Ana içeriğe atla

Nitelikli

Kayıp Ruhlar Diyarı

"Bu maskenin altında etten fazlası var. Bu maskenin altında bir fikir var. Ve fikirler kurşun geçirmez."   — V for Vendetta Gittiler. En yücesi, en bilgesi, en cesuru… Hepsi gitti. Efsane dediklerimizin tadı, ölümün damağında kaldı. Bize de geriye sadece kemiklerinin karıştığı topraklar kaldı. Peki ya ruhları? İnsanlığa olan görevini tamamlayanların ve tamamlayamayanların, eğer hayata biraz daha tutunabilselerdi neler başarabileceklerini düşündüğümüz o ruhlar… Ruhun varlığı, Tanrı'nın varlığının ihtimaliyle eşdeğerdir. Her ikisi de inançla gerçekliğini korur. Ve biliyoruz ki inanç anlatılmaz; onu açıklamaya çalıştığımızda kelimeler ağzımızda düğümlenir. Ancak sözcüklere dökemediklerimiz hislerimizde yaşamaya devam eder. Kazanılmak için çok geç kalınmış anlar, çürümüş fırsatlar ve gitmiş insanlar… Tüm bu kayıplar, bize hissettirir. Öfke, korku, hüzün, ızdırap ve çaresizlikle yıkanırız. Hâlâ üzerimizden damlayan bu duygularla, yeni doğmuş kadar çıplak ve savunması...

GÖTÜR BENİ GİTTİĞİN YERE



 “Ya götürmen gerekiyor ya da benim yenisini çizmem...”

 “Gitmek, gelmek ve yol" bu üç kavram ne kadar da birbirine benziyor değil mi? Öncelikle "yol" kavramından başlayalım. "Yol" nedir sizin için? Bir yerden bir yere gitmemizi sağlayan siyah asfalttan şeritler midir yol? Yol sadece bizi bir yerden bir yere mi götürür? Yol sadece o şeritlerden mi ibaret? 

 

Uzak Kederler İçin; 

Bir gün, bir parkta otururken, biliyorum. 

Bir el yağmurla dokunacak omzuma 

Bir çift göz, bir davet, bir kalp 

Çoluğu çocuğu terk edeceğim. 

Yapraklar dökülecek, çiçekler solacak. 

Bir sonbahar, bir sabah ve bir yağmur olacak. 

Toprak ve insan korkularıyla 

Uğultulu bir sarhoşluk içinde, yıllar için 

Başımı alıp gideceğim.

 Turgut UYAR 


Bence “yol" sadece o şeritlerden ibaret değildir. ”Bu işte yol kat ettim" cümlesini mutlaka en az bir kere ya duymuş ya da kullanmışsınızdır. Buradaki yol da o asfalt parçaları olmadığına göre (eğer bir yerden bir yere gitmiyorsanız). 

Hangi konularda yol kat ettiniz mesela? Okul, başarı, para kazanma, spor, sanat... Yol kat etmek ilerlemek anlamına geliyor değil mi? Bazen de olduğumuz yerde sayarız .Bu daha da zarar vermiyor mu ama? İnsanı çok rahatsız ediyor. Geriye gitmek bile en azından “gitmek''... Neden yerimizde sayıyoruz peki? Neden ileri veya geri adım atmıyoruz ya da atamıyoruz? Bir “a" harfi ne çok anlam değiştiriyor değil mi? Yapmamak ve yapamamak. Ya ama bir şey soracağım gerçekten var mı o “a" harfi? Yoksa biz bir şeylerin üstünü örtmek için mi onu ekliyoruz? Bazen bazı durumlar işimize gelmiyor değil mi? Gelmediği için de sözcüklere, cümlelere bir takım harfler ekleyerek bir şeylerin üstünü örttüğümüze inanıyoruz ya da inanmak istiyoruz bilmiyorum. Bu satırları okumak bile can sıkıcı geliyor belki. Evet, farkındayım ben yazan taraftayım elbette beni de rahatsız ediyor fakat gerçek bu ve bu neredeyse herkesin yaptığı bir durum. Dedim ya keşke sadece bir "a" harfi ile sınırlı olsa. Bazen olay yalan boyutuna bile geliyor ki bu daha da acı verici bir durum. Yapıyoruz değil mi? Hadi itiraf edin kendinize, kaçmayın bundan. Kimseye kendinizi açık etmiyorsunuz, kendinize ediyorsunuz. Emin olun en büyük adım bu zaten. Kendinize olan saygıyı, dürüstlüğü yitirdiğiniz an kimsenin size verebilecek bir saygısı ne de sizin birine verebilecek saygınız kalır.  


Bana sorarsanız bu hayattaki en temel şey; saygı. Herkes herkesi sevmek zorunda değil ama saygı duymak zorunda. Kimseyle uyuşmak zorunda değiliz kimseyle sohbet etmek zorunda değiliz bir şey paylaşmak zorunda değiliz ama saygı duymak zorundayız. Bir yerde okumuştum: Kendine saygısı olmayan insanın kimseye saygısı olmaz, olamaz. Bence çok doğru bir söz. Var değil mi çevremizde bu ve bunun türevleri tipler. Tahammül de bir yere kadar edebiliyoruz malum.

Ve bazen düşünüyorum da acaba ben insanların gözünde hiç böyle bir duruma düşmüş müyümdür? Düşmek ister miyim diye de düşünüyorum bazen. Bilmem belki de kaş çatılacak bir cümle olacak ama ne hayır diyebiliyorum ne de evet. Tamam, bakmayın öyle saygının öneminden vurgu yapan bendim az önce biliyorum ama bunu neden biraz da olsun desteklediğimi bilmiyorum. Elbette saygı çok önemli ama bazen bazı insanlar o küçücük saygıyı bile hak etmiyor ama evet her ne olursa olsun kurunun yanında yaşı da yakma hakkımız yok. 



Bir durumda yerinizde saydınız mı hiç? İlk başta da söylemiştim. Bu geri adım atmaktan, geri dönmekten daha da acı verici. Mesela geri döndüğümüzde en azından “Nereden dönüyorsun, nerden geliyorsun? ”gibi sorular soruluyor. Yerinde sayan bir insana ne sorabilirsin ki? Bazen geri adım atmak en doğru çözümdür. Yani en azından ben öyle olduğunu düşünüyorum.

 

“Geri adım atmak" bu fiil sizin aklınıza ilk neyi getirdi? 


Benim aklıma sanırım birine karşı kurduğum duvarları yıkmak geldi. Evet o duvar kolay örülmüyor ama yıkmak o kadar kolay ki... Belki örmek yıllarımızı alır ama yıkmak dakikanızı bile almaz. Bu cümleler sanırım en çok evlilikte kullanılır. Ama gerçekten doğru değil mi? Çok değer verdiğiniz birini düşünün. Verdiğiniz değerin karşılığını olmak isteriz değil mi?  Peki almayınca ne olacak? Yavaş yavaş uzaklaşmaya başlıyorsunuz. Bir yol ayrımına gireceksiniz ve o duvar örülmüş olacak. ”Yol ayrımı" bu size neyi çağrıştırdı? Ya n’olur şu asfalttan uzaklaşarak cevap verin. Asfalt konuşmak değil amacım evet, kabul ediyorum yol denince akla gelen ilk şey o asfalt ama biraz ondan uzaklaşmanızı rica ediyorum. Soruyu yeniliyorum: ”Yol ayrımı" size neyi çağrıştırıyor? Ne ile kim ile yollarınızı ayırırsınız? Nedense benim aklıma yine ikili ilişkiler geliyor. Anlaşmazlıklar veya herhangi başka bir uyuşmazlıkla birbirlerinden ayrılıyorlar. Bir arada olmalarını yol olarak düşünürsek ayrıldıklarında ayrımı olmuş olur. Peki neden bir insanla ayırırsınız yollarınızı? Sizin için vurucu nokta ne olur? 

 “Vurucu nokta'' Waow bu direkt bir ifade oldu değil mi? Ne demek istiyorum ben bununla peki? ''Vurucu nokta" nasıl bir kelime bu ya? İşin içinden ben bile çıkamadım. Tamam, pekala toparlayalım. Buradaki vurucu noktadan kasıt sizi ondan koparacak, birbirinizden ayrılmanıza sebep olacak yani yol ayrımına gireceğiniz en büyük sebep. Nedir bu büyük sebep sizin için? Sanırım klasikleşen cevaplar geliyor aklımıza: yalan, saygısızlık, verdiğin değere karşılık bulamama, sadakatsizlik vs. 

Ya yine bir şey soracağım ama, ama soracağım: Gerçekten hiçbirimiz yalan söylemiyor muyuz? On cümlemizden onu da doğru mu mesela? Hiç pembe diye adlandırılan küçük yalanlar da mı söylemediniz? (Beyaz mıydı ya her neyse artık siz doğrusu neyse öyle farz edin)  

Ben söyledim. Yahu arkadaşalar örnek veriyorum biri sizin karşınıza geçip nasıl görünüyorum diye sorduğunda “çok kötü" demiş olamazsınız. Ya bir de biz böyle davrandığımızda “kaba" oluyoruz değil mi? Aslında dürüst olmamız gereken yerde kaba hatta kıskanç bile oluyoruz. Evet, yine bir adlandırma yapılıyor. Yani bu durumda o kişiye dürüst denilmesi gerekirken kaba deniyor. Tamam sanırım konuya geri dönmeliyiz. 

Evet, vurucu nokta sizin için nedir? Klişeler mi yoksa yenilikler mi? Bence sorun bazen bizde oluyor. Çok mu mükemmeliz sizce? Elbette değiliz, kimse dört dörtlük değildir. Ama bazen karşımızdakinden mükemmel olmasını bekliyoruz. Bu bencilce değil mi? Dönüp kendimize bakıyor muyuz? Elbette bencillik bir insan da olması gereken bir özellik fakat dozunda kalması koşuluyla zira dozu kaçtığında beraberinde tat kaçırıcı bir hal alıyor ama bencil olmamız gerektiği karşımızdakinden yüzde yüzlük bir performans bekleyebileceğimiz anlamına gelmez. Bu kadarı bir insanoğluna bile fazla. Evet, doğru anlıyorsunuz. Dürüst olalım hangimiz “bencil değilim” diyebilir ya da şöyle mi sorsaydım “bencilim” diyebilecek kaç kişiyiz? Yer yer, zaman zaman, durum durum bencillik yaptığımız oluyor. Az önce de söylediğim gibi bu belli bir sınırda olması kaidesiyle gerekli de ama biz bunun dozunu ayarlayabiliyor muyuz? Ben ayarlayabildiğimizi düşünmüyorum açıkçası. Yani kendim için de bu geçerli. Özellikle olay anında seviye ayarlama konusunda epey başarısız olduğumu kabul ediyorum ama durum kritiğinden sonra ne yaptığımın farkına varıyorum. Neyse ki hatamdan sonra özür dilemeyi biliyorum. 



Hepimiz biliyor muyuz özür dilemeyi? Biliyorsak kaçıncı özre kadar etki eder ki bu? “Yol ayrımı" bizi nerelere getirdi ya. Sanırım bu kadar derin işleyeceğimi düşünmemiştim. Aslında bakarsanız bu hep böyle yüzeysel sadece başlık olarak ele aldığımız tüm durumlar aslında büyük etkiler, derinlikler taşıyor. Sorun sadece o derinliklerden kaçmak. Kaçmamak gerekiyor. İncelediğimiz ,ele aldığımız her kelime derinliklerle var. E o derinliklere ulaşmak da bizim elimizde ama gerekse o "a" ekleri gerekse yıkılmaz duvarlarımız buna engel oluyor. Evet, şimdi gitmek ve gelmek üzerine konuşalım.

 ”Gitmek ve kalmak”. Neden bilmiyorum ama bu iki kavramı hiç sevmiyorum. Kaleme alırken zorlanacağım iki kavram sanırım. Sizce zorluk kalana mıdır gidene mi? Gitmeyi çok şekilde yorumlayabiliriz: Birinden gitmek, bir yerden gitmek, birine gitmek... Bir yerden bir yere gitmeyi hepimiz yaşamışızdır. Bende o kesimin içerisindeyim. Hatta bu yaşıma kadar sürekli içinde oldum. Şehir değişikliği genel anlamda ilk başlarda zor ve yorucu. Elbette süreç ilerledikçe güzel anlamda etkileri olduğunun farkına varıyorsun fakat ilk anda duygusal yoğunlukla ilgili sanırım kendimizi hep olumsuza odaklıyoruz. Bu yoğunluk geçiyor mu peki? İlerleyen zamanlarda durumun çok da kötü olmadığını anladığımızda o duygusal yoğunluk bitiyor mu? Ben bittiğini düşünmüyorum. Hep içimizde yaşayan bitkinin kökleri gibi kimi zaman mevsime göre çiçek açıyor kimi zaman da soluyor. Biz yine ört pas etmeye çalışıyoruz ama ben ört pas olduğunu da düşünmüyorum.

 

''Ay’ı hedefleyin. Iskalasanız bile yıldızların arasına iniş yaparsınız.'' 

 Les Brown 


''Tekne limanda güvendedir. Ama teknenin amacı bu değildir.''

  Paulo Coelho 


Gecenin bir yarısı, aklıma düşen o apansız düşünceyle çıktım yola. Nereye gidiyorum bilmiyorum, neden gittiğimi de bilmiyorum. Sadece gitmek istiyorum. Belki de istediğime ulaşınca dönmek isteyeceğim onu da bilmiyorum. Bu kadar bilinmezlik içinde bildiğim yola girdim ve gidiyorum. Ne sonuçlar doğuracak bilmiyorum, mutlu olur muyum bilmiyorum ama gidiyorum ve gitmeye de devam edeceğim. Ama nereye çıkacak bu yol diye düşünmüyor da değilim. Hangimiz düşünmüyor ki? Hiç mi bu yol nereye gidiyor ya diye düşünmediniz ya da nereye kadar gidiyor diye? Ben küçükken o yolların bizi sonsuzluğa götüreceğine inanırdım. Ama o yollar bizi her yere götürebiliyormuş meğer...

 

Bazen kötü bazen iyi bazen ihtiyaç bazen isteklerimiz bazen de zorunluluklarımız için yola çıkıyoruz. Sizce de sonsuz mu o yollar? Nereye kadar götürebilir bizi? Neticede ben nereye ve ne kadar gideceğimi bilmiyorum belki de sonunu görene kadar gideceğim. Gideceğim diyorum ama yanımda kimse yok. Bu yolu da tek başıma yürüyeceğim anlaşıldı. Neden tek başımayım? Korkuyor mu insanlar benimle bu bilinmezlerle dolu yolu yürümekten? Neden korkuyorlar? Yol mu uzun? Çaba sarf etmek zor mu geliyor ya da zorlularla mücadele etmekten kaçıyorlar mı? 

Yanımda kimsenin olmamasından yakınıyorum ama olmalı mı? Olmalıysa kaç kişi olmalı? Hepimiz yalnızlığı sevmiyor muyuz? Sevmeyen yoktur diye düşünüyorum. Tamam çok seviyoruz ama çok sıkılmıyor muyuz aynı zamanda? Ne bencil varlıklarız biz ya ne istediğimizi neye ihtiyacımızın olduğunu bir türlü anlamayan anlamadığı için etrafındakilere en çok da kendine zarar veren varlıklarız. 

E tamam “gitmek ve gelmek" az çok bunu ifade ediyordu .Peki biz nereye gidiyoruz? Daha doğrusu neyin üstünde gidiyoruz? 

Yolun üstünde gidiyoruz... 



Size asfalt düşünmemenizi söylemiştim. Şimdi düşünmenizi istiyorum fakat düşündüğünüz yol asfalttan mı taştan mı veya herhangi bir malzemeden yapılmış bir yol mu olur o size kalmış. İyiyim merak etmeyin yalnızca yola çıkmadan önce farkında olmanız gereken şeyler vardı bunları anlayın kendinize yoğunlaşın birine ihtiyacınız var mı iyice düşünün çoğu zaman yanlış başladığımız durumlar yüzünden yanlış çıkışlara, sonuçlara ulaşıyoruz. Baştan sağlam tutarsak yolun sonunu da doğru getiririz... 


''Ya bir yol bul 

Ya bir yol aç 

Ya da yoldan çekil.''

 Konfiçyus 


DENİZ TÜRKÜSÜ

Dolu rüzgârla çıkıp ufka giden yelkenli!
Gidişin seçtiğin akşam saatinden belli.
Ömrünün geçtiği sahilden uzaklaştıkça
Ve hayâlinde doğan âleme yaklaştıkça,
Dalga kıvrımları ardında büyür tenhâlık
Başka bir çerçevedir, git gide dünyâ artık.
Daldığın mihveri, gittikçe, sarar başka ziyâ;
Mâvidir her taraf, üstün gece, altın deryâ...

Yol da benzer hem uzun, hem de güzel bir masala
O saatler ki geçer başbaşa yıldızlarla.
Lâkin az sonra lezîz uyku bir encâma varır;
Hilkatin gördüğü rü'yâ biter, etrâf ağarır.
Som gümüşten sular üstünde, giderken ileri
Tâ uzaklarda şafak bir bir açar perdeleri...
Mûsıkîsiyle bir âlem kesilir çalkantı;
Ve nihâyet görünür gök ve deniz saltanatı.

Girdiğin aynada, geçmiş gibi dîğer küreye,
Sorma bir sâniye, şüpheyle, sakın: "Yol nereye?"
Ayılıp neş'eni yükseltici sarhoşluktan,
Yılma korkunç uçurum zannedilen boşluktan
Duy tabîatte biraz sen de ilâh olduğunu,
Rûh erer varlığının zevkine duymakla bunu.

Çıktığın yolda, bugün, yelken açık, yapyalnız,
Gözlerin arkaya çevrilmeyerek, pervâsız,
Yürü! Hür mâviliğin bittiği son hadde kadar!...

İnsan, âlemde hayâl ettiği müddetçe yaşar.
-Yahya Kemal Beyatlı


İYİ YOLCULUKLAR...


-Vega















Yorumlar

Popüler Yayınlar