Ana içeriğe atla

Nitelikli

Kayıp Ruhlar Diyarı

"Bu maskenin altında etten fazlası var. Bu maskenin altında bir fikir var. Ve fikirler kurşun geçirmez."   — V for Vendetta Gittiler. En yücesi, en bilgesi, en cesuru… Hepsi gitti. Efsane dediklerimizin tadı, ölümün damağında kaldı. Bize de geriye sadece kemiklerinin karıştığı topraklar kaldı. Peki ya ruhları? İnsanlığa olan görevini tamamlayanların ve tamamlayamayanların, eğer hayata biraz daha tutunabilselerdi neler başarabileceklerini düşündüğümüz o ruhlar… Ruhun varlığı, Tanrı'nın varlığının ihtimaliyle eşdeğerdir. Her ikisi de inançla gerçekliğini korur. Ve biliyoruz ki inanç anlatılmaz; onu açıklamaya çalıştığımızda kelimeler ağzımızda düğümlenir. Ancak sözcüklere dökemediklerimiz hislerimizde yaşamaya devam eder. Kazanılmak için çok geç kalınmış anlar, çürümüş fırsatlar ve gitmiş insanlar… Tüm bu kayıplar, bize hissettirir. Öfke, korku, hüzün, ızdırap ve çaresizlikle yıkanırız. Hâlâ üzerimizden damlayan bu duygularla, yeni doğmuş kadar çıplak ve savunması...

DUVAR

İzolasyon. Pink Floyd’un The Wall albümünü tek kelimeyle özetlemek gerekirse bundan daha uygun bir kelime olamaz. The Wall, Pink adlı kurgusal bir Rock yıldızının etrafına mecazi bir duvar örerek kendini hayattan ve toplumdan izole etme çabasını anlatan dahiyane bir konsept albümü. Albüm boyunca şarkılar arasında çeşitli diyaloglar ve ses efektleriyle hikaye anlatımı berraklaştırılıyor. Albümün çıkışından 3 sene sonra 1982’de albüm filme uyarlanıyor. Albümün kendisinin zaten bir hikaye anlatması ve her yerde diyaloglar ve karakterler bulunması bu uyarlanmayı doğal olarak kolay kılmış. Filmde albümdeki tüm şarkıların yanı sıra ekstra sözler ve uzatmalar olsa da ben bugün, albümü ve anlamını tiftik tiftik edeceğim ve derin bir inceleme yapacağım. Yazıya devam etmeden önce burada durup albümü baştan sona dinlemenizi tavsiye ediyorum.


Albüm, “In The Flesh?” şarkısıyla başlıyor ve şarkının hemen başında “-e came in?” sözü duyuluyor bu ilerisi için önemli bir bilgi. Şarkı her ne kadar sessiz, huzurlu ve yumuşak başlasa da sertçe ve aniden giren davullar bu manzarayı hemen bozuyor. Bence grubun bunu yaparkenki amacı dinleyiciye başta sesi arttırmaya teşvik edip sonrasında patlayıcı davullarla geleceklere hazırlaması.

Pink, şu sözlerle serzenişine başlıyor:

“Demek gösteriye gelmek isteyeceğini düşündün ha?

Kafa karışıklığının sıcak heyecanını hissetmek isteyeceğini,

O uyuşukluk hissini?

Söyle bakalım, seni aldatan bir şeyler mi var canım?

Görmeyi beklediğin bu değil miydi?

Eğer bu soğuk gözlerin arkasındakileri istersen görmek

Bu tedbil-i kıyafeti yırtıp atman gerek!”

Bu noktada Pink duvarını çoktan örmüş durumda. Sözleriyle ise iki şeyi kastediyor olabilir. İnsanların film, müzik, dizi gibi şeyleri gerçeklikten ve sorunlarından kaçmak için kullanışını eleştirerek şarkılarıyla tam da bunu yapmaya çalışanları gafil avlamak ve onları gerçeklerle yüzleştirmek istiyor olabilir. Veya Duvar’ını inşaa ettiği için artık sergilemekte olduğu insan olmadığını kastediyor olabilir. Şarkının ağır rock sesi savaş seslerine karışıyor ve ikinci şarkı olan The Thin Ice (İnce Buz)’a geçiyor.

The Thin Ice bizi Pink’in bebekliğine geri götürüyor. Duvar’dan ve diğer her şeyden öncesine…

“Anneciğin bebeğini seviyor

Babacığın da öyle

Ve bebeğim deniz sana ılık gözükse de

Gökyüzü ise mavi

Ama aaaahh bebeğim

Ah mavi bebeğim”

Burada annesi Pink’i bir bakıma hayata hazırlıyor. Deniz ılık ve gökyüzü mavi gözüküyor olabilir ama bu öyle oldukları anlamına gelmiyor.

Şarkı albümdeki her şarkı gibi pürüzsüz bir şekilde sıradaki şarkıya geçiyor: Another Brick In The Wall Pt.1 (Duvardaki Bir Başka Tuğla)

“Babacığım okyanusun üzerinden uçtu

Sadece bir anı bırakıp geriye

Aile albümünde şipşak bir fotoğraf

Baba başka ne bıraktın geriye?

Baba başka ne bıraktın geriye?

Hepi topu hepsi duvardaki tuğlalardı

Hepi topu hepsi duvardaki tuğlalardı”

Pink, bir çocuk olarak savaşta ölen babasına bir serzenişte bulunuyor. Duvardaki tuğlalar sözü her ne kadar başta ölen askerlerin ölümlerinin anlamsızlığına dikkat çekiyor diye yorumlanabilecek olsa da aslında babasının savaşta ölümünün Pink’in duvarına eklenen bir tuğla oluşunu temsil ediyor. Bunu şarkının 2. bölümünde daha iyi göreceğiz.

Happiest Days Of Our Lives(Hayatımızın En Mutlu Günleri) eğitimcileri iğneleyici bir üslupla eleştiren bir şarkı.

“Büyüyüp okula gittiğimizde

Belli bazı öğretmenler vardı ki

Çocukları her fırsatta yaralarlardı

Alaylarını dökerek yaptığımız her şeye

Ve bir sır gibi sakladığımız

zaaflarımızı afişe ederek”

Burada öğretmenlerin çocukları nasıl kırıp döktüklerini ve çocukları özel kılan her şeyi koparıp onların şevkini kırarak itaatkar makine dişlileri haline getirdiklerini görüyoruz.

“Ama şehirde herkes bilirdi ki

Akşam eve döndüklerinde

Şişko ve psikopat karıları

Onları fena parçalarlardı”

Aslında öğretmenlerin çocuklara uyguladığı şeyin aynısını kendileri de hayatlarında yaşıyor. Sürekli zavallı ve böcek gibi hisseden birine ufak bir güç kırıntısı verdiğiniz zaman ne olur? Tabii ki bu gücü kötüye kullanır.

Another Brick In The Wall Pt.2 Pink’in öğretmenlerinden gördüğü zulüme karşı kafasında kurduğu bir hayali anlatıyor. Şarkı şu sözlerle başlıyor:

“Bizim eğitime falan ihtiyacımız yok

düşünce kontrolüne de

sınıfta iğneleyici üsluba da yok!

Hoca, rahat bırak şu çocukları

Hoca rahat bırak biz çocukları!

Hepi topu hepsi duvarda tuğlalardı

Hepi topu sen de duvarda bi tuğlaydın”

Eğitim sistemi ve öğretmenler Pink’in kendini izole etme isteğinin ve Duvar’ının bir diğer sebebi, dolayısıyla bir diğer tuğla. Hemen ardından öğrenciler hep bir ağızdan aynı sözleri bağırarak tekrar ediyor. Peki çocuklar isyanlarının etkisini arttırmak için mi hep bir ağızdan konuşuyorlar yoksa baskıcı eğitim sistemi çocukların kimliklerini yok ettiği için mi? Albüm Mother şarkısıyla devam ediyor.

“Anne sence bırakacaklar mı bombayı?

Anne sence beğenecekler mi şarkıyı?

Anne sence kıracaklar mı hayalarımı?

Aaaah Anne, öreyim mi duvarı?

Anne başkanlığa aday olayım mı?

Anne hükümete güveneyim mi?

Anne beni ön cepheye koyarlar mı?

Aaah hepsi bir vakit kaybı mı?”

Pink annesine başkanlığa aday olup olmaması gerektiğini soruyor fakat bir cevap almadan önce en başta hükümete güvenmenin ne kadar doğru olduğunu dolayısıyla başkanlık konumunu sorguluyor. İçinde babasına olanların kendisinin de başına gelme korkusu olsa da son dizeyle bir boşvermişlik hissine kapıldığını görebiliyoruz. Şarkının ikinci kısmı annesinin Pink’in sorularına cevabı niteliğini taşıyor:

“Şş bebeğim ağlama

Annen tüm kabuslarını gerçekleştirecek

Annen tüm korkularını sana aşılayacak

Annen seni kanatlarının altında tutacak

Uçmana izin vermeyecek ama belki şarkı söylettirir

Annen seni sıcak ve rahat tutacak

Aaah bebeğim

Tabii ki annen duvarı örmene yardım edecek”

Bu açıkça hiçbir annenin çocuğuna vermeyeceği bir cevap. Zaten annesi de Pink’e bunları söylemiyor. Bunlar Pink’in bir yetişkin olarak çocukluğuna dönüp bakınca annesinin üzerinde bıraktığı etki. İkinci Dünya Savaşında kocasını kaybettikten sonra oğluna karşı aşırı korumacı bir tavır takınıyor. Pink’in annesi tarafından çocuk yaşta karşılaştığı bu aşırı korumacılık onun ileride cinselliğiyle ilgili birçok sorun yaşamasına sebep olacak. Ama bu konuları Freud’a bıraksam en iyisi. Biz albümü incelemeye devam edelim. Şarkı Pink’in hoşlandığı kız hakkında duyduğu endişeleri annesine anlatmasıyla devam ediyor ve annesinin yine aşırı korumacı ve kıskanç tutumuyla son buluyor.

Goodbye Blue Sky (Elveda Mavi Gökyüzü) albümde en sevdiğim şarkılardan biri. Şarkı bir çocuğun annesine “Bak anne, gökyüzünde bir uçak var” demesiyle İkinci Dünya Savaşı’nın haberini vererek başlıyor. Başta duyulan börtü böcek ve doğa sesleri makine seslerinin arasında kayboluyor.

“Korkanları gördün mü?

Düşen bombaları duydun mu?

Yeni Cesur bir Dünya’nın sözü mavi gökyüzü altında doğmuşken

Hiç merak ettin mi neden şimdi sığınak arıyoruz?

….

Elveda, Mavi Gökyüzü

Elveda, elveda….”

 

Mavi özgürlüğü temsil eden bir renk. Pink burada mavi gökyüzüne elveda derken aslında sadece bombaların ve uçakların gökyüzünü kirletmesine değil aynı zamanda ölen özgürlüğe de veda ediyor. Gitar sesi duruyor ve sıradaki şarkıyla gergin ve distopik bir ortam yaratan soğuk makineleri tekrar duyuyoruz: Empty Spaces (Boş Alanlar)

“Ne kullanacağız doldurmak için

Boş alanları?

Eskiden konuştuğumuz

Nasıl dolduracağım

Son alanları?

Nasıl bitireceğim Duvar’ı?”

Pink, Duvar’ı için son tuğlaların arayışında. Sorusunun cevabını ise bir sonraki şarkıyla buluyor: Young Lust (Genç Şehvet)

“Ben yeni çocuğum

Bu şehirde bir yabancı

Güzel vakitler nerede?

Bu yabancıya kim gösterecek sağı solu?

Aaah kirli bir kadına ihtiyacım var

Aaah kirli bir kıza

Bu çöl diyarında yok mu biri

Bana hatırlatacak erkekliğimi

Bu Rock&Roll mültecisini alıp da

Özgür bırakacak biri?”

Cevap cinsellik. Pink Duvar’daki boşluktan önce içindeki boşluğu cinsellikle doldurmaya çalışıyor. Bir Rock yıldızı olduğu için yapması oldukça kolay bir şey. Şarkının sonunda bir telefon konuşması duyuyoruz. Amerika’da turnede olan Pink İngiltere’deki karısını arıyor. Fakat telefonu açan başka bir adam.

Bir sonraki şarkı olan One Of My Turns (Krizlerimden Biri)’nde Pink kulise gizlice giren bir kızı alıp oteline götürüyor. Şarkı kızın tek taraflı diyaloğuyla ve Pink’in izlediği televizyonun sesiyle başlıyor:

“Aman Tanrım! Ne harika bir oda! Bu gitarların hepsi senin mi?

Bu oda bizim evin tamamından büyük

Iıım bi’ bardak su alabilir miyim?

…Sen de ister misin?

Oha şu küvete bak! Bıcı bıcı yapalım mı?

Ne izliyorsun?

Alooo?

İyi misin?”

Pink bunun üzerine içinden düşünmeye başlıyor:

“Günbegün

Aşk griye dönüyor

Ölen bir adamın derisi gibi

Ve geçen her gece

Davranıyoruz her şey yolundaymış gibi

Ama ben yaşlandım

Sen de soğudun

Ve artık hiçbir şey vermiyor eski keyfi

Ama hissedebiliyorum yaklaştığını

Krizlerimden birinin”

Karısıyla ilişkisini bir anlığına olsun sağlıklı bir şekilde gözden geçirse de hemen ardından krizlerinden birinin yaklaştığını söyleyerek dinleyiciyi uyarıyor. Bir anda çıldırarak etrafı kırıp dökmeye başlarken Pink odadaki kıza şu sözleri söylüyor:

“Yatak odasına koş

Favori baltam soldaki valizde

Bu kadar korkma, bu geçici bir süreç

Kötü günlerimden biri işte

Televizyon izlemek ister misin?

Ya da çarşafların arasına girmek?

Neden kaçıyorsun?!”

Pink kızın şarkının başında sorduğu sorulara burada bir bakıma cevap veriyor. “Bu gitarların hepsi senin mi?” gibi maddiyatçı bir soruya bir başka eşya olan baltasından bahsederek cevap veriyor. Aynı şekilde “Bıcı bıcı yapalım mı?” gibi müstehçen bir teklife karşı da doğrudan çarşafların arasına girelim diyor. En sonunda ise kendi eylemlerinin farkında değilmişçesine kızın neden kaçtığını soruyor. Gerçeklikten bir parça daha koparak.

Don’t Leave Me Now (Beni Şimdi Bırakma) şarkısıyla Pink darmadağın ettiği otel odasında oturup karısı ve başarısız evliliği hakkında düşünüyor:

“Aaah bebeğim

Şimdi bırakma beni

Yolun sonuna geldik deme sakın

Gönderdiğim çiçekleri hatırlasana

Arkadaşlarımın önünde öğütücüden geçirmek için

İhtiyacım var sana

Neden böyle davranıyorsun bana?

Kaçıyorsun

Ahhh bebeğim

Neden kaçıyorsun?”

Pink karısına tüm yaşattıklarına rağmen çiçek göndermek gibi basit bir eylemi hatırlatarak onu ikna edebileceğini düşünüyor. Belki de karısı için yaptığı en romantik hareket bundan ibaret olduğundandır. Şarkı Another Brick In The Wall Pt.3 e geçiyor. Bir önceki şarkıdaki duygusal acizliğin tam tersi, agresif bir şarkı.

“Beni saracak kollara ihtiyacım yok!

Beni yatıştıracak uyuşturuculara da!

Duvardaki yazıyı gördüm ben

Sanma ki ihtiyacım var herhangi bir şeye

Hepi topu hepsi duvardaki tuğlalardı

Hepi topu sen de duvardaki bir tuğlaydın”


Karısı da Duvar’ındaki bir tuğla yani izolasyonunun bir sebebi haline geldi. Pink bu noktada Duvar’ın inşaasını bitirmeye hazır ve kararlı. Vedasını bir sonraki şarkıyla yapıyor: Goodbye Cruel World (Elveda Zalim Dünya)


Duvar’ını ördükten sonra artık toplumdan ve hayattan tam anlamıyla izole olmuş durumda. Fakat Duvar’ı bitirir bitirmez bundan pişman oluyor. Is There Anybody Out There? (Kimse Var Mı?) şarkısı Pink’in Duvar’ın dışıyla iletişime geçme çabasını temsil ediyor. Bir sonraki şarkı olan Nobody Home (Evde Kimse Yok) ile bir kabullenme sürecine giren Pink sahip olduğu her şeyin listesini yapma ihtiyacı duyuyor ve kendini uyuşturmak için kullandığı bütün o eşyaların aslında ne kadar anlamsız olduğunu fark ediyor.


Bring The Boys Back Home (Çocukları Eve Getirin) şarkısıyla Pink’in çocukluğuna dönüyoruz ve savaştan dönen askerlerin arasında şehit düşen babasını bulamayışına şahit oluyoruz. Şarkının ikinci kısmında öğretmeninin ona bağırışı, Oteldeki kız, Telefonu açan adam sesleri birbirine karışıyor ve Pink dip noktasına ulaşıyor.


Comfortably Numb Pink’in çocukkenki hastalanışı ve şimdi girdiği komadaki hislerini anlatıyor. Şarkı aynı zamanda insanlık tarihinin en iyi gitar solosuna sahip. Evren yaratılırken

Tanrı bu soloyu dinliyordu, o derece.


Show Must Go On (Gösteri Devam Etmeli) şarkısıyla Pink ördüğü duvarın içinde hapis olmanın verdiği çaresizlikle bir serzenişte bulunuyor:

 

“Bir hata olmalı ben izin vermedim onlara

ruhumu elimden almalarına!

Çok mu yaşlıyım, çok mu geç?

 

His nereye gitti?

Şarkıyı hatırlayacak mıyım?

Gösteri devam etmeli”

 

Sözler oldukça açık. Pink Duvar’ı örerken başına geleceklerden habersiz. Bu yüzden Duvar’ı ördükten sonra istediğinin ve hedeflediğinin bu olmadığını haykırıyor. Ama o da farkında: Gösteri devam etmeli


In The Flesh şarkısıyla Pink, Duvar’da kalmanın bir etkisi olarak Hitler benzeri faşist bir lidere dönüşüyor. Bu noktada albümün başladığı zamana yani ilk parça olan “In The Flesh?”’e varmış bulunuyoruz. Melodi ve ilk dize bunu bize net bir şekilde açıklıyor.

 

“… Sana kötü bir haberim var canım

Pink iyi değil, otelde kaldı

Bizi de yedek grup olarak yolladı

Şimdi göreceğiz siz hayranların duruşunu”

 

Pink, hayranlarının tanıdığı Pink’in otelde geçirdiği koma ile “öldüğünü” ve bambaşka bir Pink figürünün doğduğunu kastediyor ve hayranlarının sadakatini sorguluyor.

 

“Kalabalıkta hiç ibne var mı?

…Dayayın Duvar’a!

Işığın altında biri var gözüm kesmiyor onu

Onu da dayayın Duvar’a!

Şuradaki yahudiye benziyor! Ve şuradaki zenci!

Kim aldı bu ayak takımını odaya!?

Şurada biri ot içiyor! Ve şuradaki sivilceli

Eğer bana kalsa kurşuna dizerdim hepinizi!

(Halk tezahürat eder*)”

Homofobi ve ırkçılık gibi sık karşılaşılan nefret türleriyle başlasa da sonrasında nefreti esrar içmek ve sivilceli olmak gibi basit ve absürt detaylara sıçrıyor. Bu aslında kendi içinde faşizme bir eleştiri. Seyirci ise sorgulamadan tezahürat ediyor. Kolektif grupların beyinlerini nasıl kapatıp da makine dişlileri gibi hareket ettiğini ve kendilerini körü körüne bazı amaçlara adadığını çok net bir şekilde görebiliyoruz. Pink bu noktada epey bir güç kazanmış durumda. Run Like Hell şarkısında Pink’in diktatörlüğünü ve “ordusunun” eylemlerini görüyoruz. Şarkı, Pink’in fikirlerine ters düşen herkese bir tehdit niteliğinde ve şiddetkar bir üsluba sahip.


Waiting For The Worms şarkısıyla Pink, Duvar’ı tamamıyla kabullenip benimsemiş gibi gözüküyor ve halka terör estirmeye devam ediyor. Fakat Stop şarkısına geldiğimizde durumun böyle olmadığını görüyoruz.

“Eve gitmek istiyorum

Üniformamı çıkarıp gösteriyi bırakmak

Bu hücrede bekliyorum çünkü bilmek istiyorum

En başından beri suçlu muydum?”

Pink artık kendini ve onu Duvar’ını inşaa etmeye iten olayları sorgulamaya başlıyor. Acaba onu bu hale getiren gerçekten varoluşun kendisi ve toplum muydu? Yoksa kendisi mi? The Trial (Mahkeme) şarkısı çeşitli karakterler arasındaki diyaloglar üzerine kurulu bir duruşmayı anlatıyor. Çünkü Pink kendi suçsuzluğunu sorgulamaya başlayınca bu duruşmanın başlamasına sebep vermiş oldu. Ayrıca albümdeki en sevdiğim şarkılardan olduğunu da belirtmeden geçemeyeceğim.

“Günaydın Solucan Hakime Hanım

Sanık işte karşınızda duruyor

Neredeyse insani hisler sergilerken

Suçüstü yakalandı

Okul müdürünü çağırın!”


Okul müdürü tanık kürsüsüne çıkıp Pink’i ezercesine konuşur ve çekiciyle ezmek ister. Ardından kürsüye karısı çıkar. Evliliğinde Pink’in yaptığı bütün hataları yüzüne vurur. Son tanık annesidir. Annesi aşırı korumacı yapısıyla yargıca oğlunu bırakması için yalvarır ve oğlunu sarıp sarmalar. Tabii ki bunların gerçekten de müdürü, annesi ve karısı tarafından değil de o kişilerin Pink’in kafasındaki versiyonları tarafından söylendiğini belirtmek gerek. Pink bunları duyduktan sonra içinden şöyle bir serzenişte bulunuyor:

“Duvarda bi kapı olmalıydı

İçeri girdiğimde”

Yargıç gelip dikte edici ses tonuyla hükmünü bildirir:

“Mahkemeye sunulan kanıtlar tartışmasız

Jürinin kararına gerek yok

Bunca yıllık yargıçlığımda

Cezayı bu kadar hak eden birini

Hiç duymadım daha

canım annen ve karına çektirdiklerin

beni dışkı eyleme dürtüsüyle dolduruyor

(Hadi yargıç, Sıç üstüne!)

Zaten afişe ettiğin için dostum

En büyük korkunu

Seni mahkum bırakıyorum

Akranlarına afişe olmaya

Yıkın Duvar’ı!”

Son şarkı Outside The Wall (Duvar’ın Dışında) Duvar’larımızı yıkmaya yardım eden insanlarla kurduğumuz bağlar hakkında

“…Ve sana her şeylerini verdikten sonra

Bazıları sendeleyip düşer, ne de olsa kolay değil

Bir herifin duvarına kalbinle vurmak”

Şarkının bu son sözleriyle insanların bize ancak onlara izin verirsek ve hayatlarımıza alırsak yardım edebileceklerini anlıyoruz. Eğer bunu yapmazsak bizi eninde sonunda bırakmak zorunda kalıyorlar, tıpkı Pink’in eski karısı gibi.

Şarkının son saniyesinde “isn’t this where w-“ sözünü duyuyoruz. Albümün ilk saniyesiyle birleştirildiği ya da arka arkaya dinlendiği zaman “Isn’t this where we came in?” cümlesiyle karşılaşıyoruz. Yani “Burası girerken geçtiğimiz yer değil mi?” diye tercüme edilebilir. Bununla tüm olanların aslında kısır bir döngü olduğunu anlıyoruz. Yabancılaşmak, Duvar örmek, Pişmanlık, Duvar’ı yıkmak. Birbirini bu sırada takip eden amansız bir döngü.

İzolasyon.

 - Şibumi


https://open.spotify.com/intl-tr/album/6WaIQHxEHtZL0RZ62AuY0g?si=VOS66aNjSSuAyXhKIXaS0g

 

 

Yorumlar

Popüler Yayınlar