Ana içeriğe atla

Nitelikli

Kayıp Ruhlar Diyarı

"Bu maskenin altında etten fazlası var. Bu maskenin altında bir fikir var. Ve fikirler kurşun geçirmez."   — V for Vendetta Gittiler. En yücesi, en bilgesi, en cesuru… Hepsi gitti. Efsane dediklerimizin tadı, ölümün damağında kaldı. Bize de geriye sadece kemiklerinin karıştığı topraklar kaldı. Peki ya ruhları? İnsanlığa olan görevini tamamlayanların ve tamamlayamayanların, eğer hayata biraz daha tutunabilselerdi neler başarabileceklerini düşündüğümüz o ruhlar… Ruhun varlığı, Tanrı'nın varlığının ihtimaliyle eşdeğerdir. Her ikisi de inançla gerçekliğini korur. Ve biliyoruz ki inanç anlatılmaz; onu açıklamaya çalıştığımızda kelimeler ağzımızda düğümlenir. Ancak sözcüklere dökemediklerimiz hislerimizde yaşamaya devam eder. Kazanılmak için çok geç kalınmış anlar, çürümüş fırsatlar ve gitmiş insanlar… Tüm bu kayıplar, bize hissettirir. Öfke, korku, hüzün, ızdırap ve çaresizlikle yıkanırız. Hâlâ üzerimizden damlayan bu duygularla, yeni doğmuş kadar çıplak ve savunması...

Mutlu Olma Sanatı

 



-Mutlu Olma Sanatı-

Mutluluk kimilerine göre haz temelli olması nedeniyle yaşamın ve insan varoluşunun yegane amacı, kimilerine göre nadiren karşılaştığımız anlık bir duygu durumu, kimilerine göre bilgelikle elde edilebilecek bir erdem ve kimilerine göre ise yaşamın ıstırabına karşı insanı hayata bağlayan, anlık yanılgılardır.

Yani mutluluk sözlüktekinden bambaşka anlamlara gelmektedir. Felsefe camiasının uzun yıllardır üzerine düşündüğü bu konu yalnızca büyük zihinler tarafından değil sokakta gördüğünüz rastgele bir insan tarafından da bambaşka yorumlanabilir. Çünkü mutluluk aynı sıkıntı ve ıstırap gibi insanın en temel duygu durumlarından biridir. Tarih boyunca mutluluk konusunda pek çok fikir ortaya atıldı bunların kimleri ne denli tatmin ettiği muğlak bir konu ancak bizler size iki farklı düşünürün mutluluk kavramına kendi bakış açılarından yorumunu aktaracağız.

 


Bertrand Russell - Mutlu Olma Sanatı

‘’İnsanlar neden mutsuz olurlar?’’ Kitaptaki ilk bölüme adını veren bu soru insan topluluğunun ve bireylerin genel mutsuzluklarının sebebini arayan basit ve etkili bir sorudur aslında ‘’Nasıl mutlu olunur?’’ sorusundan ziyade bu soruya odaklanmak ve mutsuzluğun kaynağını bulmak mutluluk için ilk koşuldur.

İlk bölümde açıkça vurgulanan düşünce kibir temelli bir beğeni arzusu ve buna bağlı gelişen eylemlerin insanı mutsuzluğa sürüklediği yönündedir. İnsanların ideal kalıplarını ve beğeni ögelerini hayatının tüm alanına yayan ve eylemlerini-kararlarını buna göre şekillendiren kimseler mutsuzluğu derinden hissederler.

Lord Byron Mutsuzluğu: Lord Byron, pek çok konuda bilgi sahibi olmanın ve yaşamın acı yüzüyle insanın entelektüel bir oluş içerisinde karşılaştığını ve bu durumun insanda derin bir mutsuzluk ve genel bir melankoli durumun hakim olmasına sebebiyet verdiğini savunur. Özünde insan bildikçe, entelektüel birikimi arttıkça melankolik bir ruh halinin teslimiyetine girer. Buna karşın Bertrand Russell akıllı insanların gerekli koşullar altında mutluluğu kendileri adına yaratabileceklerini savunur. Ancak kendisi sorgulamanın insanı rahatsız edici gerçekler ya da düşüncelere ittiği zaman bu sorgulamayı bırakmamız gerektiği noktasında filozofik yaşama ve bakış açısına ters düşer.

Rekabet: Russell bu bölümde özellikle modern dünya insanının ve batı medeniyetinde arşa çıkan beyaz yakalı krizini konu edinir. Rekabetin çalışma ve hayata etkilerinin yıkıcılığı insanı mutsuzlaştırır. Bundan dolayı kendimizi bambaşka dünyaların insanları ile kıyasa sokmamamız gerektiğini vurgular. Ona göre başarı yalnızca mutluluğun bir ögesi olmalıdır ve bunun dışında eğer ki birey tüm benliği ile bu başarının hırsı ile yanıp tutuşursa mutsuzluğun pençesinde kalır.

Can Sıkıntısı, Heyecan ve Yorgunluk: Can sıkıntısı kavramını hayatında heyecan olmayan kişilerin sıklıkla çektiği bir mutsuzluk olduğuna değinir bunun yanında fazla heyecanın da insanı fiziksel ve ruhsal olarak yorduğunu, mutsuzluk derecesine gelene kadar zevkleri körelttiğini savunur. Aynı Aristoteles’in felsefesinde olduğu gibi insanın yorgunluk ve bıkkınlıktan kurtulması için heyecan ve sıkıntı arasında bir denge kurması gerektiğine inanır.

Çekememezlik: Russell bu durumun insanların fazla alçakgönüllü olmaya zorlandığı ahlaki bir anlayışın tezahürü olduğunu savunur. Bunun dışında bu duygunun özünde pek çok insanın içinde bulundurduğu potansiyeli açığa çıkarmaya imkan bulamamasına karşın bu imkanı bulanlara duydukları çekememezlik hissine vurgu yapar.


 

Günah Duygusu ve İşkence Korkusu: Kitapta bu konulara şu şekilde değinilir: günah duygusu insanların çocukluktan ve yetiştiği toplumsal çevreden yola çıkarak ahlaki doktirinlerini temele alarak yaşadığı ve yaptığı çoğu eylemde ve kararda sürekli ikilemde kaldığını söyler. İşkence korkusunda ise insanların gereksiz bir kuruntuya dayanarak etrafındaki herkesin ona düşman olduğunu, tüm dünyanın ona düşman olduğu varsayımından dolayı başarısızlıklarını ve mutsuzluklarını başkalarını suçlayarak şikayet ettiğini ve bu durumun da insanı mutsuzluğa sürüklediğine inanır.

 

Kamuoyu Korkusu: Bu bölümde ise günah duygusundan pek farklı olmamakla birlikte yine sosyal korkuların insanı mutsuzluğa itmesi işlenir.

 

Mutlu Olmak Hala Mümkün Müdür?: Russel mutluluğu sağlayan şeyleri tasvire başlar bu bölümde. Ona göre insanın konfor içinde olmadığı ve sürekli uğraş içerisinde olduğu işler onu mutlu eder ki bu ne kadar doğru tartışılır. Bunun dışında bir keyfin diğerini yok etmemesi hazların ve uğraşların çok yönlü olması gerektiğini savunur. Sevginin en önemli etken olduğunu ve özellikle yetişirken sevgisizliğe maruz kalmanın en büyük hoşnutsuzluklara sebebiyet verdiğini savunur.

 

Özünde: Dış ilişkilerimizde akılcı, samimi ve sevecen olmamızın mutluluğun ana kaynağı olduğunu savunmakla beraber yoğun iş temposuna, iyi bir aile ortamına ve adapte olabileceğimiz bir toplum yapısına sahipsek ancak mutlu olabiliriz.

 


Schopenhauer-Mutlu Olma Sanatı

 “En büyük mutluluk, kişiliktir” – Goethe

Schopenhauer tüm kitapta bu alıntıya ilişkin bir vurgudan yola çıkar aslında. İnsan yaşamında bir karar alırken ya da bir şeyi ölçüt olarak belirlerken, çok uzağa gitmeden kendinden yola çıkması gerektiğini vurgular. Asıl gerçek ölçütün insanın kendisi olduğunu bilmesi gerekmektedir; aksi takdirde alınan kararlar ve izlenen yollar her zaman mutsuzluğa sebep olacaktır.

 

Ayrıca, hayatta sahip olmak istediğimiz şeyler için birçok şeyi görmezden gelir ve yok sayarız. Bu durum aslında olması gereken bir şeydir. Ancak, belirlediğimiz şey bir hiç uğruna bir uğraşsa, bu da mutsuzlukla sonuçlanacaktır. Bir hedefe baş koymadan önce, kendi içimizde her yönüyle ölçüp tartmalı ve bu şekilde yola çıkmalıyız.

 

Tüm bunların sonunda yine kötü bir sonuçla karşılaşırsak, bilmeliyiz ki hayatta rastlantılar ve hatalar da yolumuzda vardır. Ama siz iyi bir karar alıcısınız ve aldığınız kararlar, amaçlarınıza ulaştığınızda sizi gerçekten mutlu edecektir. Bu duruma dair bir benzetme yaparsak, panayırda olan bir çocuk gibi her şeye el atarsak amacımızdan sapar ve zikzaklar çizeriz. Ayrıca, uğruna baş koyduğunuz yolda yapacaklarınızı isteyerek yapmıyor ve çektiğiniz acıyı isteyerek göğüsleyemiyorsanız, bu yol ne sizin yolunuzdur ne de mutluluğunuz.

Bu duruma dair Montaigne'nin Martialis'ten alıntıladığı bir söz de vardır:

“Bir amaca bağlanmayan ruh, yolunu kaybeder; çünkü her yerde olmak her yerden uzak olmaktır. Her yerde olan hiçbir yerde değildir.”

 

 Schopenhauer’ın Gayesi: Schopenhauer, bu kitabında okuyucularına mutlu olmanın yollarını ve günlük hayatta karşılaşılan zorluklarla başa çıkma yöntemlerini sunuyor. Kitap, mutluluğun peşinde koşmanın yanıltıcı olabileceğini ve bunun yerine huzurlu bir yaşam sürmenin önemini vurguluyor. Schopenhauer, arzularımızı sınırlamanın ve beklentilerimizi yönetmenin mutluluğa ulaşmanın anahtarı olduğunu savunuyor.

 

‘’Aklı başında olan kişi hoş olanın değil acı vermeyenin peşindedir.’’

Aristoteles

 Arzular ve Tatminsizlik: Schopenhauer, insan doğasının sürekli arzular peşinde koştuğunu ve bu arzuların tatmin edilmesinin geçici bir mutluluk sağladığını, ardından yeni arzuların ortaya çıktığını belirtir. Bu döngü, sürekli bir tatminsizlik yaratır.

Her insanın kendinde keşfedilmeyi bekleyen yanları olduğu gibi, keşfedilemeden sizinle mezara gidecek mucizevi yanlarınız da olacaktır. Size uygun olmayan çabalarla zaman harcayarak hem kendinizi hem de zamanı tüketmek sadece hayal kırıklığına uğramanıza neden olur. Hayal kırıklığı ise sizi mutsuzluğa ve umutsuzluğa sürükler. Bu durumdan kaçınmak için önce kendinize uygun olmayan uğraşlardan kaçınmalı, kendinizi deneyimleyerek ve bu deneyimlerden ders çıkararak, bazen de dostlarınızı dinleyerek doğru beklentilerde bulunmalısınız.

Hayatta sahip olduklarımız arasında en önemlisi kendimizdir. Ancak bu, karşılıklı bir bütünlük gerektirir. Kendimizi keşfettikçe iyi ve güçlü yanlarımıza sıkı sıkıya bağlı kalmalı ve zayıf yanlarımızı da kibirden uzak durarak kabullenmeliyiz. Aksi takdirde, bu hadsizlik ve bilgisizlik ile acı ve tatmin edilemez bir memnuniyetsizlikle karşı karşıya kalırız.

 

“İstediğimiz gibi yaşamamalıyız; yaşayabildiğimiz gibi yaşamalıyız.”

Schopenhauer

 


Mutluluğun Tanımı: Schopenhauer için mutluluk, acıdan kaçınma ve huzurlu bir zihin durumuna ulaşma olarak tanımlanır. Onun felsefesine göre, mutluluğun kaynağı dış etkenler değil, içsel bir denge ve sakinliktir. Hayatın izin verdiği ve gücünüz dahilinde bir beklenti sizi mutluluğa götürebilir.

Şöyle der Schopenhauer: "Mutluluğun 9/10'u sağlıktır. Gerisi ise neşeli bir mizaç ve mutlu bir ruh halidir; bunlar acı ve sevinç kapasitesini belirler." Hayatın bize çıkardığı engellere karşı anlayışlı olmak, mutluluğun ana parçasıdır.

 

Sağlığın Önemi: Hayatta belirlediğimiz ve bunun doğrultusunda çabaladığımız şeylerin aslında hiçbir zaman bizim olmadığını, her şeyin hayata ait olduğunu hayat bize göstermeden farkında olmamız gerekir. Aksi takdirde, hayatın bunu bize eninde sonunda göstereceğini söylemeliyim. Bu büyük yanılgının farkına varılmazsa, serap görmüş gibi bir yanılgının esiri oluruz. Sağlık ve neşe her şeyin yerini alabilir, fakat hiçbir şey bu iki önemli yapı taşının yerini alamaz. Sağlığınız yoksa hiçbir şeyden zevk alamazsınız. En basitinden, bir burun tıkanıklığı bile rahat nefes alamamanıza, sağlıklı bir uyku deneyimi yaşayamamanıza ve baş ağrısına neden olabilir. Kısacası, hayatta ne uğruna olursa olsun sağlığınızı feda etmek en büyük aptallıktır. Hayatta ne varsa, her zaman sağlığın ardından gelmelidir.

 

Neşenin Önemi: Hayatta zengin, güzel, onurlu bir yaşam süren insanın neşeli olup olmadığı muammadır, çünkü insanın neşeli olması genç, yaşlı, zengin ya da fakir olup olmadığına bağlı değildir. Bu nedenle, neşeye her zaman kapı açmalı ve "neşeli insanın neşeli olması için her zaman bir nedeni vardır -ki o da neşeli olmasıdır." Ayrıca, mevcut an içinde çok değerli ve belirli bir mevcudiyeti vardır. Bu, neşenin diğer her şeyin yerini alabileceği ama hiçbir şeyin neşenin yerini alamayacağı anlamına gelir. Tabii ki sağlığı es geçmemeli ve mutluluk için sağlığımızı her şeyin üstünde tutmalı ve korumalıyız.

 

‘’Başkasının mutlu olması seni rahatsız ediyorsa asla mutlu olamazsın.’’

- Seneca

 Yalnızlık ve İçsel Huzur: Yalnızlık ve içsel huzur, Schopenhauer’in mutluluk anlayışında merkezi bir yer tutar. O, kişinin kendisiyle barışık olmasının ve kendi başına mutlu olabilmesinin önemini vurgular.

 

Modern Hayat ve Schopenhauer'ın Öğretileri: Günümüz dünyasında, sosyal medya ve sürekli bir şeyler elde etme çabası içinde kaybolmuş bir toplum olarak, Schopenhauer'ın öğretileri hala büyük bir önem taşımaktadır. Onun sade ve dingin bir yaşam önerisi, modern insanın stres ve kaygı dolu yaşamında bir çıkış yolu sunabilir. Bir Latin atasözü şöyle der: "Zenginlik deniz suyuna benzer: ne kadar içilirse o kadar susatır." Aynı şey şöhret için de geçerlidir.

 

Özünde: Sonuç olarak, Arthur Schopenhauer, kısa bir kitap olmasına karşın "Mutlu Olma Sanatı" kitabında, hayatımızdaki tatminsizlik döngüsünü kırmak ve gerçek mutluluğa ulaşmak için derin felsefi kavrayışlar sunar. Schopenhauer’ın öğretileri, bize sade bir yaşamın ve içsel huzurun önemini hatırlatır. Bu değerli eserle tanışmanızın hayatınıza yeni bir perspektif kazandıracağına inanıyorum.

Mutlu bir yaşam için katlanabilir bir hayat, yani az mutsuz bir hayat yaşamaya gayret etmeliyiz. Aptal insan, sahip olduklarının dışında her zaman başka zevklerin peşinden koşar ve kendini kandırılmış hisseder. Bunun nedeni ise her türlü zevkin göreceli ve tatmin edildikten sonra yok olup gitmesidir. Bu, aynı insanın su ihtiyacını giderdikten sonra su içmeye devam etmeye çalışması ya da gece uykusunu alan bir insanın tekrar uyumaya çalışmasına benzer. Hayatta sahip olduklarımızın dışında daha da fazlasını istemek, bakar körlüktür.

 

"Herkes ufkunun gördüğü kadar şeye hakim ve isteklerinin uzandığı kadar nesneye ulaşabilirse mutludur. Hayatta çıkan engeller ve zorluklar ile ufkumuz kapandığında ise mutsuz hissederiz."

Schopenhauer

 


Hayatın getirdiği ve ilerlediğimiz yolda karşımıza çıkan sıkıntılara karşı sakin kalmayı bilmeli ve "yeter ki sonu iyi bitsin" demeyi bilmeliyiz ki büyük acılar ve mutsuzluklara karşı hazır olabilelim. Şu da bir gerçektir ki hayat, uzun vadeli planlar yapmak için fazlasıyla kısadır. Bu sebeple, hayatın başındayken sonsuz gözükmesi, hayatın sonundayken ise kısa görünmesi doğal ve olağan bir yanılgıdır. Bu yanılgı, hayatın akışında gereklidir.


Mutlu olmanız dileğiyle…

Tüm içtenliğimizle…


- Everhard Sohbetler

 -Eden Everhard

-Kızıl Emir 




Yorumlar

Popüler Yayınlar