Ana içeriğe atla

Nitelikli

Kayıp Ruhlar Diyarı

"Bu maskenin altında etten fazlası var. Bu maskenin altında bir fikir var. Ve fikirler kurşun geçirmez."   — V for Vendetta Gittiler. En yücesi, en bilgesi, en cesuru… Hepsi gitti. Efsane dediklerimizin tadı, ölümün damağında kaldı. Bize de geriye sadece kemiklerinin karıştığı topraklar kaldı. Peki ya ruhları? İnsanlığa olan görevini tamamlayanların ve tamamlayamayanların, eğer hayata biraz daha tutunabilselerdi neler başarabileceklerini düşündüğümüz o ruhlar… Ruhun varlığı, Tanrı'nın varlığının ihtimaliyle eşdeğerdir. Her ikisi de inançla gerçekliğini korur. Ve biliyoruz ki inanç anlatılmaz; onu açıklamaya çalıştığımızda kelimeler ağzımızda düğümlenir. Ancak sözcüklere dökemediklerimiz hislerimizde yaşamaya devam eder. Kazanılmak için çok geç kalınmış anlar, çürümüş fırsatlar ve gitmiş insanlar… Tüm bu kayıplar, bize hissettirir. Öfke, korku, hüzün, ızdırap ve çaresizlikle yıkanırız. Hâlâ üzerimizden damlayan bu duygularla, yeni doğmuş kadar çıplak ve savunması...

#1 KESİN İNANÇLILAR


Kesin inanç, bir öğretiye bir kitle hareketine, bir düşünce tarzına körü körüne inanmak ve sadakat göstermek. Bu eylemler ne kadar farklı gözükseler bile aynı tip ve düşünce tarzına sahip insanları seçer ve topluluğa çağrıda bulunur.


Körü körüne bir inanç belirtisi ise sadakat ister. Bir kitle hareketi, ne zaman bireysel kariyerleri ile ilgilenen ve çabalayan insanları bünyesi çekmeye başlamışsa, bu alamet o kitle hareketinin güçlenme aşamasını çoktan geride bıraktığına ve "var olan" gücünü korumaya çabaladığını gösterir. Bu durumda ise o kitle hareketi amacından çıkmış ve bir kuruluş olmaya başlamıştır. Ayrıca belirtmek gerekir ki bir kitle hareketi ne kadar çok amacından sapmışsa ve bir kuruluş olmaya başlamışsa yeni makamlar tahsis etmek, mevki tahin etmek zorunda kalır. Bu da o kitle hareketinin kendine düşük nitelikli ve asalak insanları kendine çekmesine neden olur. Çok başarılı olan bir hareketini bile öyle bir sararlar ki ilk zamanlardaki benliğini adamış kişiler tarafından tanınamaz ve misyonunu kaybetmiş bir yok oluşa sürüklenir. İnsan yapı gereği yaptığı, uğraştığı işe değer vermiyorsa muhtemelen başkaların işi ile meşgul olur. Başkalarının işini dert etme ise şu şekilde ortaya çıkar: Başkalarının açığını aramak, milli, toplumsal, dini ve ırksal konulara aşırı ilgi göstermek. Kendi benliğimizden uzaklaşıp, silikleşmemiz ile son bulur. Günümüz toplumunda insanların son bulmayan telaşlı hayatının getirdiği stres ve “u”mutsuz yaşamın etkileri, işsizliğin getirdiği ümitsizlik, sırf gelecek kaygısı değil, geleceğe duyula hayallerin bir bir yok olmasına sebep olur. Böylece işsizler kendilerine kaynak sağlayanlar yerine, umut tacirlerinin peşinden gitmeleri de daha muhtemel olur. Kitle hareketleri, insanları hem hayatın zevklerinden yoksun kılıp hem geleceğe dair umut aşıladıkları için gerekli tatmin sağlanmış olur. İnsanlar bireysel çıkarlarının ve hayallerinin, uğrunda yaşamaya değer görünmediğinde, hayatı yaşamaya değer kılacak eylemleri kendinden başka yerlerde arar. Kendine bu “u”mutsuzluğun ve hayal kırıklığının son bulması için arayışa geçer. Uğruna canımızı verecek bir amacımız yoksa yaşamaya değer bir amacımızın olup olmadığını konusunda da şüpheye düşeriz. 

 

Bir kitle hareketinin yükselişini sağlayan en büyük etkenlerden birisi de, katılan kişilerin birçoğunu cezbeden muhtemel değişim ihtimalleridir. Çünkü bir kitle hareketi bir değişim aracıdır aynı zamanda. Ne var ki dini ve milliyetçi hareketler için aynısını söylemek pek de mümkün değildir. Tabii bir değişim için kişilerin beklediği değişimin de önemi vardır. İnsanlar birçok şeye sahip olmak isterler ve sahip oldukları şeylerden çok daha fazlasını elde etmek için çabalarlar ama hiçbir şeye sahip değilken ki yaşamlarındaki hüsrandan daha büyüktür. Birçok şeyin yokluğunu çektiğimiz zamanki depresif benliğimizi ise tek bir şeyin yokluğunu çeker gibi olduğumuz zamandan daha azdır. Bu eylem karmaşası pek çok durumda böyledir. Ve insanlar iki şekilde umut barındır: Sabır ve disiplinin  destekleyicisi olan¹. Uzak geleceğe karşı beslenen² umuttan oluşur. Umut kitle hareketi için insanları harekete geçmeye teşvik eder. Ortada görünmeyen bir şey için umut beklememiz ise sabır ve disiplinden geçer. Bütün kitle hareketlerini geniş bir bakış açısıyla incelersek hepsinin benzer tipte insanlara hitap ettiğini de ve kendilerine yakın düşünceli insanları ilk  çekemeye çabaladıklarına şahit olursunuz bundan daha doğal ve olağan bir şey yoktur. Kitle hareketlerinin doğuşu ve yükselişi için en iyi ortam ise zamanında var olan kolektif bir yapının çökmeye başlaması, çökmesi ile başlar. Biraz daha anlaşılır olması için eylemler üzerinden insanların neden kitle hareketine muhtaç olduğunu ya da muhtaç hissettiğine bir göz atalım. Özgürlük eylemi ile başlayalım.

Özgürlük Eylemi, hüsranı hafiflettiği oranda da ağırlaştırabilir. Kişinin tercih özgürlüğü, yaptığı ve attığı adımlara karşın hüsranı ve başarısızlığı kişiye yükler. Bir insanın kendisine dair bir güveni yoksa özgürlük onun için bir yük ve baskıdan ibarettir. Böyle bir insan için özgürlük ne ifade ediyor olabilir ki? Bir kitle hareketine katılmak bundan da ileri gelebilir. Birey  kişisel özgürlüğünden kaçarak "özgürlükten kurtulmak için" katılır. Kendi özgürlüklerinden vazgeçen bir insan ise özgürlükten ziyade eşitlik ister, eşitlik için yanıp tutuşur. Peki neden eşitlik?  Eşitlik tutkusu, dişli bir çarkın dişlilerinden biri olma; ayırt edilmeme isteğidir. Böylece kimse onu karşılaştıramaz, kusurlarını açığa vuramaz.

 

Yoksulluk Eylemi, tükenmişlik ve bıkkınlık ile dolan yeni yetme  yoksulların; sahip oldukları düzenin değişme umudu onları dışlanmış, ezilmiş, mülksüzleştirilmiş yaşamlarının da etkisiyle bir hareketi çıkış ve kurtuluş gözüyle bakmalarını sağlar. Onlar kendisini bu adaletsiz dünya tarafından imtiyazsızlaştırıldıklarına inanırlar ve her türlü ışık vaat eden çağrıya kulak vermeye hazırdırlar.

Birleşme Eylemi, bir gruba (milli, dini, irsi...) üye olan yoksullar hüsrana yabancılardır. Bir kitle hareketi çağrısına da aşinadırlar.  İnsan yapısı gereği, yaşama dair sorumluluklarına bireysel yaklaşmaktan ne kadar uzaksa, yoksulluğa karşı da, kalitesiz yaşamının da o kadar sorumluğundan muzdarip olmak ister. Tabii ki tek başına bu kadarı yeterli değildir. Kitle hareketi potansiyel kişileri kendi bünyesine katmak için önce o kişiyi bağımsız bir bireye dönüştürmeli ve sonrasında bünyesine katmaktadır. Bağımsız bireye dönüştürmek?
Ailesinden, Ülkesinden ve benzer bağlarından koparmaktır (Böl - Yönet). Biraz daha açayım siz değerli okuyucularım için; bir cemaati, bir kabileyi, bir ulusu veya bir vakfı özerk bireylere ayırmak, ne otoriteyi etkiler ne de topluluğu. Etkili bir bölme, Turan Taktiği (tabii ki de değil). Birbirleri ile rekabet eden ve birbirlerine nefret besleyen sıkı ırksal, dini ve  milli  toplulukların sayısını arttırmak ve olanları zevkle izlemekten geçer.
 
 Yükselen kitle hareketleri ve asıl gerçek

nedir?


Artık kitlenin taraf toplaması ve onları bünyesinde tutması, sunduğu vaatler ve umutlar sayesinde değil, karanlık ve   yabancı benliklerinde bir sığınak bulamayıp kitle hareketini sığınmak     zorunda olduklarıdır.  Böylece hareket   gücüne güç katmakta ve çarkın dişlilerinin; çektikleri zorluklar, mutlak mutluluktan ve umuttan bir haber olarak yaşamaktan geçmektedir.

 Esenlikle Kalın. Sevgilerle Eden Everhard ...

   





Aitlik Sorunsalı

 Ne bir ne yüz adımız var bizim
Biz bu hayatta hiçbir şeye
            hiçbir kişiye
                  fikre ya da yere
ait olamayanlarız
Zorlama bir devam filmi gibi yaşadığımız şu dönem
Kendimizi adayacak bir davamız yok
Çürük ideolojilere razı kalıyoruz
       Çimenin yeşilinden
           Yağmurun düşüşünden
ve en son da hayatın kendisinden
    gayriihtiyarı bıkıyoruz
çok mu geç doğduk,
insanlığı insan gibi yaşamak için?
kim bilir belki de çok erken

    Zürih, Villette



Yorumlar

Popüler Yayınlar