Nitelikli
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
3# KESİN İNANÇLILAR
“Kesin inançlılar son bölüm olmasını temenni ederek yazmaya başlıyorum. Önerim önceki iki bölümü okumadıysanız okuyup gelmenizdir.”
Sizce en birleştirici, her zaman kolay şekilde yapılabilecek eylem nedir?
Sevgi mi, güven mi, umut mu?
Yoksa nefret mi? Neyse siz düşüne durun bende kendi düşüncelerimden biraz bahsedeyim.
Nefret, aklınıza gelen etkenlerden, eylemlerden en etkilisi ve kolay bulunanıdır. Neden mi?
Nefret; bir insanı benliğinden koparıp, geçmişine kara bir sayfaya çekip, geleceği köreltebilir. Ayrıca sevgi eyleminin başaramayacağı eylemi toplu nefret eylemiyle sağlayabilmeniz olasıdır.
İnançlar bu yöntemi çok kullanırlar ve büyüyüp bir kitle hareketine dönüşebilirler. Nefret eyleminde, ortak nefretin önemi çok büyüktür. Onu paylaşmak, yaymak bile kişinin sempati beslemesine ve karşı bireylerin duygusunu zayıflatıcı özellik taşır. Sizin cevaplarınıza dönecek olursak ise sanırım bana katılanlarınızdan sonra en çok tercih edilen eylemin "Sevgi" olduğunu belki nefretten bile fazla olduğunu düşünmekteyim ama sevgi eylemi öyle bir şeydir ki çoğu zaman paylaşma isteği duymazsınız. Buradaki paylaşmaktan kastım sizinde sevdiğiniz şeye arkadaş aramazsınız. Hatta sevdiğiniz şeyi sevenleri düşman, rakip bellersiniz. Fakat nefrette olaylar böyle değildir. Nefret eyleminde kişi haklı olduğu ya da haksızlığa uğradığı anlarda kendisine destek, taraf arar. Ama kişi garip şekilde kesin bir hak veya haksızlığı söz konusu olmadığında, bu yanına taraf ve destek bulması çabası daha fazla artar. Peki ama bu neden kaynaklanır?
Bu kişinin; yetersizliğini, değersizliğini, benliğindeki kusurlarını... ümitsizce nefret eylemi ile bastırma, örtbas etme çabasından doğmaktadır. Bireyin kendisini aşağı ve değersiz görme duygusuna Pascal şöyle demiştir, düşünülebilecek en haksız, en cani hırsları yaratır; çünkü o, kendini suçlu bulan ve kusurlu olduğuna kendini ikna eden hakikatte karşı, öldürücü bir nefret duyar.
Nefret eylemi haksızlığı, haksızlık nefret ateşini körükler. Birey benliğinin aşağı ve değersizliğini bilişinde, benliğini kimi bireyinkine göre yukarıda kimininkine göre dipte göremez. Kendini, benliğini en aşağı insanın benliğinden daha aşağı görür. Böylece başta kendinden olmak üzere herkesten nefret eder. Pascal'in başka bir değişine göre ise, bütün insanların doğaları gereği birbirlerinden nefret ettiği, sevgi ve hayırseverliğin aldatmaca ve sahte bir görüntü olduğunu, çünkü temelde bunların nefretten olduğunu ifade etmesi gibi içsel sorunlara dair başka bir izlenim sunar. Kesin inançlı bir kişi, ilk görünüşte alçak gönüllü biri izlenimi sunar. Fakat gerçek görünene çok yabancıdır. Benliğini teslim etmek, itaatkar olmak, gurur ve kibiri doğurur. Durum böyle olunca ise ortalıkta kendini ayrıcalıklı sanan, etrafına nur saçtığını, dünyanın cennet bahçelerinde yaşadıklarını, doğru yolun yolcusu olduklarını görmeye meyillidirler. Onların inancında olmayanlar ise gözlerinde kafir, cehennemlik, kötüdür. Bilge'nin deyişiyle de, aksini iddia edenler aldanmıştır. Nefret sadece bir birleşme eylemi değil birleşme sonucudur. İkna etme eyleminde çokça karşılaştığımız "propaganda" eylemine gelecek olursak ise herkes tarafından fazlaca abartıldığına şahit oluruz. Neden mi? Durun durun önce propaganda ne demek ona kısaca bakalım.
İşin aslında yani nedenine gelecek olursak ise propaganda, istemeyen bireylerin aklına ne zorla girebilir, ne yeni öğretiler katar ne de inançsız kişiyi inançlı yapar. Propaganda sadece hali hazırda inancı olan kişileri daha da ateşler ve onlara görüş aşılamaktan öte var olan inançlarını kuvvetlendirir. Amacına ulaşmış bir propaganda gerisinde zaten var olan inançlıların, inançlarını daha da benimsemelerine yarar. Görüşlerin dayatılmadığı yerlerde, kişilere ancak bildikleri şeyler dayatılabilir. Propaganda en çok, hayal kırıklığına uğramış, hüsrana uğramaktan suyu çıkmış kişilerde fazlasıyla etkili olur. Bu bireylere artık etkili, gerçekçi, dayanakları olan konuşmalar değil, tutku dolu laf salatası konuşmalar gereklidir.
Kitle hareketin de liderlik durumuna gelecek olursak. Liderin fikir ve görüşlerinin niteliğinin pek bir önemi yoktur. Aksine kibirli, kendinden emin ve küstahça davranmaktır. Başarılı bir liderlikte belli bir raddeye kadar şarlatanlık gereklidir. Gerçekleri çarptırmadan, evirip çevirmeden ve kendi gerçeğini yaratmadan bir kitle hareketinin başarısını beklemek imkansızdır. Büyük kitle hareketleri liderliğinde özgürlük olmazsa olmaz değildir. Ama taklit ve dünyaya kafa tutma yeteneği olmazda olmazdır. "... Gerçek inanç yüreğimizdedir. Gerçek inanç, ruhumuzun ta kendisidir." Kavim, Ahmet Ümit
Peki lideri kimler takip edecekler onlara bir göz atalım. Yine pek çok yerde sözünü ettiğimiz hüsrana uğramış kişiler en muhtemel takipçiler olacaktır. Aynı zamanda yenilmekten korkan bireylerin de ilgisini bir o kadar çekecektir. Neden demeyin çünkü bu bireyler toplu olarak girilen savaşları kaybetmekten korkmazlar aksine en cesur olanlardır. Şimdi şöyle diyebilirsiniz kardeşim, Şimdi sen iki cümle önce bu bireyler kaybetmekten korkuyorlar diyordun, Şimdi de korkmuyorlar diyorsun. Tutarsızlık abidesisin demeden hemen önce açıklayayım, sonra siz yine demek isterseniz amenna. Birey girişilen savaşın kaybedilmesi halinde sorumluğun kendi benliğinden uzaklaştığını hissedecekte ondan.
![]() |
Gaetano Chierici, Ressam |
Bütün küçük veyahut büyük kitle hareketlerinin ihtiyaç duyduğu birleşme aracı nefret... yok yok o da gerekli ama bu sefer o değil. Eylem. “bir değişiklik doğurabilen etkileyici davranış.”.
Eylem, birleştiricidir. Biraz düşününce aslında insanların iyi geçinerek çalışmalarının pek mümkün olmadığını gözlemlersiniz. Ama eylem insanları için durum böyle değildir. Onlar için olmazsa olmaz bir şeydir neredeyse. En basitinden bir yürüyüş bile birleştirici bir işlev görür. Hatta nazilerin yapmış olduğu sonu gelmeyen yürüyüşlere hitaben Hermann Rauschning şöyle demiştir, yürüyüş, insanların düşüncelerinden uzaklaştırır. Yürüyüş düşünceyi öldürür. Yürüyüş bireyselliğe son verir demiştir. insanların inanması, iman etmesi gerekmektedir. Gerçek düzen ve güç ancak bu şekilde sağlanabilir. Tabii ki bunun öncesinde kısıtlamalar birbiri ardına gelmektedir. İlginç gelebilir ama bir kitle hareketine mensup bireyler pek çok kısıtlamaya maruz kalırlar. Bu kısıtlamalardan önce beyinlerde kesinleştirilmesi gereken veyahut o kesinlikler için var olan sistemin yıkılıp, sistemin kesinleri dayatılmaktadır. Sistemin öğretisin üstünlüğü akılın algılayamayacağı derecede üst düzey olduğunun düşünülmesi ve buna iman etmesi beklenir. Edebiyatın, sanatın, müziğin ve en önemli olan bilimin önüne geçilerek bireyi düşünmekten, sorgulamaktan, yaşamaktan alıkoyarlar. Bu şekilde kısıtlama ve bir partiye, tarikata, itikata, dine bağlanan birey artık yaşamı boyunca hep bir eksiklik ve bağlılık duygusu içindedir.
Çünkü ezelden dayatılan bağlılık kişiyi köreltir, o kitle hareketini havasından bağımsız bir yaşam sürdüremez, sürdürmesi düşünülemez. Kesin inançlılar serisini şu şekilde sonlandırmak istiyorum.
Esenlikle Kalın. Sevgilerle Eden Everhard ...
![]() |
| Eric Hoffer, Amerikalı toplum yazarı. |
"Her insan mutlu olamaz. Çünkü; gereğinden fazla özler dünü, hak ettiğinden fazla düşünür yarını ve hiç hak etmediği kadar bilinçsizce yaşar bugünü.Her insan mutlu olamaz. Çünkü; gereğinden fazla özler hayatından çıkanları, hak ettiğinden daha büyük umutla bekler hayatına girecekleri ve asla göremez yanı başındakileri.
- Erich Fromm
Bekleyen her şey bir gün solar ve ölür.
Bu bu papatya da olabilir
Veyahut bir umut da.
Sabahattin Ali
Bir dürbünün ters tarafı gibi bu dünya
En büyük şey, en asil şey küçülür burda.
Burda yalan para eden biricik iştir,
Burda her şey bir yapmacık bir gösteriştir.
Sabahattin Ali
Popüler Yayınlar
Zaman Tüm Beyinlerin Ortak Zihnidir
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar






Yorumlar
Yorum Gönder