Ana içeriğe atla

Nitelikli

Kayıp Ruhlar Diyarı

"Bu maskenin altında etten fazlası var. Bu maskenin altında bir fikir var. Ve fikirler kurşun geçirmez."   — V for Vendetta Gittiler. En yücesi, en bilgesi, en cesuru… Hepsi gitti. Efsane dediklerimizin tadı, ölümün damağında kaldı. Bize de geriye sadece kemiklerinin karıştığı topraklar kaldı. Peki ya ruhları? İnsanlığa olan görevini tamamlayanların ve tamamlayamayanların, eğer hayata biraz daha tutunabilselerdi neler başarabileceklerini düşündüğümüz o ruhlar… Ruhun varlığı, Tanrı'nın varlığının ihtimaliyle eşdeğerdir. Her ikisi de inançla gerçekliğini korur. Ve biliyoruz ki inanç anlatılmaz; onu açıklamaya çalıştığımızda kelimeler ağzımızda düğümlenir. Ancak sözcüklere dökemediklerimiz hislerimizde yaşamaya devam eder. Kazanılmak için çok geç kalınmış anlar, çürümüş fırsatlar ve gitmiş insanlar… Tüm bu kayıplar, bize hissettirir. Öfke, korku, hüzün, ızdırap ve çaresizlikle yıkanırız. Hâlâ üzerimizden damlayan bu duygularla, yeni doğmuş kadar çıplak ve savunması...

GÖNÜLALTI

Kendilerini ele veren gözlerini elleriyle kapatsınlar (-sanki eller de ele vermezmiş gibi!)
- Friedrich Nietzsche


 

A Ç I K L A M A


 

  Serkan Şahin. Serkanların başı (mümkündür, Şahindir.) Ying-Yang'ın medarıiftiharı. Masaya otursa sofra olur kanı; bileklerinden taşar, doğmamış çocuklara can olur. Bu dünyada başka bir yaşam mümkündür beyler. Ay'a bakar Ay olur, kum dolar avucu... Denizi hatırlarsınız ansızın. Kanında alyuvarlar, canduvarlar vardır. Israrla  oynayamadığı  piyeslerin tümünde demir kokar güllerin dikeni, balonun Oblomovluğu. Balonluk bir Oblomovluktur beyler.

  Serkan Şahin de öyledir, bir yaşamdan eksiktir ve bir yaşam(a) fazladır. Oysa kokmuştur Süleyman'ın ölüsü, hayatı boyunca yavaşca ve sinsice derisine, hayır hayır, kanına işlenmiştir. Kan kokar, bulut ölür, hüzün üç parça "Ne kadarcık bir fark var bizimle bütün insanlar arasında" ha-ha. Kan kokar bu yüzden ellerindeki sopa. Birkaç rivayetten söz edilir, kötü amaçla kullanmak niyeti de vardır işin sonunda. İşin sonu hep böyledir, değil mi efendim? İnsan ufalanır zamanla.

  Tüm kitapların sonu gibiydi Serkan Şahin, bulanık, eksiltili ve özlemi duyulacak hüzünler gibi. Dedim ya, doğmamış çoçuklar yaşardı kanında ve o, yalnızca bu çocuklar için razıydı yaşama gömülü kalmaya. Avcunu sıksa bile bu yüreğinin büyüklüğünü göstermeye yetmezdi. Elleri durmadan bir uzağı arar, avucu kapalı kalmaz; yürek yumruya bulanmaz… Gözleri kaç tanedir bilmiyorum, belki de göz demek yeterlidir buna. Doğrusu bir el ve bir göz yeterdi Serkan Şahin'i anlatmaya. "Tüm illüzyonlar yoktur, boktur.” derdi. Buna rağmen severdi illüzyonları da. “Bir gerçekle bir hayali ‘hakikat’ yapan şey, onu sevmektir.” derdi. Belki de demezdi, bilmiyorum... Dedim ya, bulanıktı kan.

  Yaşam, ölüm, Oblomov ve kan. Ne çok artıyor birbirinden uzaklar. Otoban mültecileri ve kuru sıcaklar... Niye mi anlatıyorum bunu sizlere? Ben de bilmiyorum. Bildiğime inandığım -bunu size anlatmak için belki de bildiğime inanmaya ihtiyacım var-  tek şey Serkan Şahin. Bu yazılanlarsa ona en uzak şeyler olmaktan başka neye yarar? Neye yarar kısmını pek düşünemedi akılsız kafam. Ben ne yapmalı diyorum henüz, ne yapmalı bu Serkan Şahinlerle, en iyisi onu sizlere anlatmalı. Doğrusu bu ya.

  Sayın sayalım seyirciler, bazen karıştırıyorum, ellerinizden bir demografi haritası çiziyorum. Zihninizin ışıklarını gerekmedikçe açmamanız rica olunur. Gönülaltınızı titreşimden çıkarmayın, gerekirse kendinizi sessize alın. (Yetkilere yapılacak bir uyarıda, oyun durdurulmayacaktır. Beğenmeyenler için salonu terk etmeleri tavsiye edilir, fakat unutulmamalıdır ki; dışarıdaki oyunlar birer talim olmaktan çıkıp modern savaş alanlarına dönmektedir.) Anlatıcı laf kalabalığı yaptığı için özür diler. Beklenen açıklamadan sonra oyunumuz başlayacaktır. İyi seyirler.

  Size binlerce yıldır var olan biricik Serkan Şahinlerin türküsünü söyleyeceğim. Unutulmamalıdır ki bu sırada durmadan yinelenecek zaman. Bir piyesi oynayacağız, ta ki yarın aynısını  oynamaya başlayana kadar. Durmadan kan akıtacağız, bileklerimizden bir çığlıktır kopacak. İki elimiz de olsa yalnız bir bileğimiz olacak.

  Göğü olacak damarların, işte orada yaşayacak Serkan Şahin.  Şahinlerin başı; başı ve sonu olmayan, yalnız bileklere tutunan binlerce yılın ve bu basit öykünün kahramanıdır.

Tanrı, gülmeye korkan bir kalabalığı oynayan komedyendir.
- Voltaire


Ş A H I S   K A D R O S U

 

Serkan Şahin: Yinelenen bir tarih.

Serap: Olmayacak bir şey var.

Öğretmen: Ne yapıyorsun oğlum Serkan!

Yaşar: Bir akşam sefasının deniz (b)itiminde.

Suflör: Adımı bilen yoktur, zamanla ben de unuttum. Sahne şefi de ikinci bir suflör tutmaya yanaşmadı.

Seyirci: Yansıma sözcük değildir “alkış” ve uzaktır her türlü yakınmaya. Denebilir ki; bir yankıdır bu, tüm bir varmış ve bi’ yokmuşlar arasında.

Ve yaşam söylemekti Bay Yargıç,
Bilip de söyleyemediklerimizi
Eski bir umut kadar eskidik. Ve eski
Yaralarımızı gösterelim size, çürüklerimiz

 - Edip Cansever


 

O Y U N


SERAP   Hüzünlüsün Serkan.

SERKAN Efendim Serap, bir şey mi oldu?

SERAP Sütçü geldi, iki litre aldım ayıp olmasın diye. Kamil'in karısı üç litre istedi gözümün içine baktı, içerledim ben de istemsiz. Sonra taşıyamadı yolun yarısında gencin birinin eline tutuşturdu. El deme Serap, bir tuhaf oluyorum sonra. Mahalleye girince de  çocuk kırk kuruş isterim diye tutturdu. Bak bu oldu işte. Aklından bir sayı tut Serap.

SERAP Tuttum.

SERKAN Ne tuttun?

SERAP Ne biçim oyun bu böyle?

SERKAN Oyunu bozma Serap. Ne tuttun?

SERAP Üç.

SERKAN   Yakalamaca oynamıyoruz Serap, matematik yapıyoruz, şansla işimiz kalmadı. En büyük kumarı evlilik masasında son defa oynadık, bir elmanın iki yarısı değiliz Serap, unut bunu. Hayır, mangonun da değiliz efendim. Şimdi bizler -her durumda yanına parantez açılması gereken kimseler olarak- anlatıcı burayı kısa kesmek adına kısa çizgilerle oyalanmaya çalışsa da bizler efendim -yani sizler olmayanlar- kendimizi bilimin dürüstüğü ile kutsuyoruz. Doğruyuz Serap. Bize paralel doğrular da var, biraz eğimli oldukları için şükürler olsun ben saymıyorum onları. bir şekilde uzay-zamana (Çağlarına demek istemedim. Unuttun mu? Biz bilimle kutsandık Serap, eğilmek için uşaklar tuttuk.) tutunurlarsa (Uyum sağlarlarsa da demedim çünkü ilk gençliğimin heyecanlarıyla dolup taşan "Yetersiz Romantizmin Gerekliliği" adlı savunmamda, radikal bir son elde etmek uğruna tüm edebiyatı kınar bir duruma düşmüş olsam da bu, yalnızca henüz doğrulamayanların kabahatidir.)

Cesur dünyalar yoktur Serap, her gün yeniden ölen insanlarımız vardır. Ölümün tadına varamadan, yaşama atılmaya çalışırlar bir de.Hem uşakların kendilerine efendi olabildikleri ne zaman görülmüştür? İşte yukarıda bahsettiğim çağının insanı olmaya hak kazanan bu kişiler, bir bakıma kahraman olmaya da doğuştan yatkındırlar. Çünkü onlar, hücum etmekte  olduğu kadar ellerindekini savunma konusunda da insan üstü çaba harcarlar.

SERAP Neden Serkan, bir insan ölümden nasıl olur da çekinmez hatta bir bakıma onu böylesi arzular? Çünkü Serap; bir kahraman, varlığını (uşaklığını) ondan önceki çağlara borçlu olduğu kadar kahraman olmayı da o çağlardan en az birini bozguna uğratmasına borçludur. Bu sebeple artık  sahibi olduğu çağı korumak mecburiyetindedir. Ömrünün devamını da giderek şişmanlayan bir diktatör olarak geçirmeye mahkumdur. Diktatör, sonunda yine uşak olur. Buna “Yaratığın Üç Devinimi” diyorum ben.

SERAP Hani doğruyduk biz, üç demeyecektik.

SERKAN insanlığın soyu Thales'e uzanıyor, ben bir yolunu bulup çıkaracağım bizi bu çağlardan, ah şu kahramanlar olmasa ne kolay olurdu işim. Durmadan yeni çağlar açıyorlar başımıza. Tabii eskiden az sayıda kahraman vardı, şimdi dünya nüfusu sekiz milyarı geçti. Kişi başına düşen kahraman sayısını düzenlemek için bazı olaylar oldu.

SERAP Ne oldu?

SERKAN Olmayacak bir şey... Yetkililer sayıyı kırka kadar yükselttiler. Tabii uzay- zamanın genişlemesi yeterli gelmedi, bu sefer, ani bir kararla süreler kısaltıldı. 40 kişi. 8 milyar. 15 dakika.

Yeni bir çağ yapmaya yeter mi bilmiyorum ama elimde bir oyun var, gözbebeğim gibi bakıyorum ona.

SERAP Sahiden gözlerini ellerinde mi taşıyorsun Serkan?

SERKAN Bazen çok oluyorlar. Her neyse bırakalım bunları, ne diyorduk?

SERAP Unutulmaması gereken bir şey var.

SERKAN  Umulmayan olacaktı Serap. Unutulması umulmayan.

SERAP Kahramanların umutları kahramanlıklarındadır diyebilir miyiz Serkan?

SERKAN ŞAHİN Diktatörlerin denebilir Serap. Unutulmamasını umdukları kahramanlıkları vardır yıktıkları çağlardan.

...

Bir girdap "ben" oluyor da bana doğru yaklaşıyor gibi hissediyorum. Niyeyse tüm mevsimlere yeniliyorum, içim içimi almıyor. Sen de yardımcı olmuyorsun Serap. Oysa laf ebeliği yapmaktansa süt gebeliği yapsaydın tarihin gördüğü en büyük geometri kitabını yazabilirdik seninle.

SERAP Biz de senin oyununu devam ettiririz olmaz mı?

Evet, bak bu olabilir işte ama bazı kişilere rica edelim ne olursun, ben bunalıyorum böyle karşılıklı  konuşmalardan. Hem sen en çok gözlerinle konuşursun. Ben, bu bir oyunda nasıl anlatılır inan hiç bilmiyorum. Mektepte öğretmediler bunları, üçgen deyip durdular yalnızca. Üryan değil çamur değil birkaç çakıl taşı desek… Yine olmadı, kelimeler ellerimden kaydı. Sabun gibi yaktı içimi… Yine olmadı değil mi Serap? Bazı şeyler eksik kaldı. Sanırım anlatmak için belli ki siz -biz olmayan- cesur insanlardan cesur bir sahneye ihtiyaç var. Peki seyirciler? Onlar başka türlü oynarlar Serap, umuyorum ki bizden kendilerini esirgemeyecekler.

SERAP Cesur insanlar aranıyor, oyun merkezi: Yüreklerde.

Hiç olur mu böyle cümleler oğlum Serkan, ben size böyle mi öğrettim? Özne-yüklem uyumu bilmez misin sen, ben size ne öğrettim çocuklar. 

SINIF İLİM öğrettiniz öğretmenim. 

ÖĞRETMEN Niçin öğrettim bunu sizlere? 

SINIF Muasır medeniyetler seviyesine çıkmamız için öğrettiniz öğretmenim.

ÖĞRETMEN Medeniyet nedir?  

SINIF Muasıriyettir.

ÖĞRETMEN Değildir, açın okuyun kitaptan hemen şimdi! (Sayfa SIFIR açılır, okunur.)

ÖGRETMEN
  Şimdi, nedir MEDENİYET?

SINIF Zihniyet-i Beşer'in Milad-İ Takvimidir.

SERKAN (içinden) Ehvenişerdir, gökle yer arasındaki alemimizde, öznelerin yüklemler karşısındaki büyük yükselişidir.

TEMİZLİK GÖREVLİSİ
Ellerim bir ağaçtır benden ayrı büyür.

Olmadı sanki Serkan, bunu başka yerde de kullanmıştık. Olur Serap, geçmişte yanlış yaptığımızı söylemek için bugünün doğrularını görmüş olmamız gerekir. Senin bu lafın doğru yolda olduğumuzun ilk ve en önemli işaretidir. İlk defa uzay-zamanla bükülüyoruz. Sanırım bu sefer birini değil de bizimle bir olacak kişiyi buluyoruz. Dur Serkan acele etme, her şeyi birden harcama... Çok bilen çok yanılır, düşman ayağa bakar. Serkan: Ben insanların ellerine bakarım. Eğer bir insan avucunu çok açarsa vericidir, durmadan sıkıyorsa öfkelidir, parmakları uzun ve inceyse güzel piano çalabilir, ama önce tırnaklarını kesmesi gerekmektedir. El falına inanmam Serap. Nazara da inanmam, gezegenleri birkaç bilim, mitoloji ve tarih kitabından bilirim yalnızca. Burçlardan anlamam ben, doğrusu iyi ki de anlamam. Başka  türlü katlanmak ne zor olurdu tüm bu yıldızlara! Eskiden insanlara inanırdım koşulsuz, şimdi elleriyle tanışmadan hiç kimseyle görüşemiyorum.

SERAP Bizler tokalaşma diyoruz buna. 

SERKAN Nasıl olur, nasıl söylersin bunu, her şeyi mahvediyorsun, toklamadır bu hayır hayır yoklamadır olsa olsa.

SERKAN ŞAHİN BURADA.

TEMİZLİK GÖREVLİSİ Burada, şurada, orada. Neyler Serkan? Özneler gözlüyor özde olmayan o şeyi, ben koyuyorlar adını sonra... Bizim en büyük savaşımız Serap, adını ben koyduğumuz gecelerde bölünmüşlüğümüzdür, insanımızın en büyük ayıbı kendinedir; ayaklarının  yönü şark'a dönükken elleriyle garb'ı arzulamaya çalışmasındadır. Her şeyin hakimi olmak isterken özünü kaybedişindedir. Günahların en büyüğü kendini reddetmektir, kendini reddeden kahraman olamaz Serap. İnsan her daim kendini aşmaya çalışmalı. Bunun için kendini tanımaya odaklanmaktansa işe koyulmaya bakmalı.

SERAP   Öyleyse koyulalım işe, dekorlar önemini yitirmeye başladı iyice.

SERKAN Yanılıyorsun Serap, süreklilik bu oyunun katili. Kendimizi ciddiye aldığımız kadar yaşamın oyunlarını ciddiye alsaydık bugün burda bunları konuşmaya, yeni oyunlar yaratmaya ne zamanımız olmuştu ne de böyle bir şeyin gereksinimi duyulacaktı. Biz bazı şeyleri çok yanlış anladık Serap, sev(il)mek uğruna anlamadık. Sonra da anlaşılmadığımız gerekçesi ile insanlara kızdık.

SERAP Öyle ise ne diye kalkıştık bu işe?Amacından uzaklaşıyorsun gittikçe.. Her şey karıştı birbirine. Senden adam olmaz biliyordum ben bunu, en başından beri bu ucuz oyunun.

SERKAN O yüzden oyuncu oldum ya!  Senin repliklerin tehditkar ve uyaklı, oysa benimkiler iç karartıcı.

SERAP Gurur duyuyorsun bundan, uzun tiratlar ve beyaz ışık, senin gibi biri yıldız olmak için yaratılmış!

SERKAN Değilim Serap.

SUFLÖR Terliyorum öyle zamanlarda, alnımı silsem herkes anlar bunu.

SERKANLAR ŞAHİN Niye mi anlarlar, bir oyunun alınteriyle ilişiği yoktur da ondan. Neyle mi ilşkilidir oyunlar? Adını bilmeyen bir suflörle belki de... O zaman ki ben neyim?

SINIF Sen yoksun, biz varız bazen de temizlik görevlileri.

YAŞAR Olmayacak bir şey var.

SERKAN ŞAHİN  Cesur Dünyalar yok Serap, henüz yeni farkına varıyorum bunun. Edinilmemiş cesaret aptallıktan başka şey değildir. Cesaret tetiklenen bir dürtü değil, bir arayış olmalıdır. İnsan cesareti her anlamıyla karşısında olana uygulamaktan çekinmez, oysa cesaret denilen şey bu olmamalı. Cesaret, insanı kendinin uşağı yapmamalı. Öyle ise bunun ne işe yaradığındansa önce ne olduğunu anlamalı.

  ÖĞRETMEN Ölümü riske almaktır, cesaret.

  SINIF Ülküler uğruna kalemle, gerektiğinde kılıçla savaşmaktır.

  TEMİZLİK GÖREVLİSİ Vurgudadır.

  SERKAN   Bir oyun, cesaretten uzaktır. Oysa bizlerin arzusu sizlere karşı  dürüst olmaktır.

  SERAP  Budur belki de Serkan, dürüstlüktür.

  ELLER Değildir değildir.

  SERKAN Söylenmiş hiçbir söz dürüst değildir.

 - Varta Wanderlust

 

Öyle dehşete kapıldı ki kişilik,

Aynı değildi artık benlik;

Tek mizacın çift adına

Ne iki dendi ne de bir

Kafası karışmış akıl

Tanık oldu kavuşmasına ayrılığın…

- Shakespeare


 

                                                           

 

 

 

 

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar