Kayıp Ruhlar Diyarı
"Bu maskenin altında etten fazlası var. Bu maskenin altında bir fikir var. Ve fikirler kurşun geçirmez."
— V for Vendetta
Gittiler. En yücesi, en bilgesi, en cesuru… Hepsi gitti. Efsane dediklerimizin tadı, ölümün damağında kaldı. Bize de geriye sadece kemiklerinin karıştığı topraklar kaldı. Peki ya ruhları? İnsanlığa olan görevini tamamlayanların ve tamamlayamayanların, eğer hayata biraz daha tutunabilselerdi neler başarabileceklerini düşündüğümüz o ruhlar…
Ruhun varlığı, Tanrı'nın varlığının ihtimaliyle eşdeğerdir. Her ikisi de inançla gerçekliğini korur. Ve biliyoruz ki inanç anlatılmaz; onu açıklamaya çalıştığımızda kelimeler ağzımızda düğümlenir. Ancak sözcüklere dökemediklerimiz hislerimizde yaşamaya devam eder. Kazanılmak için çok geç kalınmış anlar, çürümüş fırsatlar ve gitmiş insanlar… Tüm bu kayıplar, bize hissettirir. Öfke, korku, hüzün, ızdırap ve çaresizlikle yıkanırız. Hâlâ üzerimizden damlayan bu duygularla, yeni doğmuş kadar çıplak ve savunmasız şekilde dizlerimizin üzerine çökeriz. Bir mucizeye sarılmak için…
Eğer bu anlarda Tanrı'nın yardım etmeyi seçtiği kişilerden biriyseniz, muhtemelen inançlı bir insansınızdır. Peki ya ruhlar?
Einstein’ın ruhu ne oldu? Aristoteles’in, Martin Luther’in, Pablo Picasso’nun, Nikola Tesla’nın, Leonardo da Vinci’nin, İsa’nın, Kleopatra’nın, Mozart’ın, Mustafa Kemal’in? Neredeler? Nerede bu insanlığın ekmeğini yediği kişiler? Sadece tarihte önemli bir yer edinmiş olanlar değil, o tarihi adeta harf harf yazanlar… Zamanın eskitemediği bu büyük şahsiyetler, mucitler, sanatçılar ve liderler nereye kayboldular?
Bilmiyorum siz ne düşünürsünüz ama bana göre William Shakespeare, bedenini kaybettikten sonra da dünyaya geri dönmek isterdi. Titanik filmini izlemeyi çok severdi, eminim. Ya da Einstein, onu anlamaya yaklaşan insanlara el uzatmak isterdi. Özellikle Oscar Wilde’ın, oradaysa, yazarlık tavsiyeleri vermesini isterdim. Ancak hiçbirimiz bu büyük ruhların bizimle olduğunu hissedemiyoruz. Bunun bir nedeni olmalı. Tanrı onları mı saklıyor? Dünyaya yeterince iyilik yaptıklarını mı düşünüyor? Yoksa fazla mı çalışıp yoruldular?
Belki de Oscar Wilde, yeni yazarlara yardım etmeye başlarsa, bir daha asla yeni bir Oscar Wilde çıkmayacaktır...
Yine de onlara seslenmek istiyorum. Ciğerlerimden gelen güçlü bir nara ile, bana can veren son nefesime dek bağırmak istiyorum: Arkada bıraktığınız şey, yalnızca çürümüş beden parçalarınız değil. Fikirleriniz, karanlık bizi susturduğunda bile sessizlik kadar güçlü bir şekilde kemiklerimizi titretiyor. Yaptıklarınız, ardınızda bıraktığınız izlerdir. Biz de o izleri takip ettikçe etten, kandan ve kemikten fazlasına bürünüyoruz. Buradasınız ve hepiniz, hepimizin bugününü yarattınız. Hepiniz Tanrı'dan birer parçasınız.
Benden duymuş olmayın ama bu dünyanın size hâlâ ihtiyacı var. Daha fazla inanana, daha fazla dileyene… İşinizin bittiğini sanıyor olabilirsiniz, ancak naaşınıza yüklenen anlamlar, benim bugün bir dahinin doğabileceğine olan inancımı zayıflatıyor. Ecelinize biçilen değer belki sizin değil, ama siz olabilecek sanılanların boyunu aşıyor. Ve biz, sadece bekliyoruz. Birini olmayı denemektense, birini bekliyoruz. Sanki dünya bize bir saraymış gibi, lüzumsuz bir rahatlık içinde yaşıyoruz; sanki yeni bir dahinin ortaya çıkmasına ihtiyacımız yokmuş gibi. İnsanlığa verecek bir şeyimiz olmadığını düşünüp bunu yüzümüz kızarmadan kabul ediyoruz.
Normal olmaktan korkup girdiği her ortamda fark edilmek isteyenler bile, bir gün faniliğin kurbanı olduklarında geride hiçbir şey bırakmamaya razı durumdalar. "Ben mi? O mu? Hayır." Eğer sen değilsen, ben değilsem, o değilse, hiçbirimiz değilsek kim?
"Başka bir dünyayı hayal etmek için önce onu mümkün kılacak bir eyleme başlamamız gerekir."
— Paul Hawken
Açıp okuduğun o tarih kitaplarına, izlediğin tarih filmlerine nasıl imrendiğini hatırla. Tarihi yazan o insanların isimlerinin, dünyanın dört bir yanındaki herkese nasıl aşina olduğunu düşün. Şimdi ise tarihin tam olarak hangi noktasında durduğunu fark et. Çünkü bugün, burada, tarih yazılıyor. Ve sen, bu tarihin içinde bir nida olabilecekken susuyorsun. Bir harf olabilecekken mürekkebin kuruyana kadar bekliyorsun. Doğru anlar sensiz var olmayacak. Eğer şimdi çabalamazsan, sonra var olmayacaksın.
Yaşamın içindeyiz, fakat yaşamak, ancak yapmaya karar verdiğinde tadabileceğin bir lütuf. Şimdi. Evet, şimdi diyorum, çünkü artık biliyorsun. Isaac Newton'un ruhu olanlara müdahale edemiyor. Galileo Galilei de, Julius Caesar da, Platon da... Kabul edelim, ruh kavramı gerçek olsa bile, burada değiller. Onlar artık Kayıp Ruhlar Diyarında.
Bir gün sen de Kayıp Ruhlar Diyarına gitmeden önce, her şey için çok geç olmadan önce benliğinin, kimliğinin ve varlığının farkına var. Varlık kavramı her zaman bir sorundu, ama eğer sen bu sorunun bir parçasıysan, bunun bir sebebi vardır. Bugün, eline tutuşturulmuş bir kalem gibi bir fırsat. Bu yüzden, tarihin yazılmasına sadece şahitlik etmekle kalma, onu yaz.
- Kay Snyder
Sonsöz:
Bu uzun yolculuğun sonuna geldik;
iyisiyle, kötüsüyle… Her anın, her kelimenin bir anlamı vardı ve şimdi bu sayfa
kapanıyor. Yayın hayatımız bugün itibarıyla resmi olarak sona eriyor. Fakat
arşivimiz, yazılarınızı ölümsüz kılmaya ve her satırınızda yankılanan
seslerinizi yaşatmaya söz veriyor. Bu, bir veda değil; kaleminizin izleri,
zamanın ötesine geçip sonsuza dek var olacak.
Tüm İçtenliğimle...
E.E
.jpg)



Yorumlar
Yorum Gönder