“Üslup, karakterdir.” Veya Buffon'unda dediği gibi “Üslup insanın ta kendisidir.” Üslup, gerçekten karakter mi, karakterinta kendisi mi? buna açıklık getirmeye çalışacağız.
Üslup, sözcük tanımı:
1. anlatma biçimi, deyiş ya da yapış biçimi. 2. bir çağa, bir ülkeye ya da bir sanatçıya özgü teknik, renk, söyleyiş ve biçimlendirme özelliği. 3. yazın terimi, sanatçının anlatma ya da yapma yolu, anlatış özelliği; duygu, düşünce, eylem ve düşlerin kişisel anlatım biçimi.
Fakat bu tanımlardan çok insanın kendini ifade ederken ki durumu ve biçimi yani “üslup” kavramının iletişimdeki yerine bakmalıyız.
İnsanı insan yapan akıl ve düşüncelerini dile getirebilme özelliği yani “iletişim”. İnsanlar kendilerini ifade etmek, insanlarla düşünce alışverişi yapmak, duygu ve düşüncelerinin anlaşılır kılmak adına iletişime ihtiyaç duyarlar ve her insanda mevcut bor iletişim yeteneği vardır. Fakat bu iletişim kurma becerisi, kendini ifade etme eylemi her insanda aynı ilerlemede gelişmemiştir. Tabii ki bu gelişmişlik ya da gelişmemişlik kişinin bulunduğu durum, çevresindeki insanlar, durum ve şartları itibariyle şekillenir. Gelişmemişlik durumu ancak kişinin kendisini bilme ve özerkliğini ilan edebilmesi ile geliştirilebilir. Ve iletişimin önemli kısmına “üslup” yani kişinin duygu ve düşüncelerini, doğru husus ve unsurlarla ifade etme şekli. Bu unsur ve hususlara açıklık getireceğim ama öncesinde, her insanın kendine ait bir üslubu olduğuna ya da başkaların üslubunun kopyalanmış halini özümsemeye çalıştığını bilmeliyiz. Bu durum iyi bir iletişimin kurulmamasını ne kadar etkiler tahmin bile edemezsiniz. Öncelikle böyle kopya üsluba sahip kişinin hem kendi “Benlik” farkındalığına sahip olmamasını hem de sağlıklı bir iletişimin gerçekleşmemesine sebep olacağını bilmeliyiz. Bu durum kişinin yapmacık ve aktörlük rolüne bürünmesinden faksızdır. Mevlana’nın da dediği gibi “ Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol.”
Çocukluktan itibaren aileden başlayıp okul, arkadaş çevresi ve en önemlisi olarak belirtebileceğim internet çağının olumlu ve olumsuz etkilerinin göz ardı edilememesidir. Ki tüm bu etkiler kişiyi nasıl etkiliyor akıl sır erdiremezsiniz. Kişi artık kendi olmaktan çıkarak izlediği dizi/film karakteri, sosyal medya içerik üreticilerinin yapmış olduğu olumsuz içeriklerin normalleştirilerek artık normalmiş gibi dışa vurumu ile sonuçlanmasının yanı sıra ne zamandan beri karşı cinsi küçümsemek, hem cinsini korkak atfetmek, kaba ve argo sözleri normalleştirmek bireyin kendine öz üslubu olmakla kalmayıp güzel ve etkili iletişim olur oldu anlamlandırması zor bir durum. Ayrıca değinmek gerekirse “Ötekileştirmek” eylemi neden bu kadar arttı? Gibi sorunlar başı çekmekte. Fakat konumuz üslup olduğu için devam ediyorum.
Kullandığınız üslup gereği karşı tarafın gönlünü ve sevgisini de kazanabilirsiniz veyahut nefret ve olumsuzlukta yaratabilirsiniz. Bu durumda kullandığınız kelimeleri özenle seçmeli, “sakınmadan, çekinmeden konuşacağım derken...” düşüncelerinin nereye ve kimlere dokunacağını düşünerek saygı çerçevesinde konuşmak farklı üslupları ifade eder. Açık ve sakınmadan konuşmayın demiyorum fakat düşünerek ve tartarak konuşmayı unutmayın demeden de geçemiyorum. Atalarımız bile ” Bin düşün, bir söyle.” demişlerdir.
İnsanoğlu ne söyleyeceğine düşündüğü kadar nasıl söyleyeceğine de bu kadar özen gösterse belki de oluşan bu olumsuz üslubun karaktere yansıması, kişinin kendini anlaşır kılası ve duygularını doğru şekilde ifade etmesine kadar çoğu olumsuz durum ortadan kalkar. Goethe, “Yanında eleştirici bir dost varsa, insan çok daha çabuk ilerler.” Demiştir. Ee tabii ki burada Goethe, eleştirmeyi bilen bir eleştirmenden bahsediyor ve bunun yanında kişinin bu eleştirilere kulak asması ve başkalarını eleştirmeden önce kendisini, zor olanı başarması, öz eleştiri erdemini edinmesi gerekmektedir. Ancak insan o zaman başkalarını eleştirme hakkını elde edebilir aksi durumda yıkıcı eleştiriden öteye geçilemez.
Yapıcı eleştiri başlı başına bir konudur fakat ufak değinmek isterim. Bir insanı övmek ve yüceltmek ne kadar kolaysa eleştirmekte bir o kadar zordur. Övmek ve yüceltmek basit bir zihinsel süreç iken, eleştirmek ise zahmetli ve zor bir zihinsel süreç gerektirmektedir.Yapıcı eleştiriye sahip bir üslup, düşmanca ve yerici düşüncelerden daha çok arkadaşça ve eleştirilen; düşünce, iş veya kişinin kısacası eleştirilen şeyin odak noktasına kendimizi koyarak empati kurma, olumlu veyahut olumsuz fikir sunmaktır. Fakat sunulan fikir olumlu veyahut olumsuz olsa da eleştirilen şeyin olumlu yönde etkilemesini sağlaması ile yapıcı eleştiri yapmış olursunuz.
Buraya kadar sanki üslup eşittir dil gibi görünebilir fakat bununla sınırlı kalmayarak dilin yanında; bedensel düşünce (duruş, jest ve mimikler.), ses (dilin, sözcük bakımından zengin olması.), düşünce (zihinsel süreç yani düşüncelerin dile dökülmesinden önceki aşama.) Kişi konuşmasında, konuşmanın unsurları yanında üslubu yani sözcükleri yerine göre ve doğru kullanmalıdır. Vurgu, tonlama, telaffuzuna dikkat etmeli ve konuşmasının sıkıcı bir hal alması adına süre kontrolü eşliğinde saygıdan da taviz vermeyerek yapmalıdır. Bu husus ve unsurlara dikkat ederek mükemmel bir iletişimi oluşturan üsluba sahip olamaya doğru adım adım ilerlenebilir. Peki bunu nasıl yapacağız? Akıl insana özgü ve insanı diğer canlılardan ayıran bir özelliktir. Dilini (üslubu) kullanmadan önce aklını kullanmayı bilmeli, olumlu, yapıcı düşünmelisin. Çünkü üslubun insanlara yansımadaki süreç insanın aklından geçer.
”Kardeşim sen düşünceden ibaretsin… Geriye kalan et ve kemiksin. Gül düşünürsen gülistan olursun, Diken düşünürsen dikenlik olursun.”
Mevlana Hazretleri ne güzel söylemiş. İnsanoğlu etten ve kemiktendir. Sadece düşünceleri onu diğer insanlardan ayırmak ve farklılaştırmakla kalmayıp karakterini de inşa eder. Düşünceler insanın kişiliğini, karakterini oluşturur fakat düşüncelerin dışa vurumu bireye özgü ve olumluysa sadece onu olumlu manada etkilemekle kalmayarak çevresindeki olumlu insanları da artırır. Fakat unutmamalısınız ki düşünceleriniz dışa vurumu olumsuzsa bireyi olumsuz bir insana evrimleştirmekle kalmaz çevresinin de olumsuz insanlarca çevrilmesine sebep olursunuz. Her insanın bir sınırı vardır. Hiçbir zaman unutmamanız gereken bir gerçek var ki insanların bir sınırının olduğu, o sınırının aşılmaması, aşıldığı takdirde insanları kırılacağı gerçeğini unutlamalısınız. Ve her zaman olumlu düşüncelerden uzak durmaya çabalamalısınız. Ki hayatın çekilmezliği ve kısalığının yanında düşüncelerin dışa vurumunun negatif ve olumsuz olması sizi ve çevrenizi olumsuz etkilemesin. Bilmelisiniz ki bir insan içinde ne düşünüyorsa, aslında o kişidir. Sadece uygulamaya (üslup aracılığıyla söylemek) dökse de dökmesede düşündüklerimiz bizi biz yapar, karakterimizi oluşturur. Asıl önemli olan ise bu düşündüklerimizi nasıl ifade etmeyi seçtiğimizdir.
Kendi benliğinizle oluşturduğunuz üslubun dışa vurumu olan karakteri mi? Yoksa diğer insanların yaptığı gibi sahte, kopyalama üslubun dışa vurumu olan karakter mi? Seçim sizin. Yaşamak ya da yaşamamakta olduğu gibi... - Esenlikle Kalın. Sevgilerle Eden Everhard...
Yorumlar
Yorum Gönder