Nitelikli
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Tanrının Eksik Et Parçaları ve Belki De Romantize Edilişlerimizdir Yaşamak...
Parmak Uçları:
İnsanlar o kadar korkutulmuşlar ki hepsi
depresyon periyodunda sanki ama mutlu görünmeye çalışıyorlar. Antidepresan
alacak paraları yok ama keder ve korku onların antidepresanı olmuş sanırım.
Elbiseleri çok yıpranmış, birçoğunun gömleği düğmelerini yitirmiş bir ihtiyarın dişlerini yitirişi gibi. İnsanların ruhları da gömlekleri gibi, yitirmişler affektlerini birer birer…
Pantolonları yürekleri gibi paramparça;
paçaları yerlerde sürünüyor, zor atıyor kalbi pantolonların adım alamıyorlar…
Şapkaları karakterlerini betimiliyor, her biri birbirine benziyor fakat şapkalarının şekilleri çok farklı çünkü hissettikleri affektler çok farklı; Yaşadıkları hastalıklar, afetler, kayıplar çok farklı… Kimisinin fötrü solmuş güneşten, kimisinin biçimi bozulmuş kasırgadan belki bir düşüşten, kimisi şapkayı yenilemiş fakat paltosu parçalanır olmuş.
Belli ki çok temiz bakıyorlar elbiselerine, belli ki çok yıkıyorlar, belli ki kirlenmiş hissediyorlar, kıyafetlerinin dikişleri yırtılana kadar arınmak istiyorlar. Korkuyorlar belki de arınmazsam rejim beni yitirir, rejim beni mahveder diye… İhtiyarlar duraklara oturmuş kambur bir biçimde, şapkalarını temizliyorlar fırçayla. Belli ki solduklarının farkındalar, ama insanların farkında olmaması lazım düşüncesine kapılıyorlar. Sanırım düşünceleri zamanla obsesyon oluyor, kolları bacakları çok zayıf ayakta duramıyorlar fakat elleri kaslı sanki Rachmanonoff gibi piano çalıyorlar…
Gençler, gençler pek yoklar ortalıkta hepsi savaşta ölmüş sanırım. Yoklar zannediyorum, rejim ailelerine onların savaşa gittikten sonra başka ülkelerde kalmalarının gerektiğini söylemiş. Anneleri ağlıyor, kederleniyor fakat inanıyorlar rejimin söylediklerine. Birisinin bile oğlunun öldüğünü düşündüğüne şahit olmamışlar. Kızını alıyorlar terzi yapacaklarını söylüyorlar, vermek istemiyorsun fakat onlar gelip aldı. Kızın geri gelmiyor, bekliyorsun… Terziler bu kadar uzun çalışırlar mı acaba? Bilmek; hatırlamak istemiyorsun kızını ne zaman aldıklarını, kızının yaşını unuttun. Unutmak sana çok iyi geliyor, biliyorsun hatırlarsan çok üzüleceğini kahrından öleceğini. Korkuyorsun hatırlamaktan, o kadar korkuyorsun ki artık unutuyorsun her şeyi nefes almayı bile unutuyorsun…
Hislerimi anlatmak için yazdım bu kısa
metni; felsefeyi olaylara, kişilere indirgeyerek yazmaktan hoşlanmasam da başka
bir şekilde yapamıyorum çünkü yol bilmiyorum. Fakat okuyacak olduğunuz yazım bu
sefer biraz farklı çünkü çok farklı bir algı ile öklü -insandan uzak, hem de
çok yakın aslında, tarafsız, epey de taraflı, tinsel- bir perspektiften
bakıyorum.
Bahsettiğim tanrı herkesin tanrısı
aslında, spesifik bir tanrıdan bahsetmiyorum. Panteizmin Tanrısı olabilir, Kali
olabilir ya da Güneş spesifik bir tanrı değil; fakat tümünün ortak bir özelliğe
sahip olduğunu düşünüyorum. Çünkü tanrıların tümü tanrıya olan ihtiyaç ile
birlikte oluşturulmuş. Pantezmin Tanrısı merhametli olmayabilir yahut kullarını
ateşlerde yakmayabilir fakat panteizm iki uç tanrı motifinden de güçlüdür -iman
“faith” olarak, bana kalırsa en çok huzur veren tanrılardan birisidir çünkü
kendimizi içinde bulduğumuz bir Tanrı. Bunu bir iltifat olarak algılamayın,
yergi de değil söylemek istediğim sığınma ihtiyacımızın sonucudur tanrılar.
Panteizmdeki insan karakterinden çok uzak
çok daha öklü aynı zamanda en öksüz Tanrı kişiliğindeki duygusal eksikliği –
Tanrının parçası olarak – doldurduklarını düşünüyorum. Hatta boşluk bence çok
müthiş bir biçimde doluyor. Gökte oturan bir sonsuz güçte insana benzeyen bir
ilah motifinden çok daha fazla içselleştirilebilir bir Tanrı motifi ortaya
çıkıyor.
Panteistler gezegene tesadüf eseri
geldiklerini düşünüyorlar, bir başlangıçlarının olduğunu ya da başlangıca
ihtiyaçlarının olduğunu düşünmüyorlar. Onlar için en uygun tanrı öksüz olmalı
fakat aynı zamanda Panteizmin Tanrısı sonsuzca öklü hissettiriyor onları çünkü
kendilerini tanrının parçası olarak görüyorlar.
Rica ediyorum önceden uyarımı yapayım.
Tanrı tanımaz olmak psikopat, zararlı, dehşetengiz olmak demek değildir aslında
bahsettiğim tanrıtanımazlık bile değil. Sığınma ihtiyacı hissetmemek. Hepimizin
inançları var, Ateist birisinin de inançları var Hindu birisinin de ikisi de
birbirine çok radikal gelse de tümü inanç. Teori ile Faith, İman arasındaki
farklı biliyorum fakat sonuçta Matrix’den mi yoksa Big Bang’den mi geliyorsunuz
buna siz karar veriyorsunuz tıpkı dini inançları olan kişilerin peygamberlerini
seçmesi gibi -bir estetik devamlılık yok farkındayım fakat en azından
hissediyoruz inandığımızı ortak bir affekt var.
Dehşetengiz liderler (Cengiz Han, Mao,
Stalin, Attila Han, Hitler) Tanrı’dan uzak “Kendilerince Tanrı’dan bile güçlü
bu nedenle Tanrı’ya ihtiyaçları kalmamış kimselerdir. Ona sığınmazlar.”
Tanrısızlıkla birlikte delilik, dehşetengiz hadiseler belirir demiyorum. Fakat
Tanrı’ya ilgisiz olmak ile hiç Tanrı’ya inanmamak hatta ailene bile sığınma
ihtiyacı hissetmemek bu farklı bir okazyonda değerlendirilmeli. İkisi benzer
durumlar gibi görünse de o duygudurum halini yaşayan kişilerin ruh halleri çok
farklı. Cengiz Han küçükken babası Yesügey’in Tatar Türkleri tarafından
öldürülüşüne şahit oluyor, sevdiği herkesi kaybediyor onunla iletişim kuran
herkesin amacı onu öldürmek yahut kullanmak. Orta Asya şartlarında kaldığı
demirliklerden kaçıp tek başına uzunca süreler hayatta kalıyor. Belki yeterince
iyi imgelemenizi sağlayamadım, Ryker Webb üç gün boyunca vahşi hayvanların
olduğu zor yaşam koşullarında yaşamayı başarmış bir çocuk. En son fotoğrafı ile
kaybolmadan önceki fotoğrafı arasında bağlantı kurmak çok zor, müthiş bir
travmatize olmuşluk okunuyor her pixelinden fotoğrafın. Bu tür travmalar
beyinde çok büyük -kalıcı- hasara neden oluyor.
Tanrı derken ne anlattığımı az çok
söylediğimi düşünüyorum, asıl sorum bu değil aslında sorum bizler neden bu
kadar fazla değer veriyoruz insanlığa kendisini sonsuza kadar yaşatacak
değerler bahşediyoruz. Amacımız içten içe yaşamak mı acaba sonsuza kadar?
Aslında insanlık tarihinin ilk mühim unsurlarından olan dinlere baktığımızda
öteki hayat motifini yahut incarnation istemini görüyorum. Bazen bilinçaltımız
bizim için çalışır farkında olmayız akışa bırakırsın hani kendini böyle o
sırada ürettiğin eser dehşetül vahşet gibi oluyor hissine kapılırsın. Fakat
sonra resme uzaktan baktığında aslında ilmek ilmek işlendiğini görüyorsun. Çok
hoşuna gidiyor resim, gözlerini kısıyorsun biraz düşünüyorsun müthiş
hissediyorsun kendini. İtiraf ediyorum kendime kızıyorum aslında, aslında
tamamen pathetic bir yazı okuyorsunuz. Belki kendimce temellendirmiş olabilirim
argümanlarımı. Fakat şimdi kendi felsefemi yapacağım, asıl bahsetmek
istediklerimi yazacağım.
İnsanlar için verdiğim boyumu aşan
vahşilikte kararlar, kozmosun insanlarının onlara en kötü davrandığım
zamanlarda çiçeklerle gelmeleri, direnişler, distopyalar…
İnsanlık yok aslında, ben var olduğumu
düşünmüyordum. Başkası hakkında konuşunca sorun çıkıyor kendimi iki parçaya ayırıyorum,
birinci Cadmus’um ben ikinci Cadmus’a ithafen yazıyorum: Senin hissediyor olman
kozmos için muhim değil, hatta galaksimiz için güneş sistemimiz için bile,
malsesef gezegenimiz içinde bile umursanmıyorsun.
Hissediyorsun, fakat hislerinin sesi duyuluyor mu?
Yoksa sessizce kanıyor musun sadece?
Sessizce neşelenip, sessizce heyecanlanıyorsun…
Desolate bir çölde bağırıyorsun sesin
çıkıyor fakat hissedilmiyorsun. Etrafında bir sürü insan var, milyarlarca
onların içinde hissediyorsun fakat sesin duyuluyor mu? Çok yakınındakiler
duyuyorlar belki fakat kalpleri ile duyuyorlar mı seni? Bence hissedip,
hislerinin sesinin olmaması çok daha korkunç bir hadise.
Karamsar düşüncelerim işte bunlar, insanları umursamıyordum bir süredir bu tarz düşüncelerim yüzünden, benimle konuşmak isteyen herkese kötü davrandım. Hiç yazmadım bazen, fakat öyle durduk yere olmadı tabi ki neden olduğu çok önemli değil herkesin kırılma noktası farklı oluyor. Sayısalcı olmak isterdim insektleri koskocaman bir terrariuma koyup kocaman yapıp onların üstüne binip insanlara saldırmayı falan, o kadar nefret etmiştim. Düşünsenize Rhinoceros böceğinin tank kadar olduğunu kendi ağırlığının 1000 katını fırlatabiliyor. Ya da mantislerin at kadar olduklarını, bukalemun bile yiyorlar. Tabi öyle ayakları yere basmayan bir distopya - proto/ben için ütopya – değildi. Terrarium dışardan çok daha fazla oksijenle dolu olacaktı ayrıca yerçekimi azaltılmış olacaktı, bu nedenle hayvanlar çok daha hızlı büyüyebilir. Ama yer çekimini azaltmak yalnızca büyük gösterir sanırım kasları gelişmez bu sefer. Ama sayısalcı olmadığım için ancak romanını yazarım ben bunun.
Muhteşemdi, hayatıma Antropophagie ile
ilgili kitaplar okuyarak devam ediyorken bayramda bir yakınımın kabristanına
gittim, yanımda annesi ağlıyordu. Kendisi yıllar önce ayrılmıştı aramızdan,
ayrıldığı gün çok küçüktüm ama biraz ağlamıştım. Daha önce defalarca gittim
belki hiç gözümden yaş gelmemişti. Fakat annesini öyle ağlarken, gördüğümde
kalbim parçalandı. Tanrıya baktım, dağlara. Saatlerce ağladım belki sarıldım
ona, ölümüne ağlamadığım her insan için utandım. Ama aynı şey değil birinin
birden yok olması, çok da yakının değilse hissedilmiyor pek. Fakat onunla
bebekliğinden beri ilgilenen her gün onun için -devam edemeyeceğim. Tamam
ölünce yok olduk. Ölen insan için sorun yok bence 70 yıl yaşamak bir insan için
kafi -primat atalarımız 30 yaşlarını göremeden ölüyorlardı hep- tüketmek için
yeterli değil ama doymak için yeterli bence. Ama öldükten sonra sen hissetmesen
de -diğer parçama yazıyorum- seni
hatırlayacak halen yaşatacak insanlar olacak. O insanlar sen yaşarken senden
beklentileri vardı belki, hepsini karşılayamayız ama bilmiyorum düşünmeli
miyiz? Bencil olmalıyız yaşamak için biliyorum ama çok bencil olursak
yaşamımızı kaybedebiliyoruz. Hem de etrafımızdakilere zarar verip ayrılıyoruz.
Benim için çok mühimdi.
Bizler Tanrı için Et Parçalarıyız
biliyorum. Umurunda olmadığını biliyorum. Fakat insanlık romantize edişleriyle
sonsuza kadar yaşayacak, birini sonsuza kadar yaşatan onun için atan
kalplerdedir bence. Fedakar olmalıyız, didaktik bir yazı olarak algılamayın
kendime didaktik.
Hem madem insanları o kadar alçaltıyorsun
sana bir sorum var; eğer bizler tanrının unutulacak hissedilmeyecek et
parçaları, insanların sana verdikleri ufak rahatsızlıkları neden bu kadar
hissediyorsun? Sonsuza kadar yaşatıyorsun, kendin için o nefreti sen var
ediyorsun. Hissedilmiyoruz evet materyal olarak bir hiçiz biliyorum. Ama
verdiğimiz değerler, obsesyonlar, ilişkiler, olağanca değerler, ölümle bile son
bulmayan o kocaman değerler işte onlar hiç ölmeyecek. Kozmostan daha değerli
benim için, istediğin kadar büyük ol sonu yok ki...
-Cadmus
-Κάδμος
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Yorumlar
Popüler Yayınlar
Zaman Tüm Beyinlerin Ortak Zihnidir
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar





👍
YanıtlaSil