Nitelikli
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Mürecceti'nin Gölgesinde
Gözlerimi açtığımda, güneşin ilk ışıkları odamın perdesini altın bir renge boyuyordu. Bir yaz sabahının taze havası, huzurlu bir günün habercisi gibiydi. Ancak bu sabah farklıydı; ailem, yıllar sonra ilk defa tam kadro bir araya gelecek ve en büyük abimin eşi’nin aile yakınları da bize katılacaktı. Evimiz, uzun zamandır duymadığımız kahkahalar ve sohbetlerle dolacaktı.
Ailem, yıllar sonra ilk defa tam kadro bir araya gelmiş, abimin eşi ve onun aile yakınları da bize katılmıştı. Herkes bir yandan bir şeyler yapıyor, bir yandan da birbirine bir şeyler anlatmaya çalışıyordu. Misafirlerimiz benim odamı işgal etmişti ve evimiz, ilk defa bu kadar kalabalık olmuştu; neredeyse yirmi kişi vardı. Ancak, bu kalabalığın içinde bir yabancı gibi hissediyor, sıcaklık duyamıyordum. Abilerimle vakit geçirmeye çalışıyordum. Herkes oturma odasında tabaklarda bir şeyler yerken, ben bilgisayarımı odamdan alıp holdeki masaya yerleştirmiştim. Birkaç tanımadığım kişi ayağa kalkmış, sanırım ayrılmak üzereydiler. Onları dışarıya uğurlamak için çıktık. Geri döndüğümde, oturma odasının duvarı kahve ve kanla kaplıydı, sanki bir sanat eseri gibi. İçimde bir ağırlık, her hareketimde ve eylemimde artan bir korku hissettim. Ne olmuştu burada? Bir anda bu kadar insan nasıl gitmiş olabilirdi? Annem mutfakta yemek yapıyordu, diğerleri denize gitmek için üstlerini değiştiriyorlardı. Abim, odaya girdiğinde şok olmuştu ve ne olduğunu sormuştu. Hızla diğer odaları kontrol etmemi istedi. Kontrol ettim ama her odada belli belirsiz kum ve tozlar vardı. Evin içi giderek aydınlığını mı kaybediyordu, yoksa akşam mı oluyordu? Abim, bilgisayar masasına oturmuştu. Odama gittim, denize gitmek için hazırlanan insanlar çoktan gitmişti. Yerde duran egzersiz matımın üstüne tuval çalışmalarım sıralanmıştı. Diğer odaları tekrar kontrol ettim, yatak altları, koltuk altları, her yere baktım. Oturma odasındaki vahşeti yaratan bu evde yoktu. Abim, çok fazla tuval çalışmam olduğunu söylediğinde, en beğendiği tuvali ona verebileceğimi söyledim. Balkona çıktım. İçimdeki korku, ilk andan daha ağır bir şekilde artıyordu. Karşıdaki araba kümelerine baktığımda, babamın birileriyle konuştuğunu gördüm. Hızla diğer odaları kontrol ettim, kapıyı açık bırakmış olabilirdim. Diğer odalar aynıydı ama banyonun kapısı kapalıydı ve tam karşısında duruyordum. Kapıyı açma cesaretini bulamadım ve kapı kendiliğinden açıldı. İçeriden abim çıkmıştı. Balkona geri döndüm. Hava kızıl bir kapalılığa bürünmüş, oldukça koyu kırmızı renkte bulutlar vardı, sanki bir yağlı boya tablosu gibi.
Balkonun filelerine takılan beyaz bir kedi belirdi gözlerimin önünde, fileye sıkışmış çırpınıyordu. Kediyi kurtarmaya çalışırken, alt demir parmaklıklardan bir köpek de balkona girmeye çalışıyordu. Kedi, fileden çevik bir hareketle sıyrılmayı başarmıştı ve balkon kapısını kapatmaya çalışsam da son anda içeri girmişti. Hızla arkasından gidip koltukların altına baktım, ama yoktu. Diğer odaları da kontrol ettim, ama orada da yoktu. Bu karmaşanın içinde bir tek kedi eksikti ve o da tamamdı.
Oturma odasına tekrar döndüğümde kimse yoktu. Duvardaki kan kurumaya başlamıştı. Duvara biraz daha yaklaşıp, alt kısımlardaki kanla karışık kahve izine baktığımda, kahve içerken öldürülmüşlerdi. Kahvenin telvesi duvara yapışmıştı. Acaba bu ölenler kimdi ve nasıl oluyor da hiç kimse öldüreni görmemişti?
Diğer odaları bir kez daha kontrol etmek geçti içimden. Belki katil saklanıyor ve fırsat kolluyordu. Keşke bir silahım olsaydı ya da mutfağa gidip bir bıçak alıp kontrol etseydim. Mutfağa doğru gittim ve içeride annem yemek hazırlıyor, abim de yardım ediyordu. Bıçak almayı unutup odama geçtim ve bir kez daha tuvallere baktım. Gerçekten çok fazla vardı ve bazılarını ben yapmamıştım. Acaba nereden gelmişti? Acaba beyaz kedi neredeydi? Köpeği unutmuştum.
Halının üzerindeki dolaba bakarken, “Bıçak olsam mı?” diye düşünüyordum ki, karşıdaki odanın içinden hızla biri geçti. Bir adım ileri attım, büyük bir gölge duvarda belirdi ve çok hızlı bir şekilde karşıma çıktı. O öldürmüştü. Vücudum buz kesilmiş, başımdan ayaklarıma kadar soğukluk inmişti. Bağırmak istemiştim ama bağıramamıştım. O, Mürecceti…
Mürecceti’nin karşımda belirmesiyle, zaman sanki durmuştu. Gözlerimdeki dehşet, onun gözlerinde bir zafer işareti olarak yansıyordu. O an, evin içindeki her şeyin bir anlamı vardı; tuvaller, kahve telvesi, kan… hepsi birer ipucuydu. Mürecceti, bu evin sakinlerini birer birer avlamıştı ve şimdi sıra bana gelmişti.
Bir adım geri attım, nefesim kesilmişti. Mürecceti’nin gözleri parlıyordu, sanki içindeki karanlık ruhu yansıtıyordu. “Neden?” diye fısıldadım, ama cevap beklemiyordum. Çünkü bazı soruların cevapları yoktur, bazı karanlıklar ise aydınlatılamaz.
Mürecceti yavaşça bana doğru yaklaştı, her adımında yerdeki toz bulutları havalanıyordu. Kanın parıltısı, kızıl gökyüzünün son ışıklarıyla yarışıyordu. Kaçmak istedim, ama ayaklarım sanki zemine yapışmıştı. Ve o an, bir mucize gerçekleşti. Annemin sesi duyuldu, “Yemeğe geliyor musun?” diye seslendi. Mürecceti’nin dikkati dağılmıştı ve ben bu fırsatı değerlendirdim. Hızla koşarak mutfak kapısına yöneldim ve ardımda bıraktığım korku dolu odadan uzaklaştım.
Yemek
masasına bakarken, dışarıdaki kızıl gökyüzü yavaşça normal rengine dönmeye
başlamıştı.
- Hypocrisy
![]() |
| https://youtu.be/Ux2785uTUr4?si=mJksr-zVqs26gmq2 |
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Popüler Yayınlar
Zaman Tüm Beyinlerin Ortak Zihnidir
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar



Yorumlar
Yorum Gönder