Ana içeriğe atla

Nitelikli

Kayıp Ruhlar Diyarı

"Bu maskenin altında etten fazlası var. Bu maskenin altında bir fikir var. Ve fikirler kurşun geçirmez."   — V for Vendetta Gittiler. En yücesi, en bilgesi, en cesuru… Hepsi gitti. Efsane dediklerimizin tadı, ölümün damağında kaldı. Bize de geriye sadece kemiklerinin karıştığı topraklar kaldı. Peki ya ruhları? İnsanlığa olan görevini tamamlayanların ve tamamlayamayanların, eğer hayata biraz daha tutunabilselerdi neler başarabileceklerini düşündüğümüz o ruhlar… Ruhun varlığı, Tanrı'nın varlığının ihtimaliyle eşdeğerdir. Her ikisi de inançla gerçekliğini korur. Ve biliyoruz ki inanç anlatılmaz; onu açıklamaya çalıştığımızda kelimeler ağzımızda düğümlenir. Ancak sözcüklere dökemediklerimiz hislerimizde yaşamaya devam eder. Kazanılmak için çok geç kalınmış anlar, çürümüş fırsatlar ve gitmiş insanlar… Tüm bu kayıplar, bize hissettirir. Öfke, korku, hüzün, ızdırap ve çaresizlikle yıkanırız. Hâlâ üzerimizden damlayan bu duygularla, yeni doğmuş kadar çıplak ve savunması...

MASKE

 

Bu bahar başka bahar, söylediğim o coşku başka coşkudur Yedigey. Hayat değişmelerle, yenilenmelerle doludur. Her değişim ömrün geçip gittiğini gösterse de hayata anlam kazandırır ve insan yaşamak ister. Senin de başına gelmedi mi, insan hastalanır ve sonra iyileşir, iyileşince hayatın değerini daha iyi anlar, ondan yeni tat alır.
Cengiz Aytmatov/Gün Olur Asra Bedel

     -Timur! Timur! Timur! Timur! Timur! Timur!

     Bu sesi neredeyse her gün duymak o kadar katlanılmaz ve sinir bozucu bir hal aldı ki bazen kendimi 4. kattan aşağı atmak istiyorum. Aslında karşılık vermemle son bulacağını bildiğim halde karşılık vermemem, bir müddet sonra kesileceğini düşünmemden de kaynaklı olabilir ya da karşı cevap verme mecalini kendimde bulamamdan da. Hangisi olduğunu inanır mısınız ben bile bilmiyorum. Duymuyormuş taklidi yaparsam belki rüyama kaldığım yerden devam edebilirim ve yatağın içindeki sıcaklığın biraz daha keyfini çıkartabilir ya da rüyaya kaldığım yerden devam edemeyeceğimi kabullenip  şu katlanılmaz seste kesilmişken harekete geçebilirim.

   -Timur! Timur! Tim..!

   -Geliyorum!

   Teşekkürler, kararı benim yerime verdiğin için. Sanırım cevap verme mecalim varmış.  Ah, 3 kat merdiven inmek mi? Sanırım sadece merdiven inmekten nefret eden tek insan ben olmamam. Merdiven inmek, midemi bulandırıyor ve zihnimde tüm uğraşlarını ve emeklerini çöpe atmak gibi bir hisin oluşmasına sebep oluyor. 47 adım. Tamam, sakin olup günün sonunda bunu geri çıkarak telafi edebilirim.

   Okul servisi host’u olmak. Kulağa hoş geliyor ama bir o kadar da bomboş. Öyle bir iş mi var diyebilirsiniz. Evet var. Haftanın 6 günü çocukları sabah almak ve akşam evlerine bırakmak. Onların acısına biraz olsun ortak olmak. İlk öğrenciymiş gibi servise binmek ve kendini öğrenci gibi hissetmeye çalışmak. Kulağa hoş geliyor değil mi? Onlara kimi zaman gıpta etmediğimi söyleyemem. 

   Arabaya binince ilk iş kemeri takmak ve servis şoförünün konuşmamasını ummak. Sabah sabah yeteri kadar katlanılmaz sesini işittiğimi düşünüyorum. Ama unuttuğun bir şey var. Oğoğ, doğru.

  -Günaydın.

  Normal insan gibi davranmam gerektiğini tabii ki unutmadım ama saatime bakınca bu saatte zihnimin bu kadar hızlı açılmasını ve maskemi takmayı unutmuş olmamı doğal karşılamanı istiyorum.

  -Günaydın Timur. Gece geç mi yattın ? Ne kadar seslendim, az daha gelip üstüne su dökmeyi düşünüyordum.

  İyi ki böyle bir aptallığa kalkışmamışsın.

  -Kusura bakmayın Hocam biraz zor ayılabildim. Dün biraz geç yattım.

 Lütfen kapa çeneni artık ve biraz müzik dinleyeyim.

   Aslında host olmak o kadar da bomboş bir iş değil. Diğer hostlardan farklı olarak benim yapmam gereken sadece servis  şoförün yanında, ön tarafta oturmak ve sohbetini dinliyormuş gibi bir tavıra bürünerek, “Evet, tamam, aynen, Aa…” gibi tepkiler vermek. Çocuklarla ilgilenmek ya da onları indirmem ve bindirmem gibi bok püsürü görevlerim bulunmuyor. Evet bunlar güzel kısımları ama daha bitmedi: sabahın bu erken saatinin soğuğunun seni ayıltması ve kulaklığı takıp müziğin ritmiyle hayallere dalmak. Arabalara, insanlara, deniz şeridine gelince dalgalarının kıyıya vuruşuna, kendini şu bankta oturuyor hayal edip bir pazar sabahı buraya erkenden gelmeli ve şu dalgalara eşlik etmeli diye aklından geçirmek. Sonra bu hayali kaçıncı kez aklımdan geçirdiğimi düşünüp başka hayallere açılmak. Haa, bir de unutmadan söylemeliyim servis şoförünün bok püsürü sohbetini dilemek. Bunu söylemiş miydim? O zaman daha ayılamamışım demek ki.

   -Allah'ın güç ve kudretine bakar mısın? 6 gün geçmesine rağmen hala insanlar çıkartılıyor. Allah Allah.

    NEREDE? GÖREMİYORUM, HANİ?

   Bu olayı, depremin oluş şekli ve kurtarılan kişinin fiziksel ve mental dayanıklılığında sağlamış olduğu ihtimallerin gerçekleşmesi olarak ifade etsek daha doğru olabilirdi ama şu an ne bunu açıklamakla ne de senin daha fazla “güç, kudret, mucize...” demeni kaldırabilirim. Ama bir tepki vermem gerektiği kesin.

  -Hocam, öldürmeyen Allah öldürmüyor işte. Mucize görmek isteyene her şey mucize elhamdülillah.

  Bu kadar inandırıcı olunca bazen benim bile inanasım geliyor.

  -Evet Timur, Allah büyük…

 Evet, artık bir müddet cevap vermeyebilirim. Sen bir şeyleri yüceltir, mucizeleştirirken. Herkes gibi normal olmak ya da benim tanıdığım kadarıyla,  aynı ortamda yaşadığım insanların normal karşıladıkları insanlar gibi görünmek için bir maske takmak. Hepsi bundan ibaret. Böylece  babamın koymuş olduğu isimin anlamına kendi belirlediğim kurallar doğrultusunda gerçek anlamda sahip olmaya bir adım daha yaklaşmak. En azından isminin anlamı, “Oruç tutulan ay.” değil.

   İnsanların şu koşturmacılarına sabah şahit olmakla yetinmeyerek akşama doğru tekrardan şahit olmak ne paha biçilebilir ne de ifade edilebilir bir duygu. Yorgunluklarının artması ve konfor alanlarına bir bir  çekilmek için can atışlarını gözlerinden okumak.

  -Allahım ya şu çocuklara baksana. Timur ne kadar hızlı büyüyorlar.

  -Evet.

   Üzgünüm bu basit cevap için. Ama destansı bir tepki veremezdim. Şu an için şirin ve masum olan bu çocukların ileri de evrilecekleri insana ya da insan bile denilemeyecek bir canavara dönüşeceğini düşünmek. Sana göre kaderleri zaten çizili ve tercihleri doğrultusunda gerçekleşecek. Tabii efendim. Bugünlük bu kadar maalesef mucizevi ve inançlı davranma limitim. Devamı yarına. Normal insan olmak ve onlara eşlik etmek tabii ki asıl önceliğim ama bu kadarı da delirme sebebim olabilir.

  Sonunda konfor alanımı görebiliyorum. Tek yapmam gereken kemeri çözmek, servis şoförüne iyi akşamlar demek ve sabah indiğim  47 adımı çıkarak telafi etmek.

   -Timur bugün erken yat. Fazla durgun ve yorgundun.

   -Merak etme Ramazan Abi yatarım. İyi geceler.

   Bugün nedense gerçekten dün geceye kıyasla daha yorgunum ve yemek yiyecek iştahı dahi kendimde bulamıyorum. Kafamı yastığa koyup tavana bakmak biraz olsun beni gerçeklikten koparıp sürüklenmeme sebep oluyor. Ama bu sürükleniş uykuya doğru değil.

- Esenlikle Kalın. Sevgilerle Eden Everhard...

 

 

Nietzsche”nin sevgilisi Salome’ye yazmış olduğu şiir...

ANLADIM…
Öyle bir hayat yaşıyorum ki,
Cenneti de gördüm, cehennemi de
Öyle bir aşk yaşadım ki
Tutkuyu da gördüm, pes etmeyi de

Bazıları seyrederken hayati en önden
Kendime bir sahne buldum oynadım
Öyle bir rol vermişler ki
Okudum okudum anlamadım.
Kendi kendime konuştum bazen evimde
Hem kızdım hem güldüm halime
Sonra dedim ki ‘ söz ver kendine,
Denizleri seviyorsan, dalgaları da seveceksin
Sevilmek istiyorsan, önce sevmeyi bileceksin
Uçmayı seviyorsan, düşmeyi de bileceksin
Korkarak yaşıyorsan, yalnızca hayatı seyredersin
Öyle bir hayat yaşadım ki, son yolculukları erken tanıdım
Öyle çok değerliymiş ki zaman
Hep acele etmem bundan, anladım…

Freidrich Nietzsche


Yorumlar

Popüler Yayınlar