Ana içeriğe atla

Nitelikli

Kayıp Ruhlar Diyarı

"Bu maskenin altında etten fazlası var. Bu maskenin altında bir fikir var. Ve fikirler kurşun geçirmez."   — V for Vendetta Gittiler. En yücesi, en bilgesi, en cesuru… Hepsi gitti. Efsane dediklerimizin tadı, ölümün damağında kaldı. Bize de geriye sadece kemiklerinin karıştığı topraklar kaldı. Peki ya ruhları? İnsanlığa olan görevini tamamlayanların ve tamamlayamayanların, eğer hayata biraz daha tutunabilselerdi neler başarabileceklerini düşündüğümüz o ruhlar… Ruhun varlığı, Tanrı'nın varlığının ihtimaliyle eşdeğerdir. Her ikisi de inançla gerçekliğini korur. Ve biliyoruz ki inanç anlatılmaz; onu açıklamaya çalıştığımızda kelimeler ağzımızda düğümlenir. Ancak sözcüklere dökemediklerimiz hislerimizde yaşamaya devam eder. Kazanılmak için çok geç kalınmış anlar, çürümüş fırsatlar ve gitmiş insanlar… Tüm bu kayıplar, bize hissettirir. Öfke, korku, hüzün, ızdırap ve çaresizlikle yıkanırız. Hâlâ üzerimizden damlayan bu duygularla, yeni doğmuş kadar çıplak ve savunması...

YA ROMEO VE JULİET KAVUŞSAYDI?

 


     Romeo ve Juliet, kim bilmez ki? William Shakespeare'in kaleminden çıkan, iki karakterin yıllar boyu dillerden düşmeyen, dünyanın dört bir yanına ulaşmış "aşk"ları. Bilmeyenler için kısaca özet geçeyim, Romeo ve Juliet, birbiriyle husumeti olan iki ailenin çocukladır. Katıldıkları bir baloda tanışıp, bir gecede birbirlerine deliler gibi aşık olan ikili, aileleri arasındaki düşmanlık yüzünden yasak aşk yaşamaya sürüklenir. Papaza gidip gizlice evlenmelerinin hemen sonrasında, aşklarının daha çok başında Romeo, bir kavga sırasında Juliet'in ailesi olan Capulet ailesinden birinin ölümüne sebep olur. Elini kana bulamasının sonucunda cezasını sürgün edilerek çeker. Ayrı düştükleri bu süre içerisinde Capulet ailesi, Juliet'i istemediği biriyle evlendirmek için hazırlık yapmaya başlarlar. Juliet bu evlilikten kaçmak için her şeyi göze alabilecek durumdadır. Papaza kaçar, derdini anlatır ve bir çözüm yolu bulurlar. Juliet içtiği bir şurup sayesinde düğün günü geçene kadar bir ölüden farksız olacaktır. Mezara taşınacak ve uyanana kadar bekleyecektir. O derin uykudayken Romeo mektupta planı öğrenip, tam da Juliet'in uyanacağı saatte mezarlığa gelecek, Juliet'i alacak ve beraber kaçacaklardır. Ne yazık ki mektubu zamanında alamayan Romeo, mektup yerine Juliet'in sözde ölüm haberini alır. Juliet'i mezarında görmeye giderken yanında bir zehir götürür. Plan hakkında hiçbir fikir sahibi olmayan Romeo, Juliet'in gerçekten öldüğünü düşünür ve bu acıyla yaşamak yerine yanında getirdiği zehrin hepsini içer. Juliet uyandığında yanında, kendini ölüme mahkum eden Romeo'nun cesediyle karşı karşıya bulur. Romeo'nun ölümüyle baş edemeyen zavallı kız, Romeo'nun dudaklarını "belki yaşam veren dudakların bu kez son verir hayatıma" diyerek öpüyor ve  "hâlâ sıcak dudakların" diyor. Ardından hançerle kendini öldürüyor.

 


     Her anlatıldığında tüylerimi diken diken eder. Ölümü bile göze alan iki aşık. Romantik ve destansı görülebilir. Ki ün kazanmasının sebebi de budur. Lakin ben olaya biraz daha farklı bir bakış açısı katmaktan yanayım. Tabii ki William Shakespeare'nin kalemine laf etmek ne haddime, lakin ortaya koyduğu sözde aşk hikayesi hakkında eleştiri yapma hakkım olduğunu düşünüyorum. Aşk... aşklarına tek bir sözüm yok. İnsanları ölüme sürükleyen aşklarla çok karşılaştık. Fakat bu ikilinin arasındaki "şey" bence biraz problematikti. Hikayeminiz başında Romeo, Juliet'in kuzenine kelimenin tam anlamıyla delicesine aşıktı. Soranız öyle aşıktı ki, delirmişti. Romeo Juliet'le tanışıp ona ölümüne aşık olduğu baloya da aslında, Juliet'in kuzenini görebilme amacıyla gitmişti başta. Bu noktada Romeo'nun kişiliği hakkında çok rahat bir şekilde fikir sahibi olabiliriz. Juliet'in kuzenine aşkından delirecek kadar, ne olursa olsun vazgeçemeyecek kadar "aşıkken" Juliet'e yalnızca görerek aşık olması bence ne kadar sorunsal bir kişilik olduğunu açıklıyor. Bana kalırsa Romeo, duygularından emin olamayan, henüz bir insanın ruhuna aşık olmanın ne demek olduğunu bilmeyen, birinin dış görünüşü beğenmenin aşk olduğunu sanan ve iradesini kontrol edemeyen bir karakter. Şahsi fikrim şudur ki; gerçekten delicesine aşık olan biri, tek bir gecede, sadece görünüşünü beğendiği bir kız için aşkından bu kadar hızlı vazgeçmezdi. Hatta öyle çabuk unuttu ki, üç gün öncesinde başka birinin sevdasıyla yanarken, üç gün sonra Juliet'in aşkından öldü. Bu hususta Romeo'nun aşkının, Juliet'den daha güzel bir kızla tanıştığında da yanı şekilde bitmeyeceğinden nasıl emin olabiliriz? "O asla Juliet'in kuzenine aşık değildi, gerçek aşkı Juliet idi." Görüşüne karşı bir şey demem gerekirse o da şu olurdu; daha gerçek duygularını fark edemeyen, beğenmek ve aşık olmak arasındaki farkı ayırt edemeyen biri olmasına rağmen kendini Juliet'in kuzeni için bu kadar yıpratması, yine bizi aynı kapıya çıkartır. Romeo'nun aşk hakkında bir şey bilmediğine yani. 

 

    Juliet'i ele alacak olursak, Romeo'dan daha az eleştireceğimi belirteyim. Juliet karakterini hakkında değineceğim tek nokta yaşıdır. Juliet yalnızca on dört yaşında bir çocuktur. Evet, bir çocuk. On dört yaş, William Shakespeare'in zamanında evlilik için ideal bir yaş olabilir tabii ki ama biz, günümüzün çağdaş bakış açısıyla Juliet'in sadece bir çocuk olduğunu kabul etmek zorundayız. Benim için Juliet karakteri aşk ve evlilik gibi kavramları bilemeyecek kadar toy bir kişiliktir. Aşkı bilmemesine rağmen Romeo için ölmesini şöyle açıklayabilirim; on dört yaşında hiçbir aşk tecrübesi yokken hayatına giren ve sözcükleri süsleyip püsleyerek kullanmasını çok iyi bilen Romeo'nun cümleleri ona iyi ve değerli hissettirdi. Aşık olmanın ne demek olduğundan bi haber olan Juliet için bu duyguyu aşkla karıştırmak çok kolaydı.

    Demek istiyorum ki, benim perspektifimde bu iki karakter birbirine aşık değildir. Şahsen aşk, bir insanın ruhunu sevmektir. Oysa Romeo Juliet'in görünüşüne, Juliet de Romeo'nun sözlerine aşık oldu. Toyluklarının getirdiği acemilikle beraber kendilerini evlenecek ve sonsuzca dek mutlu olabilecekleri türden bir peri masalının içinde sandılar. Bu konuda değinmek istediğim nokta şu; bir düşünün, eğer Romeo Juliet ölmeseydi, planladıkları gibi kaçıp gitseler,hayatlarını beraber geçirselerdi ne olurdu? Ya Romeo ve Juliet kavuşsaydı? Yine ölene dek birbirlerini severler miydi? Hala bir aşk hikayesi olarak anılır mıydı? Juliet büyüdüğünde ve sonunda fikirleri şekillenmeye, özgür iradesini kazanmaya başladığında bile Romeo'ya aşık olarak kalabilir miydi? Romeo'nun karakterini tanıdıkça, iyi kötü huylarına tanıklık ettikçe ve kendini bilir yaşa geldiğinde bile ilk anın büyüsü üstünde kalacak mıydı? Otuz yaşında bile, on dört yaşındaki masumiyetiyle, saf bir şekilde sevebilecek miydi onu? Peki ya Romeo? Gönlünü kaptırdığı kişilere -tanıklık ettiğimiz kadarıyla- sadık olamayan Romeo, bir gün Juliet'den daha güzel birine sevdalanmayacak mıydı? Juliet'in kuzenine olan delice aşkının bir gecede yok oluşu gibi, Juliet'e olan aşkı da tek bir gecede yok olacak mıydı? Bence olabilirdi. Kesinlikle olurdu diyeyim ya da. Hatta bence, Shakespeare bile bunun farkındaydı. Romeo ve Juliet'in aşkının bu kadar kısa sürmesinin sebebi de tam olarak buydu bence. Çünkü her aşk bir hikaye niteliğindedir ve her hikayenin sahip olduğu gibi, her aşkta giriş, gelişme ve sonuç bölümüne sahiptir. Tanışıp aşık olma, alevlenme, aşkın sönüşü. Her aşk, ne kadar büyük olursa olsun son aşamaya sahip olmaya mahkumdur. Bu da aşkın değerini düşürür. Kimse sonunda karakterlerin aşkının söneceği bir aşk hikayesi okumak istemez. Çoğu yazar da aşkı bitirmez ki bu, masal tadını verir ve mutlu son isteyenlerin gönlünü yapmak için yazılmıştır. Gerçekten etkileyici bir aşk hikayesi yazmak isteyen hiçbir yazar, ortaya üç evresi de tamamlanmış bir hikaye koymaz. Alevlenme noktasında, aşkın en tutkulu olduğu anda aşklarını ölümsüzleştirmek adına, karakterleri öldürürler ya da asla kavuşturmazlar. Bildiğiniz en büyük aşıkları düşünün. Paris ve Helen, Kleopatra ve Mark Antony, Leyle ile Mecnun, Ferhat ile Şirin... adlarını tarihe geçirmiş, destansı aşk hikayelerinin baş karakterleri, aşkın bir sembolüdür her biri adeta. Ortak özellikleri ise, hiçbirinin kavuşmamış olmasıdır. William Shakespeare de tam olarak bunu yaptı. Romeo ve Juliet'in aşkını "alevlenme" evresinde, en tutkulu noktada sonlandırdı ki, aşk taze kalabilsin, Romeo ve Juliet "aşıklar" olarak ölebilsin. Yoksa o da biliyordu ki, aşkları fazla sürmeyecekti ve kimse onları hatırlamayacaktı.

 


      Tüm dünyanın dilinden düşmeyen, yıllardır ününü koruyan bu aşk hikayesine biraz farklı bir bakış açısı katmış olabilirim. Fakat bazen söylenmesi gereklerin birinin söylemesi gerekir. Bütün eleştirilerime rağmen esere saygımın sonsuz olduğunu ve Shakespeare' in değinmekistediği iki ailenin arasında husumetin, bu fani dünyada ne kadar gereksiz olduğu kısmını da takdir ediyorum. Aşık Veysel'in de dediği gibi; "Seversin, kavuşamazsan aşk olur."

 

- Kay Snyder


https://open.spotify.com/track/1GNBUGLY90p5vP6z1eEA7k?si=e098708c0a8d4441

 


 

 


 

 

 

 

 

Yorumlar

Popüler Yayınlar