Ana içeriğe atla

Nitelikli

Kayıp Ruhlar Diyarı

"Bu maskenin altında etten fazlası var. Bu maskenin altında bir fikir var. Ve fikirler kurşun geçirmez."   — V for Vendetta Gittiler. En yücesi, en bilgesi, en cesuru… Hepsi gitti. Efsane dediklerimizin tadı, ölümün damağında kaldı. Bize de geriye sadece kemiklerinin karıştığı topraklar kaldı. Peki ya ruhları? İnsanlığa olan görevini tamamlayanların ve tamamlayamayanların, eğer hayata biraz daha tutunabilselerdi neler başarabileceklerini düşündüğümüz o ruhlar… Ruhun varlığı, Tanrı'nın varlığının ihtimaliyle eşdeğerdir. Her ikisi de inançla gerçekliğini korur. Ve biliyoruz ki inanç anlatılmaz; onu açıklamaya çalıştığımızda kelimeler ağzımızda düğümlenir. Ancak sözcüklere dökemediklerimiz hislerimizde yaşamaya devam eder. Kazanılmak için çok geç kalınmış anlar, çürümüş fırsatlar ve gitmiş insanlar… Tüm bu kayıplar, bize hissettirir. Öfke, korku, hüzün, ızdırap ve çaresizlikle yıkanırız. Hâlâ üzerimizden damlayan bu duygularla, yeni doğmuş kadar çıplak ve savunması...

KONULDUĞUMUZ KAPLAR

ÖNSÖZ

Bana bu yazıyı yazma fikrini veren film aslında Noel Gecesi Kabusu. Filmi izleyenler bilecektir ki Jack hayatı boyunca yaptığı cadılar bayramı görevinden sıkılmaktadır ve tesadüf eseri Noel’in olduğu bir kasabaya düşer. Noel’e aşık olan Jack bunu kendi kasabasına getirtmek ister ve bunun için Noel Baba’yı kaçırtır. Kasaba halkı bunu garip karşılasa da Jack’e güvenirler. Jack tüm bunları aslında bencilce sebeplerle yapar. Kendini tercihi haricinde içinde bulduğu yer ve görevden bıkmıştır. Konduğu kabın şeklini almak onu bunaltmıştır.

İnsanlar konuldukları kabın şeklini alan maddelerdir. Hayatları boyunca kendilerine atanan görev ve sıfatları kabul eden ve bilinçsizce benimseyen maddeler. Şu din, bu fikir, o futbol takımı diye liste uzar gider. İnsanlar konuldukları kabın şeklini alan maddelerdir ve varlığımızın filizlendiği ilk andan itibaren hayatımız mecazi ve gerçek çeşitli kaplar içinde geçer. Bu önce rahimdir sonra dünya. En sonda da nihai kap olan mezar. Aslında kısacası kaplar sizi içine hapseden, sizi tanımlama yüzsüzlüğü ve cesareti gösteren her şeydir. 

Ama önce başa saralım. Tebrikler! 400 milyarda birlik bir tesadüf eseri doğdunuz! Peki ya şimdi? Ailenizin sizi soktuğu kabın içinde şekillenecekiniz ve size, siz daha fikir yürütemezken dayatılan fikirler dışında şeylere inanamayacaksınız. Decartes “Doğruya ulaşmak için hayatta her şeyden en az bir kez şüphe duyulmalıdır.” der. Çünkü bir kez yalana inanmadan gerçeği kavrayamayız. Yani benliğimize yaklaşmamızın tek yolu sorgulamaktır. Özellikle doğuşta bize atanan fikirleri sorgulamak. Çünkü onlar haklarında hiçbir şey bilmediğimiz fikirlerdir ki bu da onları tehlikeli kılar. Bilinçsiz adanmışlık insanlığın bile altında bir duygudur. Belki de meseleyi -artık neyse- bütünüyle sorgulayıp hakikatine karar kılabilirsiniz ki bunda hiçbir sorun yok. Ama bir şeyi yıkıp kendiniz tekrar inşaa etmediğiniz sürece sağlamlığından emin olamazsınız.

Benliğimize yaklaşmamızın tek yolu sorgulamak demiştim. Fakat aslında tam bir benliğimiz olduğuna inanmıyorum. Açıklayayım. Siz aslında pek de siz değilsiniz.Siz kendiniz ideasının dış elementler yüzünden bulanıklaşmış halisiniz. Biz insanları özgün yapan şeylerin araları hep başkalarının izleriyle dolu. Aynı kapta kala kala homojenleştiğimiz insanların izleri. Yani insan benliği dediğimiz şey ucuz karbon kağıtlarından ibaret aslında. Yine de her şeyden olabildiğince sıyrılabilmek haklı bir çaba bana kalırsa. İnsan ancak kendileştiği kadar özgürleşebilir.

“Özgür olmayan bir dünyayla başa çıkmanın tek yolu yegane varlığınız bir başkaldırı olacak derecede özgür olmaktır.”

-Albert Camus


Ana fikrimize dönecek olursak hayatımız boyunca prensip, genel ve temel olarak üç ana kaba konuluruz demiştik. Bunların yanı sıra tabii ki “modern” toplum da kendisine bazı kaplar oluşturmuştur. Eviniz bir kaptır, arabanız bir kaptır, gardrobunuz bir kaptır. Bunların kalitesi ve pahası insanların gözünde sizin değerinize eşdeğerdir. “Evin hangi semtte? Kaç metrekare? Ceketin ne marka? Arabanın beygiri kaç? Motoru kaç silindirli? Zamazingosu kaç zottirikolu?” Küçük yaştan bunları bize hayat amacı edindiren medyalara maruz kaldığımız için bu şeylerin gerçekten önemli olduğuna tümüyle inanırız. İçimiz ne kadar boşsa dışımızı o kadar doldurmak isteriz. Zaten bir şeye tümüyle inanmanın tek yolu bilinçsizce inanmak olabilir. Farkındalığın olduğu yerde kesinlik olmaz, olmamalıdır.

Bana kalırsa bu fikir çok çok fazla derinleştirilebilir ve genişletilebilir fakat ben böyle bir işe pek kalifiye değilim. Ben tesadüf eseri kabından dökülmüş birisiyim. Yalnızca varoluşuyla kavgalı bir adamım ve hayatla girdiğim laf atışmalarını kağıda dökmeye çalışıyorum. 

Kabınızdan taşmanız umuduyla…

 - Şibumi

sıvıyız biz, eridik kaynadık aktık 

hep bulunduğumuz kabın şeklini aldık

atanmış amaçlar ve konulduğumuz kaplar

hayat yutarken bizi ebemiz ağlar

varlığımız yokluğu hayal etmekle geçti

ah bir sönmedi içimizdeki şu hiçlik istenci

 

acaba hiçlik mi varlığı kovalar

yoksa varlık mı hiçliği

insan acaba ölünce mi doğar 

doğunca mı keder kaplar içini

04.07.2024, Şibumi


BENİ DİNLE :)

Yorumlar

Popüler Yayınlar