusmalı mıydım?Tutmalı mı?Bu ikilem bile bir boşluğu çağrıştırıyordu bana.Belki de her an çağrıştırıyordu ama ben yoğunlaşmıyordum...
Zaman kusuyor
Biriktirdiklerini
Nehrin avucuna
Yankılanıyor
İçimdeki mağara
Dünya duyar mı?
-Vega
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Popüler Yayınlar
Zaman Tüm Beyinlerin Ortak Zihnidir
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar




Yorumlar
Yorum Gönder