 |
| "Uygarlığın ilk koşulu adalettir." Freud Uygarlık ve Hoşnutsuzlukları |
Freud'u anlamak ve onun gözünden uygarlığı incelemek istersek ilk önce insanın toplum içindeki hareketlerini ve psikolojisini ve toplumların yaşayış tarzlarına göre psikolojik durumlarını anlamalıyız. Tabii bu sözün temelindeki düşünceyi anlamak için toplumun bireylerden oluştuğunu kabul etmeliyiz. Marx gibi "Toplum bireylerden oluşmaz, toplum bireylerin iletişiminin toplamının dışa vurudur." diyemeyiz en azından Freud'u anlamak adına bundan söz edemeyiz. Çünkü Marx'ın değdiğini esas alırsak toplumun psikolojik durumunu ve değer yargılarını anlayamayız. Eğer toplum bir matematik işlemi olursa toplumun ortak yargıları olmaz, herkesin bir düşüncesi olur ancak net bir kavram bireye dayatılamaz. Bu sözü söylerken Marx'ın bir materyalist ve aynı zamanda ekonomist olduğunu göz ardı etmemek lazım.
Öte yandan anarşistler gibi "toplumu bireyler oluşturur bu yüzden birey istediğini yapabilir." gibi bir anlayış benimsenmez zaten anarşist toplumda Adalet kavramı veya hukuk kuralları yoktur, onlar "insan aklının özgürlüğü sağlanırsa insan kendisine yapılmasını istemediğini hemcinsine de yapmaz." anlayışını benimser. Bu sözde ise adaletin Freud nezdinde toplumun en büyük değeri olduğunu anlıyoruz.
"İnsanların çoğunda adalet sevgisi adaletsizliğin acısını çekme korkusundan gelir." der La Rochefoucauld, belki de pek çok insan bu yüzden adalete önem verir. Adalet de ahlak gibi ya da kültür gibi değişkendir. Bazen de insan Platon gibi "Adalet herkese hak ettiğini vermektir." şeklinde düşünür ancak insanın neyi hak edip edeceğini net bir şekilde ifade edemeyiz.
Peki adaleti köklerimizden yani doğamızdan yola çıkarak yorumlarsak. Doğa da var olan adalet aslında pek adil değildir. "Güçlü olan kazanır" mantığı vardır. Bu tür bir adaleti insan medeniyeti göz önünde bulundurulduğunda ancak sosyal darwinizm savunabilir. Sosyal darwinizmde aptal ırklar güçsüzdür ve ölmeye mahkumdur. Sosyal darwinizm açıkça adaletsiz bir sistemdir çünkü kimin yaşama hakkına sahip olduğunu bizler belirleyemeyiz.
Adalet bir topluluğun bir arada olması için en önemli etkendir. Tabi adalet tarafsız olmalıdır. Güçlü adalet sistemi insanları farklılıklarına rağmen bir arada tutar. "Güçsüz iktidar adaletsizdir, adaletsiz güç zorbadır." der Aurelius Augustinius. Bu söz tarihte pek çok totaliter rejimde görülen adalet anlayışıdır. Totaliter rejimlerde insanlar var olan adaletin adeta kendilerine düşman bir ifade takıldığını çünkü adaletin yalnızca rejimin başındakiler tarafından kendi çıkarları adına sağlandığını bilir. Totaliter rejimde adalet bağımsız değildir.Bu rejimlerde adalet sadece bir zorbanın kendisine karşı olanları susturmak için kullandığı bir silahtır.
Peki adalet nasıl doğru bir şekilde sağlanır, herkes için adil bir sistem yaratılabilir mi ?
Belki de bu sorunun cevabını ahlakta aramalıyız ahlakımız düzgün olursa adaletli olabiliriz. Neticede adalet de erdemli yaşamın bir parçasıdır. Tabi ahlak da ucu açık bir kavramdır, bu yüzden ahlaksal anlamda da net bir neticeye varamayız. Ahlak adalet için bir ölçüt olamaz zaten olsaydı namus adına insanlar birbirlerini öldürmezlerdi.
Peki adalet eşitlik midir?
Bu soruya şöyle cevap verebiliriz ki hayır. Çünkü insanlar eşit şartlarda yaşayamaz. Her insan birbiriyle eşit olamaz. Bu yüzden eşitlik ilkesi de adaletin var olmasını sağlamaz.
Adaleti bilgi sağlar. Evet belki net bir bilgi yoktur diyen sofistler gibi ya da nihilistler gibi düşünebiliriz ancak bilginin doğruluğu kişiden kişiye göre değişse bile hepimizin bugün kabul ettiği yasalar doğru bilgi olarak gösterilebilir tabi işe şu katılmadığı taktirde. Aynı Sokrates'in dediği gibi "Kimse bilerek kötülük yapmaz." bu yüzden hayattaki doğrularımızı ve yanlışlarımızı iyi tespit etmeliyiz.
Tıpkı Tolstoy gibi içinizdeki Tanrı'yı (insani vicdanınızı) dinleyin. Vicdan içinizdeki mahkemedir ve bu mahkeme herkes için adaleti sağlar.
Yorumlar
Yorum Gönder