Ana içeriğe atla

Nitelikli

Kayıp Ruhlar Diyarı

"Bu maskenin altında etten fazlası var. Bu maskenin altında bir fikir var. Ve fikirler kurşun geçirmez."   — V for Vendetta Gittiler. En yücesi, en bilgesi, en cesuru… Hepsi gitti. Efsane dediklerimizin tadı, ölümün damağında kaldı. Bize de geriye sadece kemiklerinin karıştığı topraklar kaldı. Peki ya ruhları? İnsanlığa olan görevini tamamlayanların ve tamamlayamayanların, eğer hayata biraz daha tutunabilselerdi neler başarabileceklerini düşündüğümüz o ruhlar… Ruhun varlığı, Tanrı'nın varlığının ihtimaliyle eşdeğerdir. Her ikisi de inançla gerçekliğini korur. Ve biliyoruz ki inanç anlatılmaz; onu açıklamaya çalıştığımızda kelimeler ağzımızda düğümlenir. Ancak sözcüklere dökemediklerimiz hislerimizde yaşamaya devam eder. Kazanılmak için çok geç kalınmış anlar, çürümüş fırsatlar ve gitmiş insanlar… Tüm bu kayıplar, bize hissettirir. Öfke, korku, hüzün, ızdırap ve çaresizlikle yıkanırız. Hâlâ üzerimizden damlayan bu duygularla, yeni doğmuş kadar çıplak ve savunması...

OĞUZ ATAY- TUTUNAMAYANLAR ROMAN İNCELEMESİ


OĞUZ ATAY- TUTUNAMAYANLAR ROMAN İNCELEMESİ

Tutunamayanlar, Oğuz Atay'ın ilk romanıdır ve 1970 yılında TRT Roman Ödülü'nü kazanmıştır. Modern Türk Edebiyatı'nın en önemli eserlerinden biri olarak kabul edilen roman, dil ve anlatım şekliyle edebiyatta bir devrim yaratmıştır. Roman, bilinç akışı tekniğiyle yazılmış ve klasik roman yapısından uzaklaşmıştır. Romanın kahramanı Selim Işık, intihar etmiştir ve arkadaşı Turgut Özben, onun hayatını araştırmaya başlar. Selim'in tanıdığı insanlarla konuşan Turgut, Selim'in farklı yönlerini öğrenir ve onun düşünen, sorgulayan ve hayata tutunamayan bir insan olduğunu anlar. Roman, Selim'in hayatındaki kişilerin anlatımlarıyla ilerler ve Selim'in bunalımını, yalnızlığını ve çaresizliğini ortaya koyar. Roman, aynı zamanda Oğuz Atay'ın hayatından izler taşıyan kısmen otobiyografik bir eserdir. Tutunamayanlar, Türkçe'nin zenginliğini ve gücünü gösteren bir başyapıttır.


Oğuz Atay aynı zamanda modernizmin Türk Edebiyatındaki en önemli temsilcilerindendir. Modernizm akımına değinecek olursak; modernist roman, 20. yüzyılın başında Batı edebiyatında ortaya çıkan ve geleneksel roman anlayışını reddeden bir roman türüdür. Modernist romanlarda bireyin iç dünyası, yalnızlığı, bunalımı ve çevresine yabancılaşması ön plana çıkar. Modernist romanlarda zaman ve mekan kavramları değişir, geriye dönüşler, bilinç akışı, iç konuşma gibi teknikler kullanılır. Modernist romanlarda dil ve üslup da yenilenir, şiirsel ve alegorik bir anlatım tercih edilir.

Türk edebiyatında modernist roman anlayışına yakın duran yazarlar arasında Sait Faik Abasıyanık, Yusuf Atılgan, Oğuz Atay, Adalet Ağaoğlu, Ferit Edgü, Orhan Pamuk gibi isimler sayılabilir. Bu yazarlar, geleneksel romancılardan farklı olarak kişilerin ruhsal durumlarını, hayatın anlamsızlığını ve toplumsal sorunları ele alır. Modernist romanlar, Türk edebiyatında yeni bir bakış açısı ve yeni bir estetik getirmiştir.


Oğuz Atay ve hayatına değinecek olursak; Oğuz Atay, 12 Ekim 1934’te Kastamonu’nun İnebolu ilçesinde doğmuş, öykü, roman ve oyun yazarıdır. Babası Cemil Atay, hukukçu ve CHP milletvekili, annesi Muazzez Zeki Atay, ilkokul öğretmeni ve Fransız asıllıdır. Ankara’da TED Koleji’ni bitirdikten sonra İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesi’nde okumuş ve mezun olmuştur. Bir süre mühendislik ve öğretim üyeliği yapmıştır. 1961’de Fatma Gürbüz ile evlenmiş ve Özge adlı bir kızı olmuştur. 1974’te Pakize Kutlu ile ikinci evliliğini yapmıştır.

Oğuz Atay, postmodernizm akımının Türk edebiyatındaki öncülerinden biri olarak kabul edilir. Eserlerinde bireyin iç dünyasını, yalnızlığını, bunalımlarını ve çevresine yabancılaşmasını anlatmıştır. Dil ve anlatım bakımından yenilikçi ve cesur bir yazar olan Oğuz Atay, bilinç akışı, geriye dönüş, iç konuşma gibi teknikler kullanmıştır. Tutunamayanlar adlı romanı, Türk edebiyatının en önemli eserlerinden biri olarak görülür. Diğer eserleri arasında Bir Bilim Adamının Romanı, Tehlikeli Oyunlar, Korkuyu Beklerken, Oyunlarla Yaşayanlar, Eylembilim ve Günlük sayılabilir.

Oğuz Atay, 1976’da beyin tümörü teşhisi konulduktan sonra Londra’da tedavi görmüştür. Ancak hastalığı yenememiş ve 13 Aralık 1977’de İstanbul’da hayatını kaybetmiştir. Edirnekapı Sakızağacı Mezarlığı’na defnedilmiştir. Hayatı ve eserleri üzerine pek çok araştırma ve belgesel yapılmıştır.


Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar adlı romanı, Türk edebiyatında postmodernizm akımının öncü eserlerinden biridir. Roman, geleneksel roman anlayışını yıkan, dil ve anlatım bakımından yenilikçi ve cesur bir yapıttır. Romanın kahramanları Selim Işık ve Turgut Özben, modern dünyada tutunamayan, ideoloji ve inançlara yabancılaşan, bunalımlı ve yalnız bireylerdir. Roman, bu bireylerin iç dünyalarını, bilinç akışı, geriye dönüş, iç konuşma gibi tekniklerle okuyucuya aktarır. Romanın makale çözümlemesi yapılırken, romanın postmodern özellikleri, dil ve üslup özellikleri, mizah ve ironi unsurları, karakter analizleri, tematik bağlamları gibi yönlerine dikkat edilmelidir. Romanın postmodern bir metin olarak nasıl okunabileceği, romanın klasik roman kurallarına nasıl meydan okuduğu, romanın eleştirdiği meta-anlatılar ve hakikat anlayışları gibi konular da makalede işlenebilir. Ayrıca romanın yazarı Oğuz Atay’ın hayatı ve dönemin toplumsal ve siyasal olaylarıyla olan ilişkisi de makalede değerlendirilebilir.


 

ROMANIN DETAYLI İNCELEMESİ VE TAHLİLİ

Şahıs kadrosunu inceleyecek olursak:

 

Selim Işık: Roman Selim’in intiharıyla gelişen olayları beraberinde getirir. Romandaki diğer tip ve karakterler onunla olan diyalogları ve ortak geçmişleri ile karşımıza çıkar. Selim karakteri, romandaki en karamsar, bunalımlı ve depresif karakterdir. Ancak aynı zamanda Oğuz Atay’ın romanda ve kafasında kurguladığı en idealize karakterdir.

Turgut Özben: Romandaki en ideal ikinci karakterdir. Başarılı ve mutlu evliliği olan klasik bir aile yapısına sahiptir. Küçük burjuva hayatına sahiptir. Selim karakterine göre hayat ve sistemle barışık, kaybedecek şeyleri olan ve hayata bağlanmak için nedenlere sahip bir kişiliktir. Bu yapısından dolayı da romanın başında bir tip iken romanda olay ve durumlar geliştikçe karakter olur.

Süleyman Kargı: Güçlü bir kişiliği vardır. Selim’in kişiliğindeki duygusal yoğunluğa karşılık, Süleyman Kargı’nın kişiliğinde akıl ön plandadır.

 Metin Kutbay: Diğer üç karakter, tutunamayanlığın temsilciliğinde birbirini tamamlamakta, zaman zaman aynı sesle konuşmaktadır. Metin Kutbay ise romanın diyalektik yapısı içinde maddesel zevkleri simgeleyerek Selim’in karşıt kutbudur.

 

ROMANDA ZAMAN VE MEKANA BAKIŞ

Roman modernist anlayışla yazıldığından ve izafiyet teorisinin etkilerini üzerinde taşıdığından zamansal ve mekansal anlamda belirsizlik hatta hiçlik hakimdir. Romanda mekan ve zaman genellikle karakterlerin diyaloglarında ve geriye dönüşle birlikte okuyucuya sunulur.

 

ROMANDA YAPI, KURGU ve POSTMODERNİZM

Romanın merkezinde bulunan biçim özelliği atektonik bir yapıya sahip oluşudur. Romandaki atektonik yapı, klasik ve gelenekleşmiş romanlardaki olay-zaman-mekan zincirini kırmıştır. Bu yaklaşımından dolayı modernizm ve postmodernizm akımına daha da yaklaşır. Bu yapı aynı zamanda Oğuz Atay’ın konuyu kenara iterek okuyucunun karakterlerin ve tiplemelerin iç dünyasına tam manasıyla girmesine vesile olur.

 

Roman aynı zamanda çokkatmanlılık özelliği gösterir. Romanda metni oluşturan tüm ögeler birbirlerine kavramsal açıdan göndermelerde bulunur. Anlam katmanlarının kavramsal açıdan zengin ve anlatımsal yönünün yüksek oluşu bu bağlamda farklı okuyucu kitlelerini aynı kitaba toplar. Bu sayede roman hem tüm kitlelerin modern problemleri hakkında ortak bir payda oluşturur hem de finansal açıdan yazarın daha güçlü olmasını sağlar. Çokkatmanlılık okuyucuya, okuyucunun entelektüel birikimini romandaki anlam ve kavram karmaşası içerisinde kendi yorumlama yeteneğini ortaya çıkarmasını sağlar.

 

Oğuz Atay, romanlarında başarılı bir biçimde isim sembolizasyonunu kullanmıştır. Romandaki karakterlerin isimleri onlarala özleşecek biçimde seçilmiştir. Aynı zamanda Oğuz Atay’ın hayatından da etkiler barındırır.Selim’ kusursuzluğu, soyadı olan ‘Işık’ ise aydınlığı ve kutsallığı simgeler. Tutunamayanlar’ın prensi ve yol göstericisidir. Işık soyadı ile İsa peygamber arasında roman boyunca bir özdeşlik kurulur. Selim’in tıpkı İsa gibi ikinci kez yeryüzüne geleceği, onun ışığını takip eden tüm ezilenlerin, çektikleri sıkıntıların sona ereceği anlatılır. Romanın ikinci aydın figürü Turgut Özben’in soyadıyla, özbenliğinin peşindeki arayış teması simgeleştirilir. Murat Belge, Turgut’un ‘ego’ , Selim’in ise ‘üst ego’yu temsil ettiğini; Selim’in amaçsal, peygamberimsi, Turgut’un ise daha normal, daha dünyevi bir tutunamayan olduğunu söyleyerek psikolojik düzeyde yapılan simgeciliğin altını çizer. Romanda Metin ise Selim’in karşıt kutbu, yani maddesel değerleri, ucuz yaşantıları temsil edişiyle, her ortama uyum sağlayabilen, hayata karşı ‘metin’ tavırlarıyla isminin anlamını hak eder.

 

Atektonik: Tektonik sözcüğünün karşıt anlamlısı. Mimarlık ürününde, teknik ya da yapısal kuralları yadsıyan nitelikte olan veya bu izlenimi veren bir anlayışı ve bu doğrultuda biçimlendirilmiş ürünleri niteler.

Çokkatmanlılık: Bu pasajlarla başlayan bazı bölümlerde; bir hikaye, masal, efsane anlatımına benzer bir biçem içerisinde, oldukça eski dönemlerden bir şey anlatılıyormuşçasına dilin arkaik düzlemde yoğunlukla kullanılması, anlatımda biçimlerindeki söz konusu çoğulculuğu pekiştirmektedir.

İsim Sembolizasyonu: karakterin isminin anlamıyla karakter özelliklerinin benzemesidir.



Metinlerarasılık, postmodernizm akımıyla yazılan eserlerde kurguyu oluşturan tekniktir. Haliyle bu tekniğe Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar romanında da rastlarız. Bu teknik daha önce yazılmış romanlara göndermelerde bulunarak yeni bir tarz yaratır ancak bazı edebiyat araştırmacıları ve yazarlar bunu ( metinlerarasılık tekniğini ) kurgunun girdiği darboğazdan kurtulmak adına yapılan ve özgünlüğü yok eden teknik olarak görürler. Bundan dolayı bu teknik bazıları için ‘edebiyatın sonu’ olarak adlandırılır. Romanda bürokrasiye yönelik eleştiriler Kafka’nın ‘Dava’ ve ‘Şato’ romanlarındaki eleştirilerle benzerlik gösterir ve bu romanlara göndermelerde bulunur. Tutunamayanlar da postmodernist ve modernist batılı yazarların romanları gibi edebiyatta bir takım zümrenin ‘Kafkaesk’ olarak adlandırdığı ve Kafka’nın öncülük ettiği bu atmosferden yararlanarak bireyin modern yaşamdaki sıkıntılarını, modern dünya koşuşturmasında kaybettiği ya da göz ardı ettiği özbenliğini ve takındığı maskenin ardındaki gerçek yüzünü konu edinir.

Tutunamayanlar romanı, simgesel kullanımıyla, başka edebiyat ürünlerine yaptığı göndermeler ve çağrışımlarla ve en önemlisi ‘yazma sorunsalı’na verdiği önemle edebiyatımızda ‘üstkurmaca’ özelliğini içinde taşıyan ilk roman olarak kabul edilir. Tutunamayanlarda kişiler nasıl ve neden yazıldıklarını, yazılırken karşılarına çıkan sorunları anlatırlar. Oğuz Atay, karakterleri ve tiplemeleri konuştururken aslında okuyucuya yazma eylemine dair görüşlerini açıklar ve okuyucular farkında olmadan bu görüşler okuyucunun bilinç altına kazınır. Oğuz Atay, romanda ana karakterin ardına saklanarak o karakter adı altında, diyaloglar aracılığı ile okuyucuya yazma eylemi hakkındaki fikirlerini belli eder.

 

Metinlerarasılık: Yazılan bir metnin başka metinlerle ilişkisi üzerinden anlaşılması ve yorumlanması.

 Üstkurmaca: Edebiyat biliminde ‘üstkurmaca’, yazarın yazma edimini kurmaca metnin bir parçası durumuna getirmesi, nasıl yazdığım anlatması ve romanın içinde yazma edimi ile ilgili sorunlar konusunda düşünce üretmesi şeklinde tanımlanır.

 

ROMANDA ANLATIM ÖZELLİKLERİ

Romanda anlatıcı görevini üstlenen bir anlatıcı vardır. Romanda Oğuz Atay’ın kullandığı egemen anlatım şekli ‘ironik’ anlatım şeklidir. Hiciv, taklit ve başkasına ait sözün mubağla ile anlatılmasına dayanan parodisel anlatım, alay gibi unsurlar romandaki egemen anlatım tutumunun ironi olduğunu okuyucuya tam manasıyla aktarıyor.

Diğer bir egemen anlatım özelliği ise ‘bilinç akışı’ özelliğidir. Modernist ve postmodernist romanda en çok kullanılan özellik olan ‘bilinç akışı’ özelliği, okuyucunun romandaki karakterlerin bilinç altında yatan düşüncelerden yola çıkarak, karakterlerin nasıl bir psikolojik durumu olduğunu çözümlemesini sağlar. Aynı zamanda bireyin günlük yaşamda dert edindiği dünyevi ve önemsiz bazı problemleri anlatmak ve bireyin modern dünya yapısında kendini unuttuğunu göstermek adına da kullanılır. 



TUTUNAMAYANLAR’A DAİR

Yaşama Dair Umutlar

Tutunamayanlar romanı sadece modernist ve karamsar bir kitap değildir. Oğuz Atay her ne kadar kitaplarını bu konsepte göre yazsa bile aslında hayata karşı hep bir umudu vardı. Tutunamayanlar romanında da bu yaşama dair umudu okuyucunun bulmasını istiyor ve ardında bir takım ip uçları bırakıyor. Hayat zor onu anlamak ise zorun da zoru ama bu anlaşılması zor ve akarsu misali akan hayatta umudu bulmak en zoru.

 

‘Ey buradan içeri girenler, her türlü ümidi geride bırakın. Cehennem ümidin olamadığı yerdir. Hiçbir ümidin kalmaması, hayatta cehennemi yaşamaya denktir.’

Dante Alighieri – İlahi Komedya

 

Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar romanını hayata benzetmek pek yanlış olmaz. Roman da aynı hayat gibi zor anlaşılır ve karakterlerin iç yapısı genel olarak yaşama karşı umutsuz zaten karakterler birer tutunamayan ancak kitapta yani bu karamsarlıkta bile aynı hayatta olduğu gibi yaşama tutunmaya dair bir umut her daim var. Bu yönden kitap tutunamayanlığa karşı doğal olarak tutunabilenler grubunu ve beraberinde tutunmaya çalışanlar ara grubunu oluşturur. Hangi grup içerisinde olduğumuzu Tutunamayanlar romanını ele alarak anlayabiliriz.

 

‘Bir cümle kaldı yalnız aklında; güzel bir gün ve ben yaşıyorum.’

Oğuz Atay-Tutunamayanlar

 


Hayatın Monotonluğu ve Modern Dünya-Birey Çatışması

  Roman aynı zamanda Sanayi Devrimi ile gelişen ve günümüzde insan hayatını sabote eden ağır çalışma koşulları içerisinde bireyin monotonlaşan hayatını konu ediniyor.

 Hayatın karmaşası içerisinde özbenliğini kaybeden birey modern dünyanın zorluklarının yanı sıra hali hazırda bireyin çatışma içerisinde olduğu kültürel ve toplumsal tabularla da mücadele ediyor. Evlilik, çocuk yapma, sahte ve samimiyetsiz insan ilişkileri de tutunamayanların mücadele ettiği değerler. Her ne kadar romanın yazıldığı dönemde bugünkü yanlış modernleşme, toplum cahilliği ve kolektif asalaklaşma, sosyal medya ve internetin bireyin bilinçsel hazlarına saldırı yöneltmesi, günlük yaşamda konuşulan konuların siyaset, dedikodu veya tutarsızlık içeren bir takım ahlaki sancı olması bireyin toplumla daha fazla çatışmasına sebep olur.

 

‘Belki bizler, yani bu toprakların yetiştirdiği şu ya da bu çeşit değerler, soyutlaşmaya başladığımızı bu kadar çabuk farketmeseydik  ve bu kadar çabuk korkuya kapılmasaydık, bizlerden de büyük matematikçiler yetişir ve ansiklopedilerde taş basması resimleri çıkardı.’

Oğuz Atay-Tutunamayanlar


 

İntihar Etme Eylemine Dair

Romanda Selim’in intiharı ve Turgut’un kaçıp her şeyi geride bırakması tutunamayanlığın sembolüdür. Aslında Selim’in intiharı onu toplumun gözünde güçsüz, hayattan vazgeçmiş ve zorluklardan kaçan bir bireymiş gibi gösteriyor.

Ancak intihar eylemini derinlemesine incelersek bunun aslında bir intihar yani vazgeçiş olmadığını, bu eylemin aslında Selim’e toplum ve modern dünya tarafından dayatılan bir takım tabu ve değerlerin Selim’e acı vermesi sonucu Selim’in bitmeyen acıya karşı özötenazi yapmasına sebep olur. Birey artık ona dayatılan tabu, toplumsal rol, almak istemediği bir ton sorumluluk ve altında ezildiği değerler karşısında kendini öldürerek acısına son verir bir bakınma kendini özgür kılar. Ve artık o kişi bu dünyada yaşanmışlıkları, anıları ve diyaloglarıyla sadece ölümsüz bir idea olarak zamansal boyutta yerini edinir bu bağlamda doğum anında hem zamansal hem de maddesel boyuta kazandırılan birey, yaşamın son bulasıyla maddesel dünyadan ayrılır ancak zamansal boyutta ve biliçlerimizde, yaşanmışlıklarımızda sonsuza kadar kalır.

 O gider ideası kalır, bakış açısı bu soyut konulu romanda en ağır basan felsefi bakış açısıdır. Bu yüzden diğer tüm karakter ve tiplemeler Selim ile yaşadıkları ortak geçmiş ve diyaloglarla karşımıza çıkar. Selim öldü ama bir zamanlar yaşadığını yine ayrıldığı yaşam kanıtladı. Yani aslında Selim yaşamdan vazgeçmedi, yaşam Selim’den vazgeçti ve Selim onurlu bir ölümü, istemediği ve onursuz bir yaşama tercih ederek asil bir davranışta bulundu. Onun intiharı korkakça değil cesurca bir intihardı.

 Utanması gereken yaşama tutunamayan Selim değil, toplumdur. Eğer ki toplumda tüm bireyler kurucu ve toplumu ayakta tutan unsursa toplumun kolektif bir biçimde birbirine sahip çıkması gerekir, kendi değerlerini bireye dayatması değil çünkü durum toplum-birey çatışmasına döner ve birey tek başına toplumla baş edemez.


ÖZDE

Kısacası Tutunamayanlar romanı her ne kadar karamsar ve umutsuz bir atmosfer yansıtsa da aslında yaşama karşı umutlu bir bakış açısı da sağlar. Roman aslında Oğuz Atay’ın topluma, hayata ve sisteme karşı başkaldırışının bir ürünüdür.

Daha ilk romanında bu kadar ustaca bir eser ortaya çıkarması şaşırtıcı derecede etkileyici. Günümüzde kendi toz pembe yaşantılarını yazan yazarlara, daha doğrusu yazar bozuntularına nazaran Tutunamayanlar hayatın gerçekliğini ve bireyin bunalımını en iyi şekilde yansıtıyor. Bu bağlamda günümüz modern dünyasının problemlerini en iyi biçimde okuyucuya aktarıyor.

Romanda varoluşçuluk felsefesini de iliklerimize kadar hissederiz. Romanda Jean Paul Sartre’dan , Schopenhauer’dan, Albert Camus’dan ve en çok da Kafka’dan etkiler görürüz.

Romandaki alegorik ve sembolik anlatım anlaşılma konusunda okuyucuyu zorlasa da roman diğer türlü çok yavan olurdu. Ayrıca romanda isim sembolizasyonu da çok yerinde kullanılmış. Karakterler isimleriyle tam manasıyla uyumlu ve isimler karakterleri yansıtmada kurgu ve yapıya yardımcı oluyor. Romandaki alegorik ve sembolik anlatım her okuyucunun kendine bir anlam ve mesaj çıkarmasına olanak sağlıyor, bu yönüyle farklı okuyucu kitlelerinin de beğenisini alıyor. Romanda gerek karakterler ve tiplemeler gerek kurgu gerekse topluma yönelik eleştirilerin hiçbiri boşuna ve gereksiz sanat için değil, hepsi hayat realitesinin bir gerekliliği olarak işleniyor.

 

VE DAHA DA ÖZDE

Romanı her yönüyle enine ve boyuna inceledikten sonra vardığım noktada hayata karşı bakış açım değişti. Roman bu anlamsız ve anlaşılması daha zor, memnuniyetsiz durumlardan beni umuda yönlendirdi.

Daha önce de dediğim gibi roman karamsar gözükebilir ancak hayata dair minik de olsa umutlu. Çünkü yaşam her ne türlü fikirle ve de bilinçle olursa olsun, umutsuz olamaz.

 

Umutlu yarınlara, umutlu bir dünyaya ve de tüm umutlu insanlara.

Tüm içtenliğimle...

- Kızıl Emir 

Красный Орден


https://open.spotify.com/track/4u7EnebtmKWzUH433cf5Qv?si=MMRT-6bdSX2tBJ4V1gfSqA


Yorumlar

Popüler Yayınlar