Ana içeriğe atla

Nitelikli

Kayıp Ruhlar Diyarı

"Bu maskenin altında etten fazlası var. Bu maskenin altında bir fikir var. Ve fikirler kurşun geçirmez."   — V for Vendetta Gittiler. En yücesi, en bilgesi, en cesuru… Hepsi gitti. Efsane dediklerimizin tadı, ölümün damağında kaldı. Bize de geriye sadece kemiklerinin karıştığı topraklar kaldı. Peki ya ruhları? İnsanlığa olan görevini tamamlayanların ve tamamlayamayanların, eğer hayata biraz daha tutunabilselerdi neler başarabileceklerini düşündüğümüz o ruhlar… Ruhun varlığı, Tanrı'nın varlığının ihtimaliyle eşdeğerdir. Her ikisi de inançla gerçekliğini korur. Ve biliyoruz ki inanç anlatılmaz; onu açıklamaya çalıştığımızda kelimeler ağzımızda düğümlenir. Ancak sözcüklere dökemediklerimiz hislerimizde yaşamaya devam eder. Kazanılmak için çok geç kalınmış anlar, çürümüş fırsatlar ve gitmiş insanlar… Tüm bu kayıplar, bize hissettirir. Öfke, korku, hüzün, ızdırap ve çaresizlikle yıkanırız. Hâlâ üzerimizden damlayan bu duygularla, yeni doğmuş kadar çıplak ve savunması...

AKIŞIN İZLERİ

Bazen hayata çok kızıyorum. Elimdekileri alıp götürecek, sonsuz bir akış olduğu için. Tutunduğum her şeyi elimden alabilecek güçteki o akış, kaybetme korkumu günden güne besliyor. Bugün sahip olduklarımın yarın benim olacağının garantisi yok. Bugün sokağa çıktığımda duyduğum ve beni neşelendiren müziğin, ertesi gün dışarı çıktığımda beni neşelendireceğinin garantisi yok. Yeni gelen haberlere, hayatımdan giden kişilere, başarılara, başarısızlıklara, fırsatlara ve diğer her şeyin akışın avcunda yok olmasına göz yumabilirim. Ancak akışa kaptırmak istemediğim tek şey, duygularım.

 


Ben her sabah uyandığımda beni keyiflendiren şarkının, başka bir gün beni üzmesini istemiyorum. İzlediğimde bana hissettirdikleriyle yüreğimi deli gibi çarptıran filmin bir gün bana hiçbir şey hissettirmemesini istemiyorum. Çok sevdiğim sevgilimi yarın da sevmek istiyorum. Özlediğim çocukluğumdan ileride vazgeçmek istemiyorum. Tutunduğum bir umuda, bir hayale beslediğim arzunun eriyip gitmesini istemiyorum. Evrenin akışı ve akışa ayak uydurması gereken bizler varız. Lakin akışın, benim olanı bana sormadan çalmasından nefret ediyorum. Her gökyüzüne baktığımda sabit duran yıldızlar düşebilir, güneş geceyi doğurabilir, yer göğe karışabilir ama içindeki aşka, nefrete, özleme, heyecana, sinirime dokunulmasın. Ben duygularımda varım ve onlarla var olmak istiyorum. Hissettiklerim değişirse isteklerim de değişir. İsteklerim doğrultusunda feda ettiğim her şey çöp olur, çabalarım boşa gider o zaman. Gözümden yaşları akıtsın ama ertesi gün ağlamama neden olan duygularımı çalmasın. Değer verdiklerimi  kaybedeyim, benden çalsın. Yeter ki onları gözümün önünde değersizleşmesin. Geleceğimden çalmasına razıyım ama geçmişimdeki değerlerden uzak dursun. Gerekirse zaman dursun, hislerimden uzak olsun. İnsanları, hedefleri, başarıları alıp götürsün; insanlara karşı hissettiklerimi, hedeflerime ulaşma arzumu, başarılarımın heyecanını alıp götürmesin. Kaybettiğim şey insanlar olsun, onlara olan duygularım değil. Amaçlarım uğrunda giderken başarısız olup kaybedeyim, amacıma olan arzumu değil. Her gün kapımı farklı bir yabancı çalsın, akış bana yeni şeyler getirsin. Fakat getirdiği şeyleri kaybedilmeyecek duygulara vesile olsun. Geçmişimde bir anı buluyorum. Beni ağlatan ve yüreğimde gizlenmiş duyguları tetikleyen. Zamanında çabalamamı, yeni bir şeyler yapmamı, harekete geçmemi sağlayan duyguyu ortaya çıkarmış. Kendimden parçalarımı verip savaşmışım. Lakin şimdi dönüp baktığımda o şey beni artık üzmüyor. O anki üzüntümle kendimden vermiş olduğum her parça boşa gitti. Çabalayarak harcadığım zamanım boşa gitmiş. Döktüğüm yaşlar bir hiç içinmiş. Artık beni üzen şeye gülüyorum. Belki de gülmeyecek kadar değersiz şu anda... 

 

Fakat kendi sözlerimin de aksine, akışın iyi bir yanı da var diyorum. Bizde bıraktığı izler. Evet o duyguyu kaybettik. Evet, bir zamanlar bizi mutlu eden oyuncağımız artık bizi mutlu etmeyecek. Evet, bizi üzen o kişi artık bizi üzemeyecek kadar değersiz. Duygularımızın değeri kayboldu lakin izleri hala üzerimizde. O kadar çok ağladık ki, artık güçlü durmayı öğrendik. Veya o kadar çok gülmüşüzdür ki, en basit olayı bile bize güldürecek bir olaya çevirmeyi öğrenmişizdir. En önemlisi de ileride değerini kaybedeceğini, aynı hissettirmeyeceğini bildiğimiz şeyler için kendimizi yormayı, zamanımızı harcamayı bırakmışızdır. 

 

Akış çalıyor, çalıyor, çalıyor. Bundan nefret de etsem bana gelecekte nasıl adımlar atmam gerektiğini öğretiyor aslında. İsyan etmeyi bırakabilirsek, akışın üzerimizde bıraktığı izleri okuyabilirsek, işte o zaman hangi adımların doğru, hangi adımların yanlış olduğunu anlayabiliriz.


- Kay Snyder 


       
https://open.spotify.com/track/29T3H5d9TgTlYcKiuNxdRT?si=f6d63b91ad1b4334


Yorumlar

Popüler Yayınlar