Ana içeriğe atla

Nitelikli

Kayıp Ruhlar Diyarı

"Bu maskenin altında etten fazlası var. Bu maskenin altında bir fikir var. Ve fikirler kurşun geçirmez."   — V for Vendetta Gittiler. En yücesi, en bilgesi, en cesuru… Hepsi gitti. Efsane dediklerimizin tadı, ölümün damağında kaldı. Bize de geriye sadece kemiklerinin karıştığı topraklar kaldı. Peki ya ruhları? İnsanlığa olan görevini tamamlayanların ve tamamlayamayanların, eğer hayata biraz daha tutunabilselerdi neler başarabileceklerini düşündüğümüz o ruhlar… Ruhun varlığı, Tanrı'nın varlığının ihtimaliyle eşdeğerdir. Her ikisi de inançla gerçekliğini korur. Ve biliyoruz ki inanç anlatılmaz; onu açıklamaya çalıştığımızda kelimeler ağzımızda düğümlenir. Ancak sözcüklere dökemediklerimiz hislerimizde yaşamaya devam eder. Kazanılmak için çok geç kalınmış anlar, çürümüş fırsatlar ve gitmiş insanlar… Tüm bu kayıplar, bize hissettirir. Öfke, korku, hüzün, ızdırap ve çaresizlikle yıkanırız. Hâlâ üzerimizden damlayan bu duygularla, yeni doğmuş kadar çıplak ve savunması...

EDEBİYAT TOPLUMU ANLARSA

   Ya da "toplum edebiyatı anlarsa".

Okumak için uzaklara gitmekten çok, uzaklara gitmek için okumaktaydım...
- Amin Maalouf



    “Edebiyat denen şey, hayatı mümkün olduğu kadar gerçek kılmak için çaba sarf etmenin bir adıdır.” Yazar burada ne demek istemiş?  Fernando Pessoa’nın bu sözünü unutmayın çünkü anlamak için biraz derinlere ineceğiz. 

   Edebiyat- Toplum ilişkisine  bir göz gezdirelim. Ama  öncelikle edebiyatı ayrı, toplumu ayrı ve sonda da ikisini bir değerlendirelim.

 
    Edebiyat: Edebiyat, literatür veya yazın; olay, düşünce, duygu ve hayalleri dil aracılığı ile estetik bir şekilde ifade etme sanatıdır.

   Her türlü edebî eser, toplumsal bir eyleme dayanır. Diliyle, konusuyla, karakter kadrosuyla, toplumsal durumuyla ve mekânıyla... Bunu okul zamanlarımızda türkçe öğretmenlerimizin verdiği kitap ödevlerinde, okuduğumuz bir roman veyahut öykü kitabının tahlilini çıkartırken de çok rahatlıkla fark edebiliriz. Durumu genel olarak ele alacak olursak opak, yarı saydam ve saydam şeklinde anlatmaya çalışacağım. Ama öncesinde kimdir bu yazar, diğer insanlardan farkı nedir? ona ufak bir göz atalım.

    Yazar, her daim değişime ve gelişime açık olan, sürekli güncel olayları takip eden ve kimi zamanda bulunduğu çağın ötesinde düşünebilen, bazen düşünceleri ile bilimkurgu olabilecek ve hatta imkânsız düşüncelere korkusuzca kafa tutabilecek, ileri görüş sahibi kimselerdir. Bu özellikler sayesinde genel durumda ilerleme kaydederek saydam hale ulaşmak mümkün. Bu ufak bilgiden sonra konumuza geri dönelim. Yazar, eseri yazıya almadan önce bulunduğu toplum, zihnindeki düşünceler, oluşturacağı eser, kısacası yazıya almadan önceki haline opak, saydam olmayan ortam. Olay sadece o arka tarafta dönenleri yazıya dönüştürmek ve herkesin bildiği, duyduğu, fakat söyleyemediği yazamadığı. duyguları, korkmadan, cesurca dile getirmektir. Edebi anlatımlarla oluşturulmuş, karmakarışık olsalar da bir dönemin kültürü diye adlandırdığımız geçmişin toplumundan izler taşır. Böylece edebiyatın toplum üzerindeki  etkisine farkında olmadan şahit oluruz. Sonuç olarak her bir edebi eser  toplumsal bir yansıma olarak karşımıza çıkar. Yazar bulunduğu zamanın kültürünü, inancını, ideolojisini… kısacası yaşayışına tanıklık eder ve bundan etkilenir. Yazar kendi misyonunu oluşturur ama bu ne kadar kendi misyonudur orası tartışılır. Jean Paul Sartre’ında dediği gibi, “Yazar, kalemiyle toplumun çıkarlarına hizmet etmeyi seçmiş olsa bile, üretmez, tüketir…”  Bu sürecin sonunda yazarın arka tarafında yani opak kısmındaki eylemler kaleme dökülür, toplumun bazı kesimlerine ulaşır, yarı saydam olur. Yazılan eser kitlelere ulaşırsa artık eser saydamdır.


     Edebiyat; bireylerin hayatlarına, dini, siyasi ve ahlaki değerlerine yön verebilir. Yazılar eser toplum ile örtüşmekte mi, yoksa halkı başkaldırıya, kin ve suça mı teşvik etmekte… bunlar uzun uzadıya tartışılabilir. Kısacası hayata dair bir bağ ve bütünlük içermektedir. Edebiyat bir düşüngü ( kişi ve kurumların davranışlarına yön veren düşünceler bütünü.) değildir, bir eylemin oluşumuna zemin hazırlar, düşünce ve  fikirlerin vücut bulmuş hali olarak karşımıza çıkar. Edebiyat ideoloji değildir, ama ideolojilerin itici gücü ya da temelini oluşturan ana unsur olarak karşımıza çıkabilir. Camus’nün de dediği gibi, “Sanat tek başına doğruluk ve özgürlük getirecek bir dirilişi sağlayamaz ama, sanat olmadıkça bu diriliş biçimini bulamaz, bulamayınca da hiçbir şeye benzemez. Kültür ve onun gerektirdiği bağıntılı özgürlüğün bulunmadığı toplum ne kadar düzenli olursa olsun bir vahşi ormandır. Onun için de her gerçek sanat yaratışı yarın için bir muştudur (Sevindirici, mutluluk verici haber.) .

 








      Peki ya toplum? 

  Edebiyata değindik şimdi biraz da topluma değinelim. Van Brooks, şöyle der "Ozanlar, yazarlar ve eleştirmenler toplumun yol açıcılarıdır; onlara özgü görüş kudreti ortadan kalkarsa, insanlar da yok olur." Tabii ki insanların yok olması bir nevi toplumun yok olması demektir.

     Toplum, yazılan eserleri okuyarak var olan olayları görür, içinde yaşadığı durumu fark eder ve bu durum bireyleri, sorgulamaya, düşünmeye iter. Tabii ki burada okunan eserin, yeri ve amacı çok önemlidir. Yoksa bireye ters etki ile  at gözlüğünü takıp topyekun kör eder. Bireyler, geçmişte yazılmış eserleri okudukları zaman başka hayatları yaşamış ve görmüş yani hayal etmiş olurlar. Bu bir tecrübe etmek olmasa da insanı olgunlaştırır.

 

Kitaplar başka bir yerde olmak isteyen insanlar içindir.

- Mark Twain

   Birey  aslında bulunduğu yaşamı açık ve öğretici şekilde okumaktadır. Aslında var olan şeyleri okumaktadır. Fakat bunu eseri okuduğunda fark etmekte ve beyninde fırtınalar kopmaktadır. Toplum yaşamının; çamurlu sudaki yansımasının,  aynaya aktarılmış görüntüsüdür, daha net ve ayrıntılıdır. Fernando Pessoa’ın sözüne gelecek olursak ise Jules Verne tarafından yazılmış eğlenceli ve bir o kadar ve fantastik olan bilimkurgu öyküsü Ay’a Seyahat 1865 yılında kaleme almıştır. "“Ay'a Seyahat" ve "Ay Çevresinde” adlı eserlerinde işlediği Ay yolculuğu, 1969 yılında başarı ile görevini tamamlayan Apollo 11 seferi ile şaşılacak kadar büyük benzerlik göstermektedir. 114 yıl önce Jules Verne'nin hayal gücüyle Ay'a gönderdiği kapsül, tıpkı Apollo 11 gibi Pasifik Okyanusuna inmiş ve içindeki uzay adamları, bir savaş gemisi tarafından kurtarılarak Amerika’da büyük törenlerle karşılanmışlardır." Ve Uzay çalışmalarının geçmişini astronomik gözlemler ve keşifler oluştursa da en önemli atılım, 1957 yılında Sovyetler Birliği tarafından gerçekleştirildi.

 

   Toplum – Edebiyat ilişkisine   göz atacak olursak. Toplum, edebiyatın içinde olmasa bile dışında da düşünülemez. Çünkü ortaya çıkan eserler toplumun dışında veyahut tam anlamıyla içinde ortaya çıkmaz. Toplum, edebiyatı “yazar”, edebiyatta, “yazar”  toplumu etkiler, şekillendirir. Bu yüzden, eserlerde toplumun yansımasını, anlamlı, net ve herkes tarafından düşünmeye ve sorgulamaya açık olarak görürüz. Ve edebiyat  var olan nesillere etki bırakmakla kalmaz var olacak olan nesillerde de izler bırakabilir, düşünce ve yaşamlarına yön verebilir. Ki bu etkiler gelecek nesil bireylerini olumlu da etkileyebilir, olumsuzda, bu tamamen yazara bağlıdır. Çünkü Sarte’ında dediği gibi  “Yazarlık sanatı korunması güç olan şu iki ödeve bağlı kalacaktır; bile bile yalan söylememek ve insanın insanı ezmesine karşı koymak.”  Yazar bu iki ödevden şaşarsa eserin etkileri de değişir. 


     Edebiyat olay, düşünce, duygu ve hayalleri dil aracılığıyla estetik bir şekilde ifade etme sanatıdır. Bu sanat, milletlerin yaşam damarıdır. Bir çok farklı edebiyat sanatçısı, duygu ve düşüncelerini farklı yollarla ifade eder. Her birinin de ele aldığı konu ve düşünceleri farklıdır. Fakat aynı milletin, aynı döneminde yaşamış sanatçılarının eserlerinde de, ister istemez benzerlikler görürüz. Bunun sebebi, yaşadıkları milletin, o dönemin toplumunun üzerindeki etkileridir. Bir milletin içinde bulunduğu durumun doğrudan etkileyeceği kişiler toplumun bireyleridir. Topluma yansıyan ve lanse edilen ortak sorunlar, olaylar sonucu; çoğunluğun  belli bir fikri ve görüşü oluşur. Sanatçılar da bu toplumun bireyleri olarak, ister istemez bu düşüncelerden etkilenirler. Kişiliğimiz, düşünce yapılarımız farklı da olsa, çevremizdeki olaylardan ve insanlardan etkilenmek kaçınılmazdır. Elbette ki sanatçıların kendi özleri, tarzları vardır. Ancak toplumda yaşanan olaylar onların beynine yeni bir fikir tohumu ekebilir, düşüncelerini şekillendirir. Sanatçılar da eserlerini ortaya koyarker toplumla şekillenmiş duygu ve düşüncelerini de yansıtmak zorunda kalır. Doğup büyürken ailemizin geri kalanından farklı olabiliriz, bu normaldir lakin kimse içinde yetiştiğimiz ortamın bizi bazı yönlerden etkilemediğini savunamaz. İşin özü şudur ki toplum, sanatçıları yetiştirir, fikirlerini şekillendirir ve bir şekilde etkiler. Bu etkiler de Sanatçının  ortaya koyduğu eserlerde görünür. Yani her eserin içinde toplumdan bir iz vardır. Şu zamanın sanatçılarının eserlerinde de siz varsınız, biz varız.

  Kısacası yazarlar, görüşlerini insanlara aşılamaktan öte yaşanılanları topluma  aktarma çabası içindedirler. Ve bunu tabiri caizse edebiyatı bir toplum ile bağlantı aracı görmeleri ile gerçekleştirebiliriler.

   Buraya kadar " edebiyat toplum içindir " dedik. Peki " toplum edebiyat içindir" deseydik. Gelin  ona da ufak bir   göz atalım.

   Edebiyat insanlık tarihinin büyük bir kısmında gördüğümüz yazılı ya da sözlü estetik sanat dilidir.

    
   Edebiyat toplumda görünmeyeni gösterir. Gerçekleri yansıtır. Edebiyat eserleri yazarın iç dünyası, yaşadığı toplum ve yaşadığı dönemin izlerini taşır toplum edebiyatı etkilediği gibi edebiyatta toplumu etkiler. Rönesans Dönemi ortaya çıkan edebi eserler insanları aydınlanmaya doğru sürüklemiş ve onları kilisenin dogmatizmine karşı çıkmaya itmiştir. Rusya'da yazılan edebi eserler ve manifestolar insanların komünizmi benimsemesini sağlamış ve Bolşevik Devrimi gerçekleşmiştir. Alman yazar Karl Marx tarafından yazılan Komünist Manifesto dünya çapında sosyalist devrimin gerçekleşmesine zemin hazırlamıştır. Hitler'in Kavgam adlı kitabı Alman halkı tarafından haklı bulunmuş olacak ki Hitler Almanya'nın diktatörü oldu. Her ne kadar insanlar tarafından yazılmadığı iddia edilen dini kitaplar da bir edebiyat ve kültür eseridir.

  Dünyada savaşlara bile sebebiyet verebilecek kudrete sahip bu güç insanların yöneltmesi sonucu insanları yönelten bir araç oldu. Yıllarca sanat camiası edebiyat sanat için mi yoksa toplum için mi? Diye tartıştılar.

   Bence toplum edebiyat içindir. Çünkü Marx'ın da dediği gibi "Bireyler toplumu oluşturmaz. Toplum bireylerin iletişimlerinin toplamının dışa vurumudur." Yani bireyler toplum için edebiyat yapmaz, yaptıkları edebiyatı topluma mal ederler. Edebiyat olmasa toplum olur ama toplum olmazsa edebiyat olmaz. Bu yüzden toplum edebiyat içindir.

 -Eden Everhard

- Kay Snyder  

-Kızıl Emir

Красный Орден 

 



https://open.spotify.com/track/37Tmv4NnfQeb0ZgUC4fOJj?si=18dffd3ee2784da5

https://open.spotify.com/track/29FQEJUtBAnxWEkux39d7I?si=8ef7de50952e4c05

Gelincikler

“gerçekte bir sevinç, bir mutluluk yok değildir yüreklerimizde
sevgiler umutlar yok değildir
öyleyse neden çabuk küseriz birbirimize
çabuk öfkeleniriz
durup durup böyle hüzünlenmemiz neden
anlamıyoruz da ondan mı yoksa
bir bütün olduğunu mutluluğun
umudun bir bütün olduğunu
seziyor muyuz yalnızca
baktıkca gelincik tarlalarına uzaktan
öyle bir arada güzel
yaşamanın lezzetini
kanımızı tutuşturdukça gün günden
buğusunu saldıkça
bir tütün dumanı gibi yaktıkça genzimiz”

-Edip Cansever









Yorumlar

Popüler Yayınlar