Nitelikli
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Mutlu Olma Sanatı
-Mutlu
Olma Sanatı-
Mutluluk
kimilerine göre haz temelli olması nedeniyle yaşamın ve insan varoluşunun
yegane amacı, kimilerine göre nadiren karşılaştığımız anlık bir duygu durumu,
kimilerine göre bilgelikle elde edilebilecek bir erdem ve kimilerine göre ise
yaşamın ıstırabına karşı insanı hayata bağlayan, anlık yanılgılardır.
Yani
mutluluk sözlüktekinden bambaşka anlamlara gelmektedir. Felsefe camiasının uzun
yıllardır üzerine düşündüğü bu konu yalnızca büyük zihinler tarafından değil
sokakta gördüğünüz rastgele bir insan tarafından da bambaşka yorumlanabilir.
Çünkü mutluluk aynı sıkıntı ve ıstırap gibi insanın en temel duygu
durumlarından biridir. Tarih boyunca mutluluk konusunda pek çok fikir ortaya
atıldı bunların kimleri ne denli tatmin ettiği muğlak bir konu ancak bizler
size iki farklı düşünürün mutluluk kavramına kendi bakış açılarından yorumunu
aktaracağız.
Bertrand Russell - Mutlu Olma Sanatı
‘’İnsanlar neden mutsuz olurlar?’’ Kitaptaki
ilk bölüme adını veren bu soru insan topluluğunun ve bireylerin genel mutsuzluklarının
sebebini arayan basit ve etkili bir sorudur aslında ‘’Nasıl mutlu olunur?’’
sorusundan ziyade bu soruya odaklanmak ve mutsuzluğun kaynağını bulmak mutluluk
için ilk koşuldur.
İlk
bölümde açıkça vurgulanan düşünce kibir temelli bir beğeni arzusu ve buna bağlı
gelişen eylemlerin insanı mutsuzluğa sürüklediği yönündedir. İnsanların ideal
kalıplarını ve beğeni ögelerini hayatının tüm alanına yayan ve
eylemlerini-kararlarını buna göre şekillendiren kimseler mutsuzluğu derinden
hissederler.
Lord Byron Mutsuzluğu: Lord Byron, pek çok
konuda bilgi sahibi olmanın ve yaşamın acı yüzüyle insanın entelektüel bir oluş
içerisinde karşılaştığını ve bu durumun insanda derin bir mutsuzluk ve genel
bir melankoli durumun hakim olmasına sebebiyet verdiğini savunur. Özünde insan
bildikçe, entelektüel birikimi arttıkça melankolik bir ruh halinin
teslimiyetine girer. Buna karşın Bertrand Russell akıllı insanların gerekli
koşullar altında mutluluğu kendileri adına yaratabileceklerini savunur. Ancak
kendisi sorgulamanın insanı rahatsız edici gerçekler ya da düşüncelere ittiği
zaman bu sorgulamayı bırakmamız gerektiği noktasında filozofik yaşama ve bakış
açısına ters düşer.
Rekabet: Russell bu bölümde özellikle modern
dünya insanının ve batı medeniyetinde arşa çıkan beyaz yakalı krizini konu
edinir. Rekabetin çalışma ve hayata etkilerinin yıkıcılığı insanı
mutsuzlaştırır. Bundan dolayı kendimizi bambaşka dünyaların insanları ile
kıyasa sokmamamız gerektiğini vurgular. Ona göre başarı yalnızca mutluluğun bir
ögesi olmalıdır ve bunun dışında eğer ki birey tüm benliği ile bu başarının
hırsı ile yanıp tutuşursa mutsuzluğun pençesinde kalır.
Can Sıkıntısı, Heyecan ve Yorgunluk:
Can sıkıntısı kavramını hayatında heyecan olmayan kişilerin sıklıkla çektiği
bir mutsuzluk olduğuna değinir bunun yanında fazla heyecanın da insanı fiziksel
ve ruhsal olarak yorduğunu, mutsuzluk derecesine gelene kadar zevkleri
körelttiğini savunur. Aynı Aristoteles’in felsefesinde olduğu gibi insanın
yorgunluk ve bıkkınlıktan kurtulması için heyecan ve sıkıntı arasında bir denge
kurması gerektiğine inanır.
Çekememezlik: Russell bu durumun insanların
fazla alçakgönüllü olmaya zorlandığı ahlaki bir anlayışın tezahürü olduğunu savunur.
Bunun dışında bu duygunun özünde pek çok insanın içinde bulundurduğu
potansiyeli açığa çıkarmaya imkan bulamamasına karşın bu imkanı bulanlara
duydukları çekememezlik hissine vurgu yapar.
Günah Duygusu ve İşkence Korkusu: Kitapta bu konulara şu şekilde değinilir: günah duygusu insanların çocukluktan ve yetiştiği toplumsal çevreden yola çıkarak ahlaki doktirinlerini temele alarak yaşadığı ve yaptığı çoğu eylemde ve kararda sürekli ikilemde kaldığını söyler. İşkence korkusunda ise insanların gereksiz bir kuruntuya dayanarak etrafındaki herkesin ona düşman olduğunu, tüm dünyanın ona düşman olduğu varsayımından dolayı başarısızlıklarını ve mutsuzluklarını başkalarını suçlayarak şikayet ettiğini ve bu durumun da insanı mutsuzluğa sürüklediğine inanır.
Kamuoyu Korkusu: Bu bölümde ise günah
duygusundan pek farklı olmamakla birlikte yine sosyal korkuların insanı
mutsuzluğa itmesi işlenir.
Mutlu Olmak Hala Mümkün Müdür?: Russel
mutluluğu sağlayan şeyleri tasvire başlar bu bölümde. Ona göre insanın konfor
içinde olmadığı ve sürekli uğraş içerisinde olduğu işler onu mutlu eder ki bu
ne kadar doğru tartışılır. Bunun dışında bir keyfin diğerini yok etmemesi
hazların ve uğraşların çok yönlü olması gerektiğini savunur. Sevginin en önemli
etken olduğunu ve özellikle yetişirken sevgisizliğe maruz kalmanın en büyük
hoşnutsuzluklara sebebiyet verdiğini savunur.
Özünde: Dış ilişkilerimizde akılcı, samimi ve
sevecen olmamızın mutluluğun ana kaynağı olduğunu savunmakla beraber yoğun iş
temposuna, iyi bir aile ortamına ve adapte olabileceğimiz bir toplum yapısına
sahipsek ancak mutlu olabiliriz.
Schopenhauer-Mutlu
Olma Sanatı
“En büyük mutluluk,
kişiliktir” – Goethe
Schopenhauer
tüm kitapta bu alıntıya ilişkin bir vurgudan yola çıkar aslında. İnsan
yaşamında bir karar alırken ya da bir şeyi ölçüt olarak belirlerken, çok uzağa
gitmeden kendinden yola çıkması gerektiğini vurgular. Asıl gerçek ölçütün
insanın kendisi olduğunu bilmesi gerekmektedir; aksi takdirde alınan kararlar
ve izlenen yollar her zaman mutsuzluğa sebep olacaktır.
Ayrıca,
hayatta sahip olmak istediğimiz şeyler için birçok şeyi görmezden gelir ve yok
sayarız. Bu durum aslında olması gereken bir şeydir. Ancak, belirlediğimiz şey
bir hiç uğruna bir uğraşsa, bu da mutsuzlukla sonuçlanacaktır. Bir hedefe baş
koymadan önce, kendi içimizde her yönüyle ölçüp tartmalı ve bu şekilde yola
çıkmalıyız.
Tüm
bunların sonunda yine kötü bir sonuçla karşılaşırsak, bilmeliyiz ki hayatta
rastlantılar ve hatalar da yolumuzda vardır. Ama siz iyi bir karar alıcısınız
ve aldığınız kararlar, amaçlarınıza ulaştığınızda sizi gerçekten mutlu
edecektir. Bu duruma dair bir benzetme yaparsak, panayırda olan bir çocuk gibi
her şeye el atarsak amacımızdan sapar ve zikzaklar çizeriz. Ayrıca, uğruna baş
koyduğunuz yolda yapacaklarınızı isteyerek yapmıyor ve çektiğiniz acıyı
isteyerek göğüsleyemiyorsanız, bu yol ne sizin yolunuzdur ne de mutluluğunuz.
Bu
duruma dair Montaigne'nin Martialis'ten alıntıladığı bir söz de vardır:
“Bir amaca bağlanmayan ruh, yolunu kaybeder; çünkü her yerde olmak
her yerden uzak olmaktır. Her yerde olan hiçbir yerde değildir.”
‘’Aklı başında olan kişi hoş olanın değil acı vermeyenin
peşindedir.’’
Aristoteles
Arzular ve Tatminsizlik: Schopenhauer, insan doğasının sürekli arzular peşinde koştuğunu ve bu arzuların tatmin edilmesinin geçici bir mutluluk sağladığını, ardından yeni arzuların ortaya çıktığını belirtir. Bu döngü, sürekli bir tatminsizlik yaratır.
Her
insanın kendinde keşfedilmeyi bekleyen yanları olduğu gibi, keşfedilemeden
sizinle mezara gidecek mucizevi yanlarınız da olacaktır. Size uygun olmayan
çabalarla zaman harcayarak hem kendinizi hem de zamanı tüketmek sadece hayal
kırıklığına uğramanıza neden olur. Hayal kırıklığı ise sizi mutsuzluğa ve
umutsuzluğa sürükler. Bu durumdan kaçınmak için önce kendinize uygun olmayan
uğraşlardan kaçınmalı, kendinizi deneyimleyerek ve bu deneyimlerden ders
çıkararak, bazen de dostlarınızı dinleyerek doğru beklentilerde bulunmalısınız.
Hayatta
sahip olduklarımız arasında en önemlisi kendimizdir. Ancak bu, karşılıklı bir
bütünlük gerektirir. Kendimizi keşfettikçe iyi ve güçlü yanlarımıza sıkı sıkıya
bağlı kalmalı ve zayıf yanlarımızı da kibirden uzak durarak kabullenmeliyiz.
Aksi takdirde, bu hadsizlik ve bilgisizlik ile acı ve tatmin edilemez bir
memnuniyetsizlikle karşı karşıya kalırız.
“İstediğimiz gibi
yaşamamalıyız; yaşayabildiğimiz gibi yaşamalıyız.”
Schopenhauer
Mutluluğun Tanımı: Schopenhauer
için mutluluk, acıdan kaçınma ve huzurlu bir zihin durumuna ulaşma olarak
tanımlanır. Onun felsefesine göre, mutluluğun kaynağı dış etkenler değil, içsel
bir denge ve sakinliktir. Hayatın izin verdiği ve gücünüz dahilinde bir
beklenti sizi mutluluğa götürebilir.
Şöyle
der Schopenhauer: "Mutluluğun 9/10'u sağlıktır. Gerisi ise neşeli bir mizaç ve
mutlu bir ruh halidir; bunlar acı ve sevinç kapasitesini belirler."
Hayatın bize çıkardığı engellere karşı anlayışlı olmak, mutluluğun ana
parçasıdır.
Sağlığın Önemi: Hayatta
belirlediğimiz ve bunun doğrultusunda çabaladığımız şeylerin aslında hiçbir
zaman bizim olmadığını, her şeyin hayata ait olduğunu hayat bize göstermeden
farkında olmamız gerekir. Aksi takdirde, hayatın bunu bize eninde sonunda
göstereceğini söylemeliyim. Bu büyük yanılgının farkına varılmazsa, serap
görmüş gibi bir yanılgının esiri oluruz. Sağlık ve neşe her şeyin yerini
alabilir, fakat hiçbir şey bu iki önemli yapı taşının yerini alamaz. Sağlığınız
yoksa hiçbir şeyden zevk alamazsınız. En basitinden, bir burun tıkanıklığı bile
rahat nefes alamamanıza, sağlıklı bir uyku deneyimi yaşayamamanıza ve baş
ağrısına neden olabilir. Kısacası, hayatta ne uğruna olursa olsun sağlığınızı
feda etmek en büyük aptallıktır. Hayatta ne varsa, her zaman sağlığın ardından
gelmelidir.
Neşenin Önemi: Hayatta
zengin, güzel, onurlu bir yaşam süren insanın neşeli olup olmadığı muammadır,
çünkü insanın neşeli olması genç, yaşlı, zengin ya da fakir olup olmadığına
bağlı değildir. Bu nedenle, neşeye her zaman kapı açmalı ve "neşeli insanın
neşeli olması için her zaman bir nedeni vardır -ki o da neşeli olmasıdır."
Ayrıca, mevcut an içinde çok değerli ve belirli bir mevcudiyeti vardır.
Bu, neşenin diğer her şeyin yerini alabileceği ama hiçbir şeyin neşenin yerini
alamayacağı anlamına gelir. Tabii ki sağlığı es geçmemeli ve mutluluk için
sağlığımızı her şeyin üstünde tutmalı ve korumalıyız.
‘’Başkasının mutlu olması seni rahatsız ediyorsa asla mutlu olamazsın.’’
- Seneca
Modern Hayat ve Schopenhauer'ın Öğretileri: Günümüz dünyasında, sosyal medya ve sürekli bir şeyler elde etme çabası içinde kaybolmuş bir toplum olarak, Schopenhauer'ın öğretileri hala büyük bir önem taşımaktadır. Onun sade ve dingin bir yaşam önerisi, modern insanın stres ve kaygı dolu yaşamında bir çıkış yolu sunabilir. Bir Latin atasözü şöyle der: "Zenginlik deniz suyuna benzer: ne kadar içilirse o kadar susatır." Aynı şey şöhret için de geçerlidir.
Özünde:
Sonuç olarak, Arthur Schopenhauer, kısa bir kitap olmasına karşın "Mutlu
Olma Sanatı" kitabında, hayatımızdaki tatminsizlik döngüsünü kırmak ve
gerçek mutluluğa ulaşmak için derin felsefi kavrayışlar sunar. Schopenhauer’ın
öğretileri, bize sade bir yaşamın ve içsel huzurun önemini hatırlatır. Bu
değerli eserle tanışmanızın hayatınıza yeni bir perspektif kazandıracağına
inanıyorum.
Mutlu
bir yaşam için katlanabilir bir hayat, yani az mutsuz bir hayat yaşamaya gayret
etmeliyiz. Aptal insan, sahip olduklarının dışında her zaman başka zevklerin
peşinden koşar ve kendini kandırılmış hisseder. Bunun nedeni ise her türlü
zevkin göreceli ve tatmin edildikten sonra yok olup gitmesidir. Bu, aynı
insanın su ihtiyacını giderdikten sonra su içmeye devam etmeye çalışması ya da
gece uykusunu alan bir insanın tekrar uyumaya çalışmasına benzer. Hayatta sahip
olduklarımızın dışında daha da fazlasını istemek, bakar körlüktür.
"Herkes ufkunun
gördüğü kadar şeye hakim ve isteklerinin uzandığı kadar nesneye ulaşabilirse
mutludur. Hayatta çıkan engeller ve zorluklar ile ufkumuz kapandığında ise
mutsuz hissederiz."
Schopenhauer
Hayatın
getirdiği ve ilerlediğimiz yolda karşımıza çıkan sıkıntılara karşı sakin
kalmayı bilmeli ve "yeter ki sonu iyi bitsin" demeyi bilmeliyiz ki
büyük acılar ve mutsuzluklara karşı hazır olabilelim. Şu da bir gerçektir ki
hayat, uzun vadeli planlar yapmak için fazlasıyla kısadır. Bu sebeple, hayatın
başındayken sonsuz gözükmesi, hayatın sonundayken ise kısa görünmesi doğal ve
olağan bir yanılgıdır. Bu yanılgı, hayatın akışında gereklidir.
Mutlu olmanız dileğiyle…
Tüm içtenliğimizle…
-Eden Everhard
-Kızıl Emir
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Popüler Yayınlar
Zaman Tüm Beyinlerin Ortak Zihnidir
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar







Yorumlar
Yorum Gönder