Nitelikli
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
KALP KIRANLAR
"-...hıhı...
-Görüşürüz, kendine iyi bak.
-Tamam, sen de... Bekle!
-...
-Bitti mi? Son mu?
-Evet."
..."Eee?" Dedi, "Kız ne dedi sen 'evet' deyince?" Başımı kaldırıp baktım. Nasıl zaten susmuş ve benden cevap bekleyen birinin cevabım üzerine sustuğunu söyleyecektim? Nasıl anlayabilirdi, birinin kalbinin ruhunu çekip alınca oluşan sükuneti. "Sonra sustu," dedim "Zaten konuşmuyordu ama bu sefer bakışlarıyla sustu. Kalbi sustu. Ruhu sustu. Dünyası sustu. O sustukça, yaşlar onun yerine konuştu." Durdum, durgunluğun ta kendisiymişim gibi. Telefondaki konuşmamızdan nasıl bakışlarının sustuğunu anlamıştım kendime sordum. Sanırım bildiğim içindi onu. Ben hiçbir şarkı ezberleyemem. Ama onu öğrenmiştim. Bakışlarının bile bir sesi vardır onun. Hani ayakların serin kumlara gömülüyken, dalgalar sanki ebedi tutsaklıkarından feragat edilmiş gibi kayalara çarpar ya, öyle bir sese sahipti onun bakışları. Böyle gökyüzü solgun, o kadar solgundur ki güneşin sarısını tekrar tanırsın, parlaklığına şaşarsın. Güneşin sarısı vardı işte. Ancak sustuğunda o gözler, onunla tanıştığımız geceki gökyüzü kadar sessizdi. Hiç bir tane bile yıldız yoktu. Biri seni dinler sanırsın, fakat kimsenin anlamayacağını fark ettiğinde, o umutsuzluğu yüreğine çakar, susturursun ya kalbini, o derece bir suskunluktu onunki de.
"Ah be." Dedi. Kendince bir tepki veriyordu işte. Asıl devamı daha kötüydü, bilmiyordu ki. Bilmiyordu bana devamında ne dediğini. Ona bunu söyleyince "Yoksa hakaret mi etti? Bağırıp çağırdı mı?" Diye sordu. Bu söylediği, bir kızın hiçbir hata yapmadığı ilişki bitirilince verdiği doğal bir tepkiydi. Öyle yapması beklenirdi o yüzden, değil mi? Lakin hayır. O öyle yapmadı. "Tamam, dedi." Ben bile bunun ne kadar basit duyulduğunun farkındaydım. "Tamam." Ne olabilirdi ki? Gelgelelim, ömründeki en müşkül, en dişli kabullenişi idi o "tamam" yalnız kendine değil, aşkına, emeğine, saygısına saplanan bir hançerin üzerinden, kendi kanını temizlemek kadar içe oturan bir kabullenişti. Bir olayı atlatmanın beş aşaması vardır: İnkar, öfke, pazarlık, depresyon ve kabullenme. Bu aşamalardan hangisi en zorlusudur, bilir misiniz? Kabullenme. İnsanoğlu doğası gereği eylemsizliktense eyleme yatkındır. Savaşma, mücadele etme dürtüsüyle yaşar. O dürtüyü bastırmak, yokmuş gibi davranmaksa etinizi kemiklerinizden ayıracağını bildiğiniz bir düşmanın kalenize, hatta taht odanıza girmesine göz yummaktan farksızdır. Üstelik o, diğer dört aşamayı içine gömmüştü bile "tamam" derken.
"Öylesine bir tamam değildi," dedim "Konuşmadan önce ufak bir nefes alırsın ya," dedim "İşte onu alamayı deneyip alamadı, ciğerlerine sığdıramadı o nefesi. Sonra yaşlarını yutmayı dilercesine ancak onlara engel olamayacağını bile bile yutkundu. O yutkunuşla benim cevabımı da yuttu. Zor bir lokmaydı. Yine de tepki vermedi. Saygısının baş tacı olduğunu bir kez daha belli ederek 'Tamam' dedi. 'Tamam' dedi ve sonra telefonu kapatamadı bile. Nefesini tuttu ve sesimi son bir kez duymayı bekledi. Yine benim onu öldürmeme, benim o son konuşmayı sonlandırmama izin verdi. Teslim oldu. Yaşanan her şeyin son olduğunu bile."
Peki benim içinde nasıldı onu terk etmek? Yaşanan her şeyin sonunu
getirdiğimi bilmek?Anılara artık sadece zaman geçtikçe tozlanma ve solma görevi
yüklemek? Ağladığımı söyleyemem. Ağlamadım. Bir yaş dahi akmadı. Hatta ve hatta
pınarlarımda filizlenmedi bile. Yine de, kalbim tanrının elleri arasına sıkışmış
gibi hissetmiştim. Yürüdüğüm her yere karanlığımı götürmeme sebep olan keder
tohumlarını suluyordu vicdanım elleriyle. Yaptığımdan pişman edemedi ama beni
ne kadar sularsa sulasın. Doğru buydu işte. Onunla birlikteyken, varlığını
reddettiğim doğru. Bazen geri dönmek istedim o günlere. Fakat daha fazla
bencillik yapamazdım, sanki ondan aşkıma inanmasını isterken yapmamışım gibi.
Beni unutması için gerekiyorsa yerin dibine girmeliydim. O nedenle istesem de
aramadım, sormadım. Zaten dünya yirmi dört saate bir tam tur dönüyorsa, onu
aramak istediğim zamanları toplasam, bir gün bile veremezdim size. Ancak illa
bir tanım istiyorsanız onu bırakmak nasıldı diye, söyleyeyim: Kalbime artık
güneşi düşmüyordu. Tüm aşk şarkılarını geride bırakmak, ezgilerin seni alıp
götürdüğü, içinde kaybolduğun duygulardan vazgeçmek gibiydi. Hiç gidemediğin
bir şehri ardında bırakmak, unutmak gibiydi.
</3
"Tamam" Demiştim ona. "Tamam" İki hece, beş harf. Oysa demek istediklerim yol olurdu bir gezginin önünde. Cihanları gezer, yıldızları gezer, aşkları gezer; yine de yolun sonu gelmez. O nedenle ne kadar söz yuttuysam o cevabını sarf ederken, hepsini birer birer döktüm, kirlettim bembeyaz kağıtları:
Bir aşığın dudaklarından dökülmüş bir çift söz müsün sen? Notalara gizlenmiş, peydah olmayı bekleyen özlem misin? Yılların tozlandırmayı başaramadığı bir parça mı? Hayır. Bir yalansın sen, istemeyen doğrusuna kavuşmayı. Peki sen bunların hiçbiriysen, nasıl bilebilirsin aşkı?
Sevmek, yok olmaktır umutların yarattığı sonsuz ufuklarda. Sevmek, çırılçıplak yaşamaktadır bir izdihamın ortasında. Seni dağıtmamışlar hiç, belli, kırılmamışsın henüz son yudumu kalan şarap bardağı gibi. Gönlüne sığar sanmışsın sevgileri. Oysa sevenlerin aşkı, uçup gitmez sevdanın yalancı baharındaki, uçup giden buse gibi. Ahlarını çalmış, vahlarını bırakmışsın hepsinin. Sorsan hepsine, tek kurtarıcıları olarak adını okurlar senin. Bir gerçek bendim, gerisi yalandı sanar hepsi. Sen mi söylersin onlara, yoksa yaşasınlar mı sanarak aşkını hakiki?
Bilmiyorlar ki bir Mecnunun önce bi kalemden çıkması gerektiğini. Bir körün acısını, göremediklerinde yaşamasının icap ettiğini. Sen acını kimde yaşadın? Kaç kişi ışıklarını kapadı dünyanın? Birden fazla kez körlüğü tatmış, çölleri aşmış bir Mecnunu; nerenin tarih yazar benim kalbimden başka? Kimselerin sözüne değişmezdim bir zamanlar gerçek bildiğimi. Ancak şimdi anladıysam da, zaman nasıl silsin senin benim silemediğimi?
Varlığın bir ney idi. Yokluğunsa nefes oldu. Sen hiç gitmeseydin, sanatım
başlamadan biter, hiç olurdu. Hiçlikleri seveni görmedim, özellikle sen.
Bilirim, içi dolu "hiç"leri, anlamayı bile denemediğinden. Bana her
yanın hiçlik gibi gelmişti oysa. Yeryüzünün göğe en yakın noktasından bakılan,
içinde yıldızları, dilekleri, dünyaları barındıran hiçlik gibi. Ancak anlatılmadı
işte kimilerine, hiçliğin varlıktaki etkisi.
- Kay Snyder

https://open.spotify.com/intl-tr/track/4LuIwzp1fKM4uX5tnUh9un?si=42310eb4957440f4
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Popüler Yayınlar
Zaman Tüm Beyinlerin Ortak Zihnidir
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar


.jpeg)
Yorumlar
Yorum Gönder