Ana içeriğe atla

Nitelikli

Kayıp Ruhlar Diyarı

"Bu maskenin altında etten fazlası var. Bu maskenin altında bir fikir var. Ve fikirler kurşun geçirmez."   — V for Vendetta Gittiler. En yücesi, en bilgesi, en cesuru… Hepsi gitti. Efsane dediklerimizin tadı, ölümün damağında kaldı. Bize de geriye sadece kemiklerinin karıştığı topraklar kaldı. Peki ya ruhları? İnsanlığa olan görevini tamamlayanların ve tamamlayamayanların, eğer hayata biraz daha tutunabilselerdi neler başarabileceklerini düşündüğümüz o ruhlar… Ruhun varlığı, Tanrı'nın varlığının ihtimaliyle eşdeğerdir. Her ikisi de inançla gerçekliğini korur. Ve biliyoruz ki inanç anlatılmaz; onu açıklamaya çalıştığımızda kelimeler ağzımızda düğümlenir. Ancak sözcüklere dökemediklerimiz hislerimizde yaşamaya devam eder. Kazanılmak için çok geç kalınmış anlar, çürümüş fırsatlar ve gitmiş insanlar… Tüm bu kayıplar, bize hissettirir. Öfke, korku, hüzün, ızdırap ve çaresizlikle yıkanırız. Hâlâ üzerimizden damlayan bu duygularla, yeni doğmuş kadar çıplak ve savunması...

CARPE DIEM

       "Topla gül goncalarını toplayabilirken." Latincede karşılığı "Carpe Diem" olan bir cümledir. Carpe Diem, yani anı yaşa. Orada burada görenler olabilir. Görüp de, yapılması gerekenin aksine öylece geçip gitmişsinizdir belki. Yapmanız gerekeni her zamanki gibi yapmamışsınızdır, anı yaşmamamışsınızdır. Baktığınız, hatta belki de bakmadığınız, anne ve babanızın o fotoğraf albümleri. Ne kadar da eski size göre, değil mi? Yaşanmış ve bitmiş. Tanıklık etmediğiniz gibi sizi ilgilendirmiyor da. Peki, şimdi geri çekilin ve şu anınızın, o albümdeki soluk fotoğraflardan birine dönüştüğünü hayal edin. Siz zamanın geçtiğine inanmasanız da saçlarınıza düşmüş aklar, cildinizdeki kırışıklıklar zamanın akıp gittiğinin kanıtı. Henüz algılayamasak da, o an hiçbir zaman sandığınız kadar fazla uzakta değil. Bunu ancak o gün geldiğinde anlayacaksınız. Çok geç olduğunda veya ölümün soğuk nefesiyle karşılaştığınızda anlayacaksınız. Çok geç olacak. Zamanın faniliği sizi hayretlere düşürecek. Geleceğiniz adına attığınız adımlar, verdiğiniz ve doğru sandığınız kararlar sonucunda iyi kötü bir hikayeniz yazılmış olacak. Maalesef ki çoğunuz hayattan aldığından çok, vermiş olacak.

 


         Yaşama amacını bulabilenlerin sayısı kaçtır ki? Etrafınıza bakın, ne istediğini bilen kaç insan var? Toplum baskısının da etkisiyle daha kendi içimize dönüp bakmadan biçtiğimiz hedeflerden bahsetmiyorum. Hayattan ne istediğimizden bahsediyorum. Kaç kişi hayatı nasıl yaşamak istediğinin farkında ki? İyi bir iş ve iyi bir yuva, ne zamandan beri iyi bir hayat demek oldu? Aile, iş, kurduğunuz bir düzen düzen olmasının, size hayattan istediğiniz şeyleri vereceğine gerçekten inanıyor musunuz? Nedir sizi bunu inanmaya iten? İyi bir işe sahip olmaktan başka tutkuları olmayan çiğ insanların sisteme katkı sağlaması sonucunda sistemin, herkesi kendi çıkarları için kullanma isteğiyle algı oluşturmasıdır. Algı, doğduğumuz andan itibaren içimize öyle bir işler ki, milyonların içindeki tutkuyu çürütmekle kalmaz, çoğunun içindeki tutkuyu fark etmesini bile engeller. Avukatlık, doktorluk, öğretmenlik, bize iyi bir yaşam sunabilecek işler. Ancak insanı insan yapan bu değildir ki, yaşamın özü bu değildir. Sevdiğiniz bir yiyecekten baz alalım. Örneğin çikolata. Yediğiniz an size mutluluk verir, hedefinize ulaştığınız ilk an gibi. Fakat bittikten sonra, üstünüzdeki ilk heves geçtikten sonra, midenizde sindirilirken ve sonrasında, aslında hayatınıza hiçbir şekilde etki etmediğinizi anlarsınız. Yıllardır verdiğiniz emeklerin ardından amacınıza ulaştığınız an hissettiğiniz şey, tatmin duygusundan başka bir şey olarak, hele hele mutluluk olarak adlandırılamaz. Lakin gerçek tutkularınız üzerine giderek, harcadığınız her gününün kıymetini bilip kendiniz için yaşamınızı sürdürmek, yani anı yakalamak, kitap okumak gibidir. Bir kitabı okurken tecrübe kazanırsınız, sevinirsiniz, içinizde bir yerlere dokunur. Kitabın kapağını kapattığınızda bile üzerinizdeki etkisi geçmez. Hayatınızın, sizin bir parçanız olur.

          
Yarınlar aslında öyle uzaktır ki size, bir yarınınızın olmama ihtimalleri öyle çoktur ki şaşarsınız. Zaman sizinle alay eder adeta. Ne kadar da gülünç, daha yarınınız kesin değilken on sene sonrası için ömür heba etmeniz. Bırakın bunları, her birimiz bize kucak açmış ölüme koşuyoruz. Kimileri hiçbir şey yapmıyor bu süreçte, kimileri bu maratonu harcıyor kendi elleriyle, siz de kimileri gibi koşmak zorunda olduğunuz yolun tadını çıkaranlardan olun. Geç olacak demiştim. Evet, olacak. Lakin bunu okuyorsanız bile kendinizi dinlemek için zamanınız var demektir. Korkmayın. Kuralları ve olması gerekenleri, yapmanız gerekenleri bir kenarı atın. Sınavlar gelip geçici, okul gelip geçici, insanlar gelip geçici. Kurduğunuz dostluklar bile, belki de aileniz bile. Siz ömrünüzün temelinizdeki tek şeysiniz ve yalnızsınız. Eğer siz kendinize kulak vermezseniz, kim size yol açsın, dürtüp, hayallerinizi gösterip koşmanız için desteklesin? İnsanlar sizi çekecek, aşağı ve daha aşağı. Tutkuları yontlaşmış olduğundan sizi asla anlayamayacaklar ve kırk deli arasında kalmış bir akıllı gibi, kendinizi sorgulamanıza sebep olacaklar. Söyleyin lütfen, günleri yaşamak kötü mü ? Hayatın tadının nasıl çıkacağına inanırsın? Bugün onu yap. Yarın değil, daha sonrasında değil. Ölüme koştuğunuzu unutmayın. Sizin şu andan itibaren belki de yalnızca bugününüz var. Düşünün, bugün. Yarın sizin için gelmeyecek, güneş doğmayacak, zaman akmayacak. Maratonun sonuna geleceksiniz. Buna hazır mısınız? Neden değilsiniz peki? Henüz zavallı amacınıza ulaşamadığınız için mi? Kimse sizin amacınızı önemsemiyordu ki, zamanın umurunda bile değildi. Ölüm hiçbir zaman size bir şey vaat etmedi. Onun asla gelmeyeceği gibi anlamsız bir düşüncüye kapılıp davranan, zaman harcayan sizlerdiniz. Albümdeki soluk fotoğraflar olduğunuzda kızacağınız kişi yine sizlersiniz. Siz, kendiniz olmayı bilmeyen bireylersiniz ne yazık ki. Bu bir meslek edinip aile kurmak gibi çevrenizdekiler tarafından öğretilecek bir şey değil. Oturup beklediniz yine de, belki gelir de biri anlatır diye. Her an beklediniz zaten birinin bir şey öğretmesini, bir tarafa yönlendirip bir şey yapmanızı söylemesini beklediniz. Gideceğiniz yolu çizmeyerek, kendinize saygısızlık ettiniz. Cesaretin, çizili olan bir yoldaki engelleri aşarak yolun sonundaki, o yola çıkma amacınıza ulaşmanız olduğuna inanmıyorum ben. Benim cesaret dediğim şey, kendi içinizdeki yaşamın özüyle, isteğinizle bir yol çizmek. O yolu da sonu için değil, yürürkenki yaşanmışlıklardan zevk almayı becererek yürümektir. Cesaret budur, anı yakalamak budur, Carpe Diem budur.
 

       Ben en fazla bunu yapabilirim. Size Carpe Diem'i anlatır, kendimce motive ederim. Maratonu koşuş amacınızı değiştirmek, yol çizmek, bugününüzü yaşamak size kalmış. Anı yaşamak, size kalmış.
 
- Kay Snyder

https://open.spotify.com/track/54hj06Z7sm7DaHSrGGMAZG?si=831f04bfe6674624



Yorumlar

Popüler Yayınlar