Nitelikli
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
DUVAR
İzolasyon. Pink Floyd’un The Wall albümünü tek kelimeyle özetlemek gerekirse bundan daha uygun bir kelime olamaz. The Wall, Pink adlı kurgusal bir Rock yıldızının etrafına mecazi bir duvar örerek kendini hayattan ve toplumdan izole etme çabasını anlatan dahiyane bir konsept albümü. Albüm boyunca şarkılar arasında çeşitli diyaloglar ve ses efektleriyle hikaye anlatımı berraklaştırılıyor. Albümün çıkışından 3 sene sonra 1982’de albüm filme uyarlanıyor. Albümün kendisinin zaten bir hikaye anlatması ve her yerde diyaloglar ve karakterler bulunması bu uyarlanmayı doğal olarak kolay kılmış. Filmde albümdeki tüm şarkıların yanı sıra ekstra sözler ve uzatmalar olsa da ben bugün, albümü ve anlamını tiftik tiftik edeceğim ve derin bir inceleme yapacağım. Yazıya devam etmeden önce burada durup albümü baştan sona dinlemenizi tavsiye ediyorum.
Albüm, “In The Flesh?” şarkısıyla başlıyor ve şarkının hemen başında “-e came in?” sözü duyuluyor bu ilerisi için önemli bir bilgi. Şarkı her ne kadar sessiz, huzurlu ve yumuşak başlasa da sertçe ve aniden giren davullar bu manzarayı hemen bozuyor. Bence grubun bunu yaparkenki amacı dinleyiciye başta sesi arttırmaya teşvik edip sonrasında patlayıcı davullarla geleceklere hazırlaması.
Pink, şu sözlerle serzenişine başlıyor:
“Demek gösteriye gelmek isteyeceğini düşündün ha?
Kafa karışıklığının sıcak heyecanını hissetmek isteyeceğini,
O uyuşukluk hissini?
Söyle bakalım, seni aldatan bir şeyler mi var canım?
Görmeyi beklediğin bu değil miydi?
Eğer bu soğuk gözlerin arkasındakileri istersen görmek
Bu tedbil-i kıyafeti yırtıp atman gerek!”
Bu noktada Pink
duvarını çoktan örmüş durumda. Sözleriyle ise iki şeyi kastediyor olabilir.
İnsanların film, müzik, dizi gibi şeyleri gerçeklikten ve sorunlarından kaçmak
için kullanışını eleştirerek şarkılarıyla tam da bunu yapmaya çalışanları gafil
avlamak ve onları gerçeklerle yüzleştirmek istiyor olabilir. Veya Duvar’ını
inşaa ettiği için artık sergilemekte olduğu insan olmadığını kastediyor
olabilir. Şarkının ağır rock sesi savaş seslerine karışıyor ve ikinci şarkı
olan The Thin Ice (İnce Buz)’a geçiyor.
The Thin Ice bizi Pink’in bebekliğine geri götürüyor. Duvar’dan ve diğer her şeyden öncesine…
“Anneciğin bebeğini seviyor
Babacığın da öyle
Ve bebeğim deniz sana ılık gözükse de
Gökyüzü ise mavi
Ama aaaahh bebeğim
Ah mavi bebeğim”
Burada annesi
Pink’i bir bakıma hayata hazırlıyor. Deniz ılık ve gökyüzü mavi gözüküyor
olabilir ama bu öyle oldukları anlamına gelmiyor.
Şarkı albümdeki her şarkı gibi pürüzsüz bir şekilde sıradaki şarkıya geçiyor: Another Brick In The Wall Pt.1 (Duvardaki Bir Başka Tuğla)
“Babacığım okyanusun üzerinden uçtu
Sadece bir anı bırakıp geriye
Aile albümünde şipşak bir fotoğraf
Baba başka ne bıraktın geriye?
Baba başka ne bıraktın geriye?
Hepi topu hepsi duvardaki tuğlalardı
Hepi topu hepsi duvardaki tuğlalardı”
Pink, bir çocuk
olarak savaşta ölen babasına bir serzenişte bulunuyor. Duvardaki tuğlalar sözü
her ne kadar başta ölen askerlerin ölümlerinin anlamsızlığına dikkat çekiyor
diye yorumlanabilecek olsa da aslında babasının savaşta ölümünün Pink’in
duvarına eklenen bir tuğla oluşunu temsil ediyor. Bunu şarkının 2. bölümünde
daha iyi göreceğiz.
Happiest Days Of Our Lives(Hayatımızın En Mutlu Günleri) eğitimcileri iğneleyici bir üslupla eleştiren bir şarkı.
“Büyüyüp okula gittiğimizde
Belli bazı öğretmenler vardı ki
Çocukları her
fırsatta yaralarlardı
Alaylarını dökerek yaptığımız her şeye
Ve bir sır gibi sakladığımız
zaaflarımızı afişe ederek”
Burada
öğretmenlerin çocukları nasıl kırıp döktüklerini ve çocukları özel kılan her
şeyi koparıp onların şevkini kırarak itaatkar makine dişlileri haline
getirdiklerini görüyoruz.
“Ama şehirde herkes bilirdi ki
Akşam eve döndüklerinde
Şişko ve psikopat karıları
Onları fena
parçalarlardı”
Aslında öğretmenlerin çocuklara uyguladığı şeyin aynısını kendileri de hayatlarında yaşıyor. Sürekli zavallı ve böcek gibi hisseden birine ufak bir güç kırıntısı verdiğiniz zaman ne olur? Tabii ki bu gücü kötüye kullanır.
Another Brick
In The Wall Pt.2 Pink’in öğretmenlerinden gördüğü zulüme karşı kafasında
kurduğu bir hayali anlatıyor. Şarkı şu sözlerle başlıyor:
“Bizim eğitime falan ihtiyacımız yok
düşünce kontrolüne de
sınıfta iğneleyici üsluba da yok!
Hoca, rahat bırak şu çocukları
Hoca rahat bırak biz çocukları!
Hepi topu hepsi duvarda tuğlalardı
Hepi topu sen de duvarda bi tuğlaydın”
Eğitim sistemi
ve öğretmenler Pink’in kendini izole etme isteğinin ve Duvar’ının bir diğer
sebebi, dolayısıyla bir diğer tuğla. Hemen ardından öğrenciler hep bir ağızdan
aynı sözleri bağırarak tekrar ediyor. Peki çocuklar isyanlarının etkisini
arttırmak için mi hep bir ağızdan konuşuyorlar yoksa baskıcı eğitim sistemi
çocukların kimliklerini yok ettiği için mi? Albüm Mother şarkısıyla devam ediyor.
“Anne sence bırakacaklar mı bombayı?
Anne sence beğenecekler mi şarkıyı?
Anne sence kıracaklar mı hayalarımı?
Aaaah Anne,
öreyim mi duvarı?
Anne başkanlığa aday olayım mı?
Anne hükümete güveneyim mi?
Anne beni ön cepheye koyarlar mı?
Aaah hepsi bir vakit
kaybı mı?”
Pink annesine
başkanlığa aday olup olmaması gerektiğini soruyor fakat bir cevap almadan önce
en başta hükümete güvenmenin ne kadar doğru olduğunu dolayısıyla başkanlık
konumunu sorguluyor. İçinde babasına olanların kendisinin de başına gelme
korkusu olsa da son dizeyle bir boşvermişlik hissine kapıldığını görebiliyoruz.
Şarkının ikinci kısmı annesinin Pink’in sorularına cevabı niteliğini taşıyor:
“Şş bebeğim ağlama
Annen tüm kabuslarını gerçekleştirecek
Annen tüm korkularını sana aşılayacak
Annen seni kanatlarının altında tutacak
Uçmana izin vermeyecek ama belki şarkı söylettirir
Annen seni sıcak ve rahat tutacak
Aaah bebeğim
Tabii ki annen
duvarı örmene yardım edecek”
Bu açıkça hiçbir annenin çocuğuna vermeyeceği bir cevap. Zaten annesi de Pink’e bunları söylemiyor. Bunlar Pink’in bir yetişkin olarak çocukluğuna dönüp bakınca annesinin üzerinde bıraktığı etki. İkinci Dünya Savaşında kocasını kaybettikten sonra oğluna karşı aşırı korumacı bir tavır takınıyor. Pink’in annesi tarafından çocuk yaşta karşılaştığı bu aşırı korumacılık onun ileride cinselliğiyle ilgili birçok sorun yaşamasına sebep olacak. Ama bu konuları Freud’a bıraksam en iyisi. Biz albümü incelemeye devam edelim. Şarkı Pink’in hoşlandığı kız hakkında duyduğu endişeleri annesine anlatmasıyla devam ediyor ve annesinin yine aşırı korumacı ve kıskanç tutumuyla son buluyor.
Goodbye Blue Sky (Elveda Mavi Gökyüzü) albümde en sevdiğim şarkılardan biri. Şarkı bir çocuğun annesine “Bak anne, gökyüzünde bir uçak var” demesiyle İkinci Dünya Savaşı’nın haberini vererek başlıyor. Başta duyulan börtü böcek ve doğa sesleri makine seslerinin arasında kayboluyor.
“Korkanları gördün mü?
Düşen bombaları duydun mu?
Yeni Cesur bir Dünya’nın sözü mavi gökyüzü altında doğmuşken
Hiç merak ettin mi neden şimdi sığınak arıyoruz?
….
Elveda, Mavi Gökyüzü
Elveda, elveda….”
Mavi özgürlüğü temsil eden bir renk. Pink burada mavi gökyüzüne elveda derken aslında sadece bombaların ve uçakların gökyüzünü kirletmesine değil aynı zamanda ölen özgürlüğe de veda ediyor. Gitar sesi duruyor ve sıradaki şarkıyla gergin ve distopik bir ortam yaratan soğuk makineleri tekrar duyuyoruz: Empty Spaces (Boş Alanlar)
“Ne kullanacağız doldurmak için
Boş alanları?
Eskiden konuştuğumuz
Nasıl dolduracağım
Son alanları?
Nasıl
bitireceğim Duvar’ı?”
Pink, Duvar’ı
için son tuğlaların arayışında. Sorusunun cevabını ise bir sonraki şarkıyla
buluyor: Young Lust (Genç Şehvet)
“Ben yeni çocuğum
Bu şehirde bir yabancı
Güzel vakitler nerede?
Bu yabancıya
kim gösterecek sağı solu?
Aaah kirli bir kadına ihtiyacım var
Aaah kirli bir
kıza
Bu çöl diyarında yok mu biri
Bana hatırlatacak erkekliğimi
Bu Rock&Roll mültecisini alıp da
Özgür bırakacak
biri?”
Cevap cinsellik. Pink Duvar’daki boşluktan önce içindeki boşluğu cinsellikle doldurmaya çalışıyor. Bir Rock yıldızı olduğu için yapması oldukça kolay bir şey. Şarkının sonunda bir telefon konuşması duyuyoruz. Amerika’da turnede olan Pink İngiltere’deki karısını arıyor. Fakat telefonu açan başka bir adam.
Bir sonraki şarkı olan One Of My Turns (Krizlerimden Biri)’nde Pink kulise gizlice giren bir kızı alıp oteline götürüyor. Şarkı kızın tek taraflı diyaloğuyla ve Pink’in izlediği televizyonun sesiyle başlıyor:
“Aman Tanrım! Ne harika bir oda! Bu gitarların hepsi senin mi?
Bu oda bizim evin tamamından büyük
Iıım bi’ bardak su alabilir miyim?
…Sen de ister misin?
Oha şu küvete bak! Bıcı bıcı yapalım mı?
Ne izliyorsun?
Alooo?
İyi misin?”
Pink bunun üzerine içinden düşünmeye başlıyor:
“Günbegün
Aşk griye dönüyor
Ölen bir adamın derisi gibi
Ve geçen her gece
Davranıyoruz her şey yolundaymış gibi
Ama ben yaşlandım
Sen de soğudun
Ve artık hiçbir şey vermiyor eski keyfi
Ama hissedebiliyorum yaklaştığını
Krizlerimden
birinin”
Karısıyla ilişkisini bir anlığına olsun sağlıklı bir şekilde gözden geçirse de hemen ardından krizlerinden birinin yaklaştığını söyleyerek dinleyiciyi uyarıyor. Bir anda çıldırarak etrafı kırıp dökmeye başlarken Pink odadaki kıza şu sözleri söylüyor:
“Yatak odasına koş
Favori baltam soldaki valizde
Bu kadar korkma, bu geçici bir süreç
Kötü günlerimden biri işte
Televizyon izlemek ister misin?
Ya da çarşafların arasına girmek?
…
Neden
kaçıyorsun?!”
Pink kızın şarkının başında sorduğu sorulara burada bir bakıma cevap veriyor. “Bu gitarların hepsi senin mi?” gibi maddiyatçı bir soruya bir başka eşya olan baltasından bahsederek cevap veriyor. Aynı şekilde “Bıcı bıcı yapalım mı?” gibi müstehçen bir teklife karşı da doğrudan çarşafların arasına girelim diyor. En sonunda ise kendi eylemlerinin farkında değilmişçesine kızın neden kaçtığını soruyor. Gerçeklikten bir parça daha koparak.
Don’t Leave Me Now (Beni Şimdi Bırakma) şarkısıyla Pink darmadağın ettiği otel odasında oturup karısı ve başarısız evliliği hakkında düşünüyor:
“Aaah bebeğim
Şimdi bırakma beni
Yolun sonuna geldik deme sakın
Gönderdiğim çiçekleri hatırlasana
Arkadaşlarımın önünde öğütücüden geçirmek için
İhtiyacım var sana
…
…
Neden böyle davranıyorsun bana?
Kaçıyorsun
Ahhh bebeğim
Neden
kaçıyorsun?”
Pink karısına tüm yaşattıklarına rağmen çiçek göndermek gibi basit bir eylemi hatırlatarak onu ikna edebileceğini düşünüyor. Belki de karısı için yaptığı en romantik hareket bundan ibaret olduğundandır. Şarkı Another Brick In The Wall Pt.3 e geçiyor. Bir önceki şarkıdaki duygusal acizliğin tam tersi, agresif bir şarkı.
“Beni saracak kollara ihtiyacım yok!
Beni yatıştıracak uyuşturuculara da!
Duvardaki yazıyı gördüm ben
Sanma ki ihtiyacım var herhangi bir şeye
Hepi topu hepsi duvardaki tuğlalardı
Hepi topu sen de duvardaki bir tuğlaydın”
Karısı da Duvar’ındaki bir tuğla yani izolasyonunun bir sebebi haline geldi. Pink bu noktada Duvar’ın inşaasını bitirmeye hazır ve kararlı. Vedasını bir sonraki şarkıyla yapıyor: Goodbye Cruel World (Elveda Zalim Dünya)
Duvar’ını ördükten sonra artık toplumdan ve hayattan tam anlamıyla izole olmuş durumda. Fakat Duvar’ı bitirir bitirmez bundan pişman oluyor. Is There Anybody Out There? (Kimse Var Mı?) şarkısı Pink’in Duvar’ın dışıyla iletişime geçme çabasını temsil ediyor. Bir sonraki şarkı olan Nobody Home (Evde Kimse Yok) ile bir kabullenme sürecine giren Pink sahip olduğu her şeyin listesini yapma ihtiyacı duyuyor ve kendini uyuşturmak için kullandığı bütün o eşyaların aslında ne kadar anlamsız olduğunu fark ediyor.
Bring The Boys Back Home (Çocukları Eve Getirin) şarkısıyla Pink’in çocukluğuna dönüyoruz ve savaştan dönen askerlerin arasında şehit düşen babasını bulamayışına şahit oluyoruz. Şarkının ikinci kısmında öğretmeninin ona bağırışı, Oteldeki kız, Telefonu açan adam sesleri birbirine karışıyor ve Pink dip noktasına ulaşıyor.
Comfortably Numb Pink’in çocukkenki hastalanışı ve şimdi girdiği komadaki hislerini anlatıyor. Şarkı aynı zamanda insanlık tarihinin en iyi gitar solosuna sahip. Evren yaratılırken
Tanrı bu soloyu dinliyordu, o derece.
Show Must Go On (Gösteri Devam Etmeli) şarkısıyla Pink ördüğü duvarın içinde hapis olmanın verdiği çaresizlikle bir serzenişte bulunuyor:
“Bir hata olmalı ben izin vermedim onlara
ruhumu elimden almalarına!
Çok mu yaşlıyım, çok mu geç?
His nereye gitti?
Şarkıyı hatırlayacak mıyım?
Gösteri devam etmeli”
Sözler oldukça açık. Pink Duvar’ı örerken başına geleceklerden habersiz. Bu yüzden Duvar’ı ördükten sonra istediğinin ve hedeflediğinin bu olmadığını haykırıyor. Ama o da farkında: Gösteri devam etmeli
In The Flesh şarkısıyla Pink, Duvar’da kalmanın bir etkisi olarak Hitler benzeri faşist bir lidere dönüşüyor. Bu noktada albümün başladığı zamana yani ilk parça olan “In The Flesh?”’e varmış bulunuyoruz. Melodi ve ilk dize bunu bize net bir şekilde açıklıyor.
“… Sana kötü bir haberim var canım
Pink iyi değil, otelde kaldı
Bizi de yedek grup olarak yolladı
Şimdi göreceğiz siz hayranların duruşunu”
Pink, hayranlarının tanıdığı Pink’in otelde geçirdiği koma ile “öldüğünü” ve bambaşka bir Pink figürünün doğduğunu kastediyor ve hayranlarının sadakatini sorguluyor.
“Kalabalıkta hiç ibne var mı?
…Dayayın Duvar’a!
Işığın altında biri var gözüm kesmiyor onu
Onu da dayayın Duvar’a!
Şuradaki yahudiye benziyor! Ve şuradaki zenci!
Kim aldı bu ayak takımını odaya!?
Şurada biri ot içiyor! Ve şuradaki sivilceli
Eğer bana kalsa kurşuna dizerdim hepinizi!
(Halk tezahürat
eder*)”
Homofobi ve
ırkçılık gibi sık karşılaşılan nefret türleriyle başlasa da sonrasında nefreti
esrar içmek ve sivilceli olmak gibi basit ve absürt detaylara sıçrıyor. Bu
aslında kendi içinde faşizme bir eleştiri. Seyirci ise sorgulamadan tezahürat
ediyor. Kolektif grupların beyinlerini nasıl kapatıp da makine dişlileri gibi
hareket ettiğini ve kendilerini körü körüne bazı amaçlara adadığını çok net bir
şekilde görebiliyoruz. Pink bu noktada epey bir güç kazanmış durumda. Run Like
Hell şarkısında Pink’in diktatörlüğünü ve “ordusunun” eylemlerini görüyoruz.
Şarkı, Pink’in fikirlerine ters düşen herkese bir tehdit niteliğinde ve
şiddetkar bir üsluba sahip.
Waiting For The Worms şarkısıyla Pink, Duvar’ı tamamıyla kabullenip benimsemiş gibi gözüküyor ve halka terör estirmeye devam ediyor. Fakat Stop şarkısına geldiğimizde durumun böyle olmadığını görüyoruz.
“Eve gitmek istiyorum
Üniformamı çıkarıp gösteriyi bırakmak
Bu hücrede bekliyorum çünkü bilmek istiyorum
En başından
beri suçlu muydum?”
Pink artık
kendini ve onu Duvar’ını inşaa etmeye iten olayları sorgulamaya başlıyor. Acaba
onu bu hale getiren gerçekten varoluşun kendisi ve toplum muydu? Yoksa kendisi
mi? The Trial (Mahkeme) şarkısı çeşitli karakterler arasındaki diyaloglar
üzerine kurulu bir duruşmayı anlatıyor. Çünkü Pink kendi suçsuzluğunu
sorgulamaya başlayınca bu duruşmanın başlamasına sebep vermiş oldu. Ayrıca
albümdeki en sevdiğim şarkılardan olduğunu da belirtmeden geçemeyeceğim.
“Günaydın Solucan Hakime Hanım
Sanık işte karşınızda duruyor
Neredeyse insani hisler sergilerken
Suçüstü yakalandı
Okul müdürünü
çağırın!”
Okul müdürü
tanık kürsüsüne çıkıp Pink’i ezercesine konuşur ve çekiciyle ezmek ister.
Ardından kürsüye karısı çıkar. Evliliğinde Pink’in yaptığı bütün hataları
yüzüne vurur. Son tanık annesidir. Annesi aşırı korumacı yapısıyla yargıca
oğlunu bırakması için yalvarır ve oğlunu sarıp sarmalar. Tabii ki bunların
gerçekten de müdürü, annesi ve karısı tarafından değil de o kişilerin Pink’in
kafasındaki versiyonları tarafından söylendiğini belirtmek gerek. Pink bunları
duyduktan sonra içinden şöyle bir serzenişte bulunuyor:
“Duvarda bi kapı olmalıydı
İçeri
girdiğimde”
Yargıç gelip
dikte edici ses tonuyla hükmünü bildirir:
“Mahkemeye sunulan kanıtlar tartışmasız
Jürinin kararına gerek yok
Bunca yıllık yargıçlığımda
Cezayı bu kadar hak eden birini
Hiç duymadım daha
canım annen ve karına çektirdiklerin
beni dışkı eyleme dürtüsüyle dolduruyor
(Hadi yargıç, Sıç üstüne!)
Zaten afişe ettiğin için dostum
En büyük korkunu
Seni mahkum bırakıyorum
Akranlarına afişe olmaya
Yıkın Duvar’ı!”
Son şarkı Outside The Wall (Duvar’ın Dışında) Duvar’larımızı yıkmaya yardım eden insanlarla kurduğumuz bağlar hakkında
“…Ve sana her şeylerini verdikten sonra
Bazıları sendeleyip düşer, ne de olsa kolay değil
Bir herifin duvarına kalbinle vurmak”
Şarkının bu son sözleriyle insanların bize ancak onlara izin verirsek ve hayatlarımıza alırsak yardım edebileceklerini anlıyoruz. Eğer bunu yapmazsak bizi eninde sonunda bırakmak zorunda kalıyorlar, tıpkı Pink’in eski karısı gibi.
Şarkının son saniyesinde “isn’t this where w-“ sözünü duyuyoruz. Albümün ilk saniyesiyle birleştirildiği ya da arka arkaya dinlendiği zaman “Isn’t this where we came in?” cümlesiyle karşılaşıyoruz. Yani “Burası girerken geçtiğimiz yer değil mi?” diye tercüme edilebilir. Bununla tüm olanların aslında kısır bir döngü olduğunu anlıyoruz. Yabancılaşmak, Duvar örmek, Pişmanlık, Duvar’ı yıkmak. Birbirini bu sırada takip eden amansız bir döngü.
İzolasyon.
- Şibumi
![]() |
| https://open.spotify.com/intl-tr/album/6WaIQHxEHtZL0RZ62AuY0g?si=VOS66aNjSSuAyXhKIXaS0g |
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Popüler Yayınlar
Zaman Tüm Beyinlerin Ortak Zihnidir
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar


.jpg)
.jpg)









Yorumlar
Yorum Gönder