Ana içeriğe atla

Nitelikli

Kayıp Ruhlar Diyarı

"Bu maskenin altında etten fazlası var. Bu maskenin altında bir fikir var. Ve fikirler kurşun geçirmez."   — V for Vendetta Gittiler. En yücesi, en bilgesi, en cesuru… Hepsi gitti. Efsane dediklerimizin tadı, ölümün damağında kaldı. Bize de geriye sadece kemiklerinin karıştığı topraklar kaldı. Peki ya ruhları? İnsanlığa olan görevini tamamlayanların ve tamamlayamayanların, eğer hayata biraz daha tutunabilselerdi neler başarabileceklerini düşündüğümüz o ruhlar… Ruhun varlığı, Tanrı'nın varlığının ihtimaliyle eşdeğerdir. Her ikisi de inançla gerçekliğini korur. Ve biliyoruz ki inanç anlatılmaz; onu açıklamaya çalıştığımızda kelimeler ağzımızda düğümlenir. Ancak sözcüklere dökemediklerimiz hislerimizde yaşamaya devam eder. Kazanılmak için çok geç kalınmış anlar, çürümüş fırsatlar ve gitmiş insanlar… Tüm bu kayıplar, bize hissettirir. Öfke, korku, hüzün, ızdırap ve çaresizlikle yıkanırız. Hâlâ üzerimizden damlayan bu duygularla, yeni doğmuş kadar çıplak ve savunması...

#2 KESİN İNANÇLILAR

("#1 KESİN İNANÇLILAR yazısını okumadıysanız bu yazıyı idrak etmekte zorlanacaksınızdır. Naçizane tavsiyem ilk olarak o yazıyı okuyup gelmenizdir.)

“Optimus ille animi vindex, laedentia pectus Vincula qui rupit, dedoluitque semel.“ “Göğsünü saran zincirleri kırıp sızlanmayı kesen kimse, ruhunun en büyük kurtarıcısıdır.“ Ovidius, Metamorphoses (s.78)

Bağımsız  bireylere dönüştürmek için neler yapılması gerektiğini söylemiştik. Peki, bir insanın fedakarlık etmesi için ne gereklidir? Bağımsız bireye dönüştürmek ile fedakar bir birey oluşturmak aslında benzer eylemlerdir. Her ikisi de  insanı bireysel kimliğinden ve kendine özgü farklılıklarından ayrılması demektir. Tabii ki bunun için bazı sınırlar çizmek gerekmektedir. Doğum - Ölüm ile sınırlandırılmış bir bakış açısının dışına çıkıp varoluşsal kurtuluş yolları sunmak zorundadır. Ve kişiyi kolektif topluluğa asimile etmesi gerekmektedir. Bu en etkili yoldur. Çünkü kolektif topluma asimile olmuş birey ne kendisini ne de başkalarını birer insan olarak görür. Ona kim olduğunu sorduğunda artık o makineleşmiş şekilde vereceği cevaplar kesin ve hazırdır. Müslümanın, Hristiyanın, Çinliyim, Türküm...  Artık onun bağlı olduğu bir aile, bir grup vardır. Bağlı olduğu topluluktan başka bir amacı ve gayesi yoktur. Hiçbir bağlılık duygusu olmayan birisinin tek amacı hayatta kalmaktır. "Hayat, hiçliğin sonsuzluğunda tek gerçek olan şeydir ve bu kişi hayata utanmak nedir bilmez bir umutsuzluk ile yapışır".  Zorlamaya karşı durma güdüsü ise bir gruba bağlı olmakla doğar. Bireyci kişiler, milletleri ne olursa olsun ezilmeye daha yakındır.  Burada demeye çalıştığım şey aslında, bir tehditle veya yok edilmeyle karşı karşıya olan bir kişinin kendine güven duyması imkansızdır o derinlerinde kendisi olmak değil; yıkılmaz, koruyucu, ve güvenilir bir şeyin parçası olmak ister. Bunun için ise bilmek değil inanmak gerekir. İnanç, bir grupla özleşme ve kişin kendisi olmaktan çıkarak ölümsüzlüğü seçmesidir. Nasıl mı ? Bir dinin, ulusun, ırkın, partinin veya derneğin parçası olmakla “mümkündür”. Böylece kişi artık benliğinden uzak ve kendisine verilen oyunu icra etmektedir. Artık onun için ölüm ve öldürmek eylemleri kolaydır. Ama gerçek benliğimiz için ne bu dünya için ölmek değerli anlamlıdır  ne de öbür dünya için. Ama artık bir aktör gibi rolümüzü oynuyoruzdur ve ölmek ve öldürmek eyleminin gerçek ağırlığından muzdarip şekilde yaşamımıza devam ediyoruzdur.



Bir kitle hareketi için şimdiki zamanın gözden düşürülmesi konusuna gelecek olursak ise şu şekildedir; ilk başlarda şimdiki zamanı önemsiyormuş gibi gözüken, aslında en baştan bu yana geleceği önemsemekte ve geçmişi tiksinilecek bir leke gibi görmekte, göstermektedir. Böylece bireylerin odak noktası geleceğe yani gerçekleşecek, daha doğrusu gerçekleşmesi olası olaylara kaymaktadır. "Ee şimdiki zamanı gözden düşürüyorsa ve geleceği odak noktası yapıyorsa bu kitle hareketinin neyine yarıyor kardeşim" der gibisiniz. Şöyle aslında, bir kişinin hayata gözlerini yumması yani ölmesi, şimdiki zamanı kaybetmesi demektir; o halde, şimdiki zamanın gözden düşürülmesi ve lekelenmesi size, şimdiki zaman adına pek bir şey ifade etmeyecektir. Mucizelere duyulan inanç da şimdiki zamanı reddeder. Aslında bu dünyanın nimetlerine yüz çevirmemiz demek değil midir?


Din, fakirler bu dünyada zenginleri katletmesin diye onlara öbür dünyada eşit bir cennet vaat eder.”        
I. Napolyon
4 Mart 1806
 





























































































































 Bir kitle hareketinin ortaya koyduğu eylemlerin çoğu şimdiki zamana göre uygulanamazdır. Ki şimdiki zaman bir karalama ve yanılsamadan ibarettir. Ama bunu gerçekleştirmek için ise geleceği umut ve pırıltılar ile donatmalısınız ki şimdiki zamanı gözden düşürebilesiniz. Eğer geleceğin sunduğu beklentiler iyi değilse ve şimdiki zamandan daha da kötü veya devam etmesi söz konusu ise bireyler şimdiki zaman ile uzlaşmaya ve devam etmeye karar verirler.

 

“Kimine göre yalnızlık, hasta kişinin kaçışıdır; kimine göre de, hasta kişilerden kaçıştır.”

- Friedrich Nietzsche
   

 Bu nedenle bir kitle hareketi başta ne kadar geleceğe sırtını dönse de aslında en baştan bu yana geleceğe yönelik temeller atmakta ve zamanla güçlendirmektedir. Dini bir harekete şimdiki zaman bir sürgünden ibarettir ve sonu cennete varmaktadır, Devrimsel bir harekete göre ise bitmek üzere olan bir ütopya, milliyetçi bir harekete göre ise zaferden önceki son duraktır. Uzun lafın kısası bir kitle hareketi bireylerin kalbini ve aklını geleceğe yönelik birleştirmektir. Bir de geçmişi kullanarak geleceği yüceltme ve şimdiki zamanı küçük düşürme yöntemi vardır bu kadar derine inmişken değinmemek olmaz. Tabii geçmişin kullanılması için gelecek ile ilişkilendirilmelidir ve bağlanmalıdır aksi taktir de kitle hareketinin emellerine uygun düşmez. Ayrıca şimdi zamanın önemsizleştirmenin diğer bir yolu da, şimdiki zamanı parlak bir geçmiş ile parlak bir gelecek arasına koymaktır. Parlak bir geçmişi kullanarak parlak bir gelecek görünümü verebilirsiniz ve bireyleri tatmin edebilirsiniz.  Dini hareketler, insanlığın yaratılışına; toplumsal devrimler özgür ve eşit bir ütopyaya; milliyetçi hareketler ise geçmişteki altın çağı kullanırlar. Bir kitle hareketin bu denli geçmiş ile haşır neşir olmasının sebebi ise şimdiki zamanın, geçmiş ile gelecek arasında bulunan önemsiz bir geçit olmasıdır. Ayrıca şimdiki zamanla kavgalı olan bireylerin gözleri hep bir değişim ve geleceğe dair küçük filizlenmelerde olur.
Uğruna savaşmaya değecek bir şeyleri olanlar zaten başka bir amaç uğruna savaşmaya isteksiz olacaklardır. Hayatı kıymetli olan insanlar ne kendi çıkarı, ne ülkeleri, ne de kutsal bir amaç uğruna ölmeye hazırdırlar. Bir amaç uğruna ölmeyi göze almayı yaratan duygu, sahip olunanlar değil, sahip olmak için can attıklarımızdır. "Olmayan şeyler", "olan şeyler" den gerçekten daha güçlüdür. İnsanların bir amaç uğruna ölmeleri yani bir makam, bir bayrak, bir kelime, bir fikir…  İçin ölmeleri tam anlamıyla saçma olan şeyler değildir. Aksine, en anlamsız olan şey bireyin elle tutulur ve gerçek bir amaç uğruna can vermemesidir. Çünkü insanın hayatı, tüm gerçeklerin arasında en gerçek olanıdır. Kendini feda etme derecen, hayatın gerçeklerine gösterdiğin kayıtsızlık ile doğru orantılıdır. Bireyin deney ve gözlemlerinden özgürce yola çıkarak sonuçlar çıkarması, şehitlik veyahut yedi kat sema olaylarına pek akıllıca gelmez. Bu nedenle bütün kitle hareketleri, gerçeklik olguları ile arasına bir perde çeker. Bu perdenin amacı,  mutlak ve gerçek kurtuluşun kendi öğretilerinde bulunduğunu iddia etmektir. Bir öğretinin etkinliği onun anlamından değil, kesinliğinden ileri gelir. Ayrıca görülmektedir ki, bir öğretinin etkili olabilmesi için anlaşılmaz, karmaşık, bilinmez ve anlamlandırılamaz olması gerekmektedir. Anlaşılır bir öğreti gücünü kaybetmeye mahkumdur. Sofulara mutlak hakikati akılları ile değil, kalpleri  ile aramaları telkin edilir hep. "Tanrı’nın bilincinde olan akıl değil, kalptir." Açıkça bir öğretinin basit yanları vardır ama bireyler, arasında öğretinin o kısmına öyle bir anlamlar yüklenir ki en okumuş bireyi bile cehaletten geçilemediğine şahit olursunuz. Kelimeler gerçek anlamlarından bihaber anlamlar yüklenmiş olarak kullanılır. Dolayısıyla en basit olayı bile karmaşık, çözümlenemez bir hal almış olarak bulur ve skolastik düşünce rüzgarlarına yakalanırsınız. İşte mutlak kesin inançlı bir öğretiye sahip olmak bunları beraberinde getirir. Artık  bilinmez ve şaşkınlık verici bir şey kalmamıştır. Akla gelecek tüm soruların cevabı hazır ve nazırdır. Bütün kararlar verilmiştir. "İnanmak ve yalan söylemek arasındaki birlik sırf çocuklara ait bir özellik değildir. Gerçekleri olduğu gibi görme yeteneksizliği ve görmek istememe, hem avanaklığı hem de şarlatanlığı teşvik eder."

 

Sabahattin Ali’nin de dediği gibi: “Kendim kendime yeterim.”   







 Esenlikle Kalın. Sevgilerle Eden Everhard ...

"Ne zaman ki, en sevdikleriniz yanıltır sizi,
Ne zaman ki, birer birer düşürür herkes maskesini,
Ne zaman ki, yalnızlıktaki o muhteşem gücü keşfedersiniz,
 İşte o zaman başlarsınız, gerçekten yaşamaya.."


•Charles Bukowski


 

Yorumlar

Popüler Yayınlar