Ana içeriğe atla

Nitelikli

Kayıp Ruhlar Diyarı

"Bu maskenin altında etten fazlası var. Bu maskenin altında bir fikir var. Ve fikirler kurşun geçirmez."   — V for Vendetta Gittiler. En yücesi, en bilgesi, en cesuru… Hepsi gitti. Efsane dediklerimizin tadı, ölümün damağında kaldı. Bize de geriye sadece kemiklerinin karıştığı topraklar kaldı. Peki ya ruhları? İnsanlığa olan görevini tamamlayanların ve tamamlayamayanların, eğer hayata biraz daha tutunabilselerdi neler başarabileceklerini düşündüğümüz o ruhlar… Ruhun varlığı, Tanrı'nın varlığının ihtimaliyle eşdeğerdir. Her ikisi de inançla gerçekliğini korur. Ve biliyoruz ki inanç anlatılmaz; onu açıklamaya çalıştığımızda kelimeler ağzımızda düğümlenir. Ancak sözcüklere dökemediklerimiz hislerimizde yaşamaya devam eder. Kazanılmak için çok geç kalınmış anlar, çürümüş fırsatlar ve gitmiş insanlar… Tüm bu kayıplar, bize hissettirir. Öfke, korku, hüzün, ızdırap ve çaresizlikle yıkanırız. Hâlâ üzerimizden damlayan bu duygularla, yeni doğmuş kadar çıplak ve savunması...

İNSANLIĞIMI YİTİRİRKEN KİTAP ELEŞTİRİSİ VE OSAMU DAZAİ

İntiharın Diğer Adı Japon Yazar: Osamu Dazai

  Japon edebiyatına az bile olsa ilgisi olanın tanıyabileceğini düşündüğüm bir yazar Osamu Dazai. Ya da gerçek adıyla Şuci Tsuşima ancak ben yazımda kendilerinden Dazai diye bahsedeceğim.

  Eleştirisini yapacağım kitap Dazai’nin “İnsanlığımı Yitirirken” adlı romanı. Dürüst olmak gerekirse yazımda yeterince nesnel olamayacağımdan korkuyorum, en sevdiğim ve en etkilendiğim kitaplardan biri olduğunu göze alırsak.

  

  Öncelikle kitabı sizlere tanıtmak isterim.

  Kitap, ana karakterimiz Oba Yozo (Yozo diye bahsedeceğim), denen kişinin hatıra defterinden alınma bölümlerinden oluşuyor. Yozo hatıra defterinde acınası hayatını anlatır.

  Kendisi, saygın denilebilecek bir ailenin erkek çocuğu. Karakter olarak çok tanıyamadığımız Yozo, ciddi derecedeki sosyal anksiyetesi ve genel olarak insanlarla düzgün iletişim kuramaması gibi nedenlerle göze çarpıyor ilk. Ancak bir o kadar da toplumdan dışlanmaktan, yalnız kalmaktan, ötekileştirilmekten korkan biri. Bu korkusundan dolayı akla gelmeyecek şeyler yapan Yozo, kendi benliğini tamamen reddederek kendine bir “soytarı” kişiliği yaratıyor.

  “Bu, benim insanlara son yaklaşma çabamdı. İnsanların beni dibine kadar dehşete düşürmesine rağmen onlardan ne yaparsam yapayım kopamıyor gibiydim. Böylelikle, “soytarımla” birlikte insanlarla bir noktada bağ kurmayı başardım.

  Görünürde her zaman gülümsüyor olsam da içeride çaresiz bir mücadeleyle debeleniyordum, bir ipte yürüyordum, ter içindeydim, onları eğlendirdikçe felaket ihtimali her an yaklaşıyordu.”

  Yozo, bu kişiliğini yıllarca sürdürüyor. Arkadaşlarının, aile bireylerinin ya da genel olarak ev halkının yanında bile asla kendi gibi davranmıyor. Tek bir kişi dışında ancak ona sonra değineceğim.

  Kadınlardan korkan, hiç sevmeyen hatta nefret derecesine çıkacak kadar şiddetli duygular besleyen Yozo ironik bir şekilde kadınlarla çok iyi anlaşıyor. Burada yazarın kendisinden bazı izler görebiliriz çünkü Dazai de büyük kadın düşmanlığı ile tanınan bir yazar aynı zamanda. Ki bu yönüyle okurları tarafından oldukça olumsuz eleştiri toplasa da bu düşmanlık durduk yerde oluşmuş bir şey değil tabii.

  Burada Dazai’nin hayatı Yozo ile paralel gidiyor, her ikisi de küçüklükten beri kadınların çevresinde büyümüş insanlar. Hayatları boyunca her türlü kadınla karşılaşmış, onların sahte kişiliklerini görmüş ve sonucunda da onlardan soğumuş insanlar. Yozo kadınlar hakkında der ki:

 “Benim için kadınlar, erkeklerden yüz kat daha anlaması zor insanlar. Ailemde kadın nüfusu daha çok. Kadınlarlayken ince bir buzun üzerinde yürür gibi hissediyorum. Bana neredeyse tamamen anlaşılmaz görünmüşlerdir.

 Kadınlar beni fırlatıp bir kenara atmak için tutunuyorlardı bana. Başkaları etraftayken beni küçümsüyor ve bana zalimce davranıyorlar ama yalnız kaldığımız anda bana yapışıyorlardı. Benim durumumda “bana aşık olduklarını” veya “beni sevdiklerini” söylemek doğru olmaz. “Beni umursadılar” demek daha doğru olur sanırım.”

  Tabii Dazai’nin aksine Yozo’nun kadınlarla ilgili yaşadığı başka talihsizlikler de var. Yozo küçüklüğünden itibaren kadınlar tarafından kullanılır. Ve burada her türlü kullanmadan bahsediyorum. Fiziksel ve zihinsel olarak. Ancak hiçbir zaman onların bu yaptığı iğrençlikleri birilerine şikayet etmemiştir, korkusundan değil ancak kimsenin ona inanmayacağını düşünmüştür. Ya da olayın üstü yalanlarla kapatılır fikrine kapılmıştır.

  Lise yıllarında Yozo aile evinden ayrılıp bir yurda yerleşir. Oranın pisliği ve oradaki şiddet Yozo’yu tiksindirirdi. Bu yüzden doktorun birini ona akciğer tüberkülozu teşhisi koyan bir mektup yazmaya ikna ederek yurttan ayrılır. Yozo yurttan ayrılarak babasının evine taşınır ve okuluna buradan gidip gelir. Gerçi bir yerden sonra okulu asmaya başlar çünkü babası evi uzun bir süreliğine terk etmiştir ve başında onu kontrol edecek kimsesi yoktur. Hikayenin burasından sonra hayatına giren kadınlar tek tek anlatılıyor ancak ben çok detay vermeyeceğim.

  Yozo hayatına giren hiçbir kadınla tam anlamıyla duygusal bir bağ kuramaz. Genelde ya kullanılır ya da ilişkilerde hep bir eksiklik hisseder. Ben bunu çocukluğundan beri kadınlarla yaşadığı talihsizliklerle bağdaştırıyorum.

  Yozo hayatta hiçbir amacı olmayan, karikatürist olmak dışında ki bu da geçici bir hevestir, depresif ve sürekli ölümü düşünen biri. Bunu hikaye içerisinde bariz bir şekilde görebiliyoruz. Beraber olduğu her kadınla çifte intihar girişiminde bulunan Yozo hiçbirinde başarılı olamaz.

  Bunlardan biri yazımın başında bahsettiğim, Yozo’nun kendi kişiliğine bürünebildiği tek kadın, insan olan Tsuneko. Bana kalırsa Tsuneko gerçek anlamda Yozo’nun tek sevdiği kadın denebilir. Ancak yine de ölüm aşkı Tsuneko’ya olan aşkından ağır basan Yozo onunla beraber denize atlar ve intihar etmeye çalışır. Tsuneko ölür, ancak Yozo acınası hayatına devam eder.

  İntihar girişimi Tsuneko ile sınırla kalmayan Yozo, beraber olduğu her kadınla çifte intiharı tekrar ve tekrar dener ancak hiçbirinde başarılı olamaz.

  Yirmili yaşlarının sonlarına doğru morfin bağımlısı olan Yozo bir hastaneye, sanatoryuma, yatırılır. Üç ayını burada geçirir.

  “Bir akıl hastanesindeydim. Ben artık bir suçlu değil, bir deliydim. Ama hayır, kesinlikle delirmemiştim. Bir an için bile aklımı kaybetmemiştim. Ah ama galiba delirmiş insanlar böyle söylerler hep. Yani eğer seni bu hastaneye koyuyorlarsa deliydin ve bu hastaneye koymuyorlarsa deli değildin.

  Tanrı’ya soruyorum. Direnmemek suç mu?

  Artık buradan çıksam da deli olarak damgalanacaktım. Hayır.

  Deli değil. Bir sakat.

  Arızalı bir insan.

  Artık tam anlamıyla insanlığımı yitirmiştim.”

  Daha yirmi yedi yaşında beyazlarının çıktığını, görenlerin onun kırkını geçtiğini zannettiğini söyleyen ana karakterimizin bu son sözleri ile acınası hikayesi bizim için burada bir son bulur.

  Kitabın etkileyici olduğunu inkar etmeye gerek yok sanırım. Konu olarak herkese hitap etmeyebilir, içerdiği hassas konuları göze alırsak. Kitabı okurken çokça zaman ana karakter ile çatışabilir, düşüncelerine saygı duymayabilirsiniz ancak bu yanı kitaba farklı bir gerçeklik katıyor. Hiç kimse kusursuz değildir. Soytarı rolü yapsan bile kusursuz değilsin.

  Karakterin yaşadıkları, olayların yazılış biçimi o kadar gerçekçi ki sanki yazar kendi yaşamış da bunları yazıya dökmüş diyor insan. Ve işin aslı, tam olarak da öyle olmuş.

  Bu kitap boyunca Oba Yozo diye okuduğumuz karakter Dazai Osamu’nun ta kendisi. Tabii bazı olaylar değişiklik gösteriyor ancak geneli ele alındığında “İnsanlığımı Yitirirken” Dazai’nin son intihar girişiminde başarılı olmadan önce yayınlanan son kitabı. Bir nevi okurlarına bıraktığı bir intihar mektubu. Kitapta Yozo acınası hayatına devam ederken onun aksine Dazai metresi ile evlerinin yakınındaki bir kanala atlar ve hayatına son verir.

  Peki neden? Dazai neden hayatına son vermeye bu kadar kararlıydı? Bunun cevabı bir bilinmezdir.

  Kitaptan zaten oldukça etkilenmişken bir de üstüne bu bilgiyi öğrendiğimde dayanamayıp ağladığımı hatırlıyorum. Sonrasında öğrendiğime göre Dazai her kitabında kendi hayatından kesitler yazıyormuş aslında. Bunu sonradan okuduğum başka bir eserinde fark etmiştim.

  “Pandora’nın Kutusu” adlı kitabında Japonların “dojo” diye adlandırdığı bir sanatoryuma yatan tüberküloz hastası bir gencin, onunla ilgilenen hemşiresine aşık olması ve bunu hastane dışında mektuplar yolladığı arkadaşına anlatmasını içeriyor hikaye. Hikaye, tüberküloz hastalığı ve sanatoryum yönlerinden Yozo karakteri ile benzerlik gösterip aynı zamanda Dazai ile de benzerliği olsa da bu bilgiyi doğrulatmadım.

  Bu kadar konuşmanın üzerine sözü nasıl bağlarım bilemiyorum ancak, vaktinizi ayırıp okuduğunuz için teşekkür ediyor, Dazai’nin öteki tarafta daha mutlu bir hayat sürdüğünü umut ederek sözümü bitiriyorum, eğer öteki taraf denen şey gerçekten var ise.

 

- 22'  

Yorumlar

Popüler Yayınlar