Ana içeriğe atla

Nitelikli

Kayıp Ruhlar Diyarı

"Bu maskenin altında etten fazlası var. Bu maskenin altında bir fikir var. Ve fikirler kurşun geçirmez."   — V for Vendetta Gittiler. En yücesi, en bilgesi, en cesuru… Hepsi gitti. Efsane dediklerimizin tadı, ölümün damağında kaldı. Bize de geriye sadece kemiklerinin karıştığı topraklar kaldı. Peki ya ruhları? İnsanlığa olan görevini tamamlayanların ve tamamlayamayanların, eğer hayata biraz daha tutunabilselerdi neler başarabileceklerini düşündüğümüz o ruhlar… Ruhun varlığı, Tanrı'nın varlığının ihtimaliyle eşdeğerdir. Her ikisi de inançla gerçekliğini korur. Ve biliyoruz ki inanç anlatılmaz; onu açıklamaya çalıştığımızda kelimeler ağzımızda düğümlenir. Ancak sözcüklere dökemediklerimiz hislerimizde yaşamaya devam eder. Kazanılmak için çok geç kalınmış anlar, çürümüş fırsatlar ve gitmiş insanlar… Tüm bu kayıplar, bize hissettirir. Öfke, korku, hüzün, ızdırap ve çaresizlikle yıkanırız. Hâlâ üzerimizden damlayan bu duygularla, yeni doğmuş kadar çıplak ve savunması...

BİRÇOK DUYGU TEK BİR EYLEM: AĞLAMAK

 İyi değilim, iyi olmak da istemiyorum. Bazen mutsuzluk gerekir, bazen ağlamak gerekir. Ağlamak ister insan hatta belki de en çok ağlamayı susmak ister hatta belki de en çok susarak konuşmayı...

 Nasıl konuşur bir insan susarak? Bazen sadece nefes almanın da yaşamaktan olduğunu söylemediler, nefes alırken ciğerlerin oksijen değil de acı soluyabileceğinden bahsetmediler. Koskoca dünya... herkes soluk veriyor ama herkes göğüs kafesini parçalayan görünmez bir hançer ile nefes alamıyor. Nefes alırken acı çeken insan susarak konuşur. Gülmesi gereken yerde ağlar bazen. Peki, bunu bize mecbur kılan ne? Niye böyle davranırız?

 Aslında yaşadığımız belki de her olay bizi buna sürüklüyor. Bazen mutlu olduğumuzda da ağlamıyor muyuz? Ağlıyoruz. Hatta belki de en çok o zamanlar ağlayabildiğimiz kadar ağlamak istiyoruz belki de -ki "Mutluluktan ağladım" diyebilelim. "Üzgünüm bu yüzden ağladım" demekten bu kadar çekiniyoruz, neden söyleyemiyoruz? Mutluluktan ağladım deyince de tepki çekmiyor muyuz? Ama mutluluktan ağlamak hep daha cazip gelmez mi işin sonucunda "Mutlu olmuş" oluyorsunuz çünkü. Sebeplerden biri de "bıkmak, sıkılma" diyebilir miyiz? Mutlu olunca neden ağlar ki insan? Bakıldığında "Mutlu olmak" eyleminde ağlamak yer almıyor. Fakat ağlayabiliyoruz neden? Yaşaması hiç dolmayacak bir eksiklik hissini tamamlamaya çalışmak ve tamamlayamamaklar. Bir insan aslında sadece mutsuzken veya mutluyken ağlamaz. Sinirliyken, şaşkınken, umut ederken, aşıkken...

   Her durumda ağlayabilir mi bir insan? Bence ağlayabilir. Bir film veya dizi de bile bir sahnede, tanıdığının anlattığı bir olaya, çok sinirlendiğimizde de ağlamıyor muyuz? Ağlamak insan için faydalı diyorlar ya evet, kesinlikle öyle ama nereye kadar orası meçhul. Bir insan ne kadar süre aralıksız ağlayabilir peki?

  1 Saat, 1 gün, 1 gece boyunca... bu da ağlamanın sebebine göre ve içimizdeki birikmişliğe göre değişir sanırım. Bazen çok basit bir sebepten saatlerce ağladığımızda buna anlam verilmez halbuki içimizdeki birikmişliği görseler "Neden ağlıyorsun" demezler. Neden bir insan üzgünken diğeri mutludur? Adalet dedikleri şey bu mu? Ya da adaletsizlik mi demeliydim? Neden bir insanın yaşadıkları çok kötüyken bir başkasının hayatı güllük gülistanlık? 

 Adaletten devam edelim, sanırım konu her türlü buna bağlanacak. Aslında bakarsanız "Benim yaşadığım adaletse filanca kişinin yaşadığı ne?" tarzı sorular insanı sadece daha da karamsarlığa sürükler. Tamam evet bizden çok daha iyi durumda olan kişiler de var aynı şekilde çok kötü durumda olan da var. Her zaman olduğumuz yerin kıymetini bilmeli ve ona göre yolumuza devam etmeliyiz. Hep bir fazlasını istesek ne kadar mutlu olabiliriz ki. Elimizdeki ile mutlu olmak çok daha kolay ve zahmetsizdir. En basit ve en yaygın örnek maddi durumlar sanırım. Hayatın, yaşamın önümüze çıkardığı zorluklar ile baş edebilmek. Elbette çok zor ama buna eminim ki baş edebilmek daha da zor. Bu durumu çok beğendiğim bir cümle ile aktarmak istiyorum. 

 Bir ata bindiniz, ata komut vermezseniz düzgünlerinden tutup vurmazsanız bir süre sonra kendinizi yerde bulursunuz. Hayatımızda yaşadığımız tüm zorluklara karşı da kendimize komut vermeli düzgünlerimizden tutup silkelenmeliyiz. Öğretmenlerimiz hep şey der ya "Bu hayatı kendiniz için yaşıyorsunuz kimse için değil" Bu cümleye çoğu zaman sinir olsam da haklılar. Dönüp kendimize veya en başta aynaya baktığımızda gördüğümüz kişinin kendisi için, çevresi için, yaşadığı ülke için ne yaptığını? Pes ettiğini mi yoksa ayaklanıp çaba sarf ettiğini mi görmek isteriz? Üzülebiliriz, yorulabiliriz, kırılabiliriz, kızabiliriz hatta çöküş yaşayabiliriz. Önemli olan bundan kurtulup mutluluktan ağlayabilmek:) .Bu yazıya başlarken mutluluktan ağlamayı böyle bir noktaya bağlayacağımı düşünmezdim fakat kısa bir sürede hatta yazdığım her sayfada fikrim değişti. Hayata tek bir açıdan bakmayalım. Birçok perdeden birçok duygudan bakalım. Üzüntüden ağlayabiliyorsak mutluluktan da ağlayabiliriz. Bir insan ömür boyu aynı duygu ile kalabilir mi? Ömür boyu aynı bakış açısı ile yaşayabilir mi?

 Her yeni yaşa basıldığında duyguların, düşünce yapısının, bakış açısının değiştiği söylenirken bu pek mümkün değil. Hayat tek bir durumda kalmak için emin olun çok kısa. Yaşanacak onlarca duygu varken tek bir tanesinde takılı kalmak ne kadar mantıklı orası tartışılır. ''Üzülmek nedir?'' diye sorsam her insan farklı cevap verir. ''Mutluluk nedir?'' diye sorsam yine farklı cevap verilir. Tanımı olmayan iki kelime veyahut duygu fakat ortak bir eylem ağlamak. 

 "Ağlamak için gözden yaş mı akmalı? Dudaklar gülerken insan ağlamaz mı?" 

- Victor Hugo

 Soruyu bir kez de ben sorayım ağlamak için gözden yaş mı gelmeli? Anneannem hep "içimden ağlıyorum" ifadesini kullanır. bu cümleyi her kurduğunda dönüp düşünürüm içinden ağlamak nedir? nasıl olur? Biz "Ağlamak" sözcüğünü gözden düşen yaş olarak yorumlamaz mıyız? Birçok duyguyu içimizde yaşamıyor muyuz zaten? Dışa vuramadığımız vurmak isteyip de vuramadığımız birçok duygu yok mu? Hatta uygun olmayan ortam diye bir durum var ya ağlamak için uygun olmayan yerler? Şöyle diyeyim ben ağlarken yanımda kimsenin olmasını istemem içimi boşaltırken sorulara maruz kalmaktan hoşlanmam. Bir de yanında ağladığın "Bireyler" var. Yok onun yanında ağlama şöyle olur böyle olur derler...

Duygularımızın yoğun olduğu anlarda bastırılmak... Yoğun olmasa da doya doya gülmek, doya doya ağlayamamak... Duygularımız bile bastırılıyor. Aslında bakarsanız birilerinin bastırmasına gerek yok kendi kendimize bastırıyoruz. Hatta belki de en çok kendimiz yapıyoruz. Ruh sağlığını kötü etkilediğini bilsek de kendimizi bastırdığımız için mutluyken de ağlıyoruz sinirliyken de. Sinirliyken ağlayan insanlar genelde "Sinirden ağlıyorum" der ama belki de o an bir duygu boşalması yaşıyordur veyahut öfkesini ağlayarak kusmak istiyordur. Bir de ağlamanın saçma bir şekilde cinsiyet rolü de var "Erkekler ağlamaz" sözünü duymayan var mıdır? Hiç sanmıyorum. Erkekler de ağlar hatta belki de en çok onlar ağlar. Sadece kadınlar göz önünde ve sık ağladığı için kadınlar daha çok ağlar düşüncesi hakim. Elbette iki cinsin de acıya duyarlılığı bir değildir. Hem fiziken hem de ruhen hiç bir acıya aynı duyarlılıkla tepki veremiyoruz. Belki de aynı şekilde bakamadığımız için "Kadınlar daha çok ağlar" yargısı oluşuyor. Erkekler genelde birçok yaşanmışlığı birçok duyguyu bastırarak atlatırlar. Kadınlar ise o anı o duyguya ayırıp ağlamak istiyorsa çekinmezler. Aslında bakarsanız erkeklerin ağlarken çekinmelerinin temel nedeni "Erkekler ağlamaz" toplum baskısının oluşması. Belki de bu toplum baskısı erkeklerin duygularını bastırması hatta susturmasına neden olur. Bir tartışma olduğunda çok konuşan genelde kadınlar olur. "Erkekler fazla konuşmaz" algısı da buradan mı geliyor? Kadınlar içinde birikenleri kusmayı severmiş, konuştukça rahatlarmış.

Peki, erkekler susunca rahatlıyor mu? Belki de kadınlardan daha çok konuşmak, ağlamak istiyorlar fakat bu toplumda çıkan yargılar onları baskılıyor. Uzun lafın kısası hepimiz kahkahalarımızı gözyaşlarımız ile ödüyoruz.

Ağlarken neler yapar insan? Neler düşünür neler hisseder? Siz ağlarken kendini izleyenlerden misiniz yoksa karanlığın içine gömülüp ağladıktan sonra uyuyakalanlardan mı? Ağlarken kelimenin tam anlamıyla söylenmeyi mi yoksa susup sadece ağlamaya mı odaklanırsınız? Ağlarken yanınızda bir rulo peçete mi olur yoksa birkaç peçete mi? Bir gece boyunca veya saatlerce ağlamayı mı kısa bir süre ağlamayı mı tercih edersiniz? Ağlarken yalnız olmayı mı istersiniz yanınızda destekçi mi olsun istersiniz? Ağlamak istediğiniz an ağlar mısınız yoksa bekletip bir an da patlar mısınız? Cevapları verdiyseniz hayal ettiğiniz insana güldünüz mü göz mü devirdiniz yoksa ahh ahh niteliği taşıyan nefesler mi verdiniz?

- Vega


AĞLAMAK MESELESİ

Nasıl etmeli de ağlayabilmeli
farkına bile varmadan?
Nasıl etmeli de ağlayabilmeli
ayıpsız,
aşikare,
yağmur misâli?

 Neylersin alışkanlık,
için kan ağlarken yüzün güler,
dikilitaş gibi dinelirsin yine.
Yavrum, erişmek ne müşkülmüş meğer,
anneler gibi ağlamanın yiğitliğine? 

- Nâzım Hikmet Ran








Yorumlar

Popüler Yayınlar