Ana içeriğe atla

Nitelikli

Kayıp Ruhlar Diyarı

"Bu maskenin altında etten fazlası var. Bu maskenin altında bir fikir var. Ve fikirler kurşun geçirmez."   — V for Vendetta Gittiler. En yücesi, en bilgesi, en cesuru… Hepsi gitti. Efsane dediklerimizin tadı, ölümün damağında kaldı. Bize de geriye sadece kemiklerinin karıştığı topraklar kaldı. Peki ya ruhları? İnsanlığa olan görevini tamamlayanların ve tamamlayamayanların, eğer hayata biraz daha tutunabilselerdi neler başarabileceklerini düşündüğümüz o ruhlar… Ruhun varlığı, Tanrı'nın varlığının ihtimaliyle eşdeğerdir. Her ikisi de inançla gerçekliğini korur. Ve biliyoruz ki inanç anlatılmaz; onu açıklamaya çalıştığımızda kelimeler ağzımızda düğümlenir. Ancak sözcüklere dökemediklerimiz hislerimizde yaşamaya devam eder. Kazanılmak için çok geç kalınmış anlar, çürümüş fırsatlar ve gitmiş insanlar… Tüm bu kayıplar, bize hissettirir. Öfke, korku, hüzün, ızdırap ve çaresizlikle yıkanırız. Hâlâ üzerimizden damlayan bu duygularla, yeni doğmuş kadar çıplak ve savunması...

İTİBAR

Hayat kendiliğinden ne iyi, ne kötüdür. Ona iyiliği, kötülüğü katan sizsiniz.
- Michel de Montaigne

 İyi ve kötü arasında keskin bir çizgi olduğunu savunabilirsiniz. Ki bence de öyle. Göz ardı edilemeyecek net sınırları vardır ikisinin de. İyiyi kötüden ayırt etmekten bahsetmiyorum. Bu bazen yanıltıcı olabilir. Ancak "iyi olmak" ve "kötü olmak" siyah ve beyazdır. Kötü eylemin altında yatan iyilik onu grileştirir. Tıpkı iyi eylemin altında yatan kötü gibi. Lakin bu noktada bile işler benim için o kadar da karışık değildi. Aradaki çizginin tamamen silindiği an, kötü veya iyi itibar diye bir şeyin olmadığını anladığım andı.

İyi ve kötü arasında keskin bir çizgi yoktur. İnsanın doğası gereği, her iyi eylemin altında bir kötülük, her kötü eylemin altında bir iyilik yatar.
- Oscar Wilde

  Ruh bedene yön verendir ve senin de bedensel eylemlerinle ruhunu beslemen gerekir. Bu da her eylemsizliğinde veya yanlış eyleminde ruhunu zedeleyip bir döngünün başlangıcına sebep olur. Ben hiçbir zaman ruhuma iyi bakamamıştım. Onu beslemek için çaba sarfetmeden, beni çektiği yoldan, içimdeki sesten, arzudan ve istekten kaçmıştım. Bunun bana geri dönüşü mutsuzluk oldu. Griler içinde kaybolduğum bir hayat. Sanki siyah-beyaz bir ekranda oynayan filmdeki, sokaktan geçip giden bir yan karakterim. Herkesin hayatındaki olaylar kendileri için önemlidir fakat benim hayatımda kendim için önemli bir şey bile yoktu. Konservatuarda bir müzik öğretmeniydim. Sevmediğim bir meslekti. Üstüne üstlük, öğretmenliğin bana göre olmadığını hep bilirken bu seçimi yapmıştım. Ruhumu cezalandırmış adeta. Zaten hayat eninde sonunda cezalandıracak, bari ben mantıklı bir karar uğruna hayattan önce davranayım demiştim. Kararlarımın doğruluğunu o zamanlarda savunurken, şimdi anlayamaz olmuştum. Mutluluğu aramam gerekirken, kendimi mutlu olmayacağımı düşündüğüm şeylere itmiştim. Şimdiyse ne istediğim yerdeydim, ne de olduğum yer beni istiyordu. Ne kader bana burayı uygun görüyordu, ne de ben kaderimi kendime uygun. Ruhumun yakarışı tiz bir notaydı sanki ve kasvet içinde sürünüp gittiğim her gün daha bir üst notaya çıkıyordu. En sonunda o tiz çığlık, iyi ve kötü arasındaki cam gibi keskin ama kırılgan çizgiyi paramparça etti. Bu, yaşı bana yakın olan ve sevgilisi olmasına rağmen ona karşı duygular beslemekten kendimi alıkoyamadığım bir öğrencim sayesinde oldu. "Bu dünyada iyi ve kötü olarak sınıflandırabilecek bir çok şey var, ancak itibar onlardan biri değil." Demişti. İlk başta anlamadım, evime dönerken anlamıyordum. Evimde yine anlamadım fakat metroda, bir hiç olmanın kokusu ciğerlerime dolarken oturdu her şey. "Çat" sesini duydum ve artık iyi en az kötü kadar siyah, kötü de en az iyi kadar beyazdı. Bunu fark etmek korkunçtu, ne var ki damakta bıraktığı bağımlılık yapıcı bir tadı vardı. Çünkü artık ben gri değildim ve hayatım küçük bir ekranın içine sıkışmamıştı. Artık insanlar griydi ve ben siyah da olsam, beyaz da olsam onlardan üstün olacaktım. Bu andan sonra, gri hissedecek olan onlardı. Yıl sonunda öğrencilerimle bir dönemdir çalıştığımız repertuvarları son anda değiştirirken ellerimin titrekliği kötülüğü yansıtırken kalbimdeki heyecanlı titreşim bundan ne kadar zevk aldığımın temsiliydi. Nefeslerim ise tereddüttün ve kaygının bir başyapıtıydı adeta. Şu ana kadar hiçbir koro performansının mükemmelliği, inanılmazlığı, kusursuzluğu ve bu süslü sıfatları geçin, yalnızca güzelliğiyle bile anılamamışken; aniden beraber bir koroyla anılmaya başladım. Kötü itibar öyle bir şeydi ki, bir kere adımınızı attığınız anda sizi içine çekecek ve bırakmamaya niyetli olan katrandan bir bataklık gibiydi. Ağzınız ve burnunuz, hatta ciğerleriniz kapkara katranla dolana ve sizin sonunuz olana kadar, gözlerinize itibarın perdesi inmiş şekilde sonunuzu bekliyor, belki de benim gibi yazıyor olacak ve direnmeyecektiniz bile. Kötü bir iş yapmak yetersizdi. Nitekim kimse bunu bilerek yaptığımın farkında değildi. Gelgelelim uzun zamandır bastırdığım duyguların sahibi olan öğrencimle aramdaki engelleri yıkarak sevgilisini aldatmasına sebep olmak, bu irade gerektiren bir eylemdi işte. Adım lekendikçe bir o da yükseliyordu. İkinci bir berbat repertuvar hazırladım. Bu, tüm kuralların tam zıttını içeriyordu. İşin ilginç tarafı şuydu ki, amacımdan çok daha fazlasına ulaştım. Hedefim berbatlıklar itibarımı arttırmakken, bir anda ünlü bir müzisyen çıkageldi. Koro o kadar berbattı ki, her yerde yayılmıştı. Bunu izleyen müzisyen benimle konuşmak istedi ve birkaç soru sordu. İşin rengini değiştiren soru ise şuydu "Aslında mükemmel bir koro çıkarabilirdin, değil mi?" Sanatçılara yalan söylemezdiniz. Yüzünüz kızarmasa bile ruhunuzun soluğunu hissederlerdi. Ona "Evet," dedim ve ardından sordum "Nasıl anladınız peki?" Yüzündeki gülümsemeyle beni daha da kötü, daha da baştan çıkarıcı bir şeye çağırıyordu sanki "Şunu bilir misin, elli soruluk bir doğru yanlış testinde tamamen yanlış çıkarmak için tüm doğru cevapları bilmek gerekir. Yani berbat bir senfoni çalmak için, kusursuzu çalmayı bilmen gerekir." Yanıtı her şeyi değiştirdi. Ne yaptığımı anlamış bir sanatçıydı, itibara benim kadar ihtiyacı olan biri. Beraber el ele vererek sanatın adını kirletecek işler çıkardık. Zaman bize kötü itibarla birlikte ne yaptığımızın farkında olup bunu reklam ürününe çeviren fırsatçıları getirdi. Bir kere iyi ve kötü arasındaki sınırı yok ettiniz mi, yolun aslında ne denli uzun ve ne denli uçsuz bucaksız olduğunu anlıyordunuz. Elde etmek istediğiniz şeyleri sınırın öteki tarafına geçmekten kaçınarak yapmak yerine sınırı unutup istemediğiniz şeyleri yaparak bile isteklerinizi elde edebiliyordunuz. Bunun tadı hepimize güzel geliyordu. Arasını bozduğum o çift, hayal kırıklığına uğrattığım öğrenciler, yapım şirketleri, menajerler... hepsi yalnızca oyunun bir parçasıydı. Nasıl ki sigara dumanı ciğerlerinize dolarken iyi hissettirir ama uzun vadede sizi öldürürdü ya, işte bana da aynısı oldu.

İyi ve kötü arasındaki çizgi, insanın kendi durumuna göre değişir. İnsan, hayatta kalabilmek için bazen iyi olmayan şeyler yapmak zorunda kalır. Bu durumda, iyi ve kötü arasındaki çizgi bulanıklaşır.
- George Orwell

  Hayattaki konumumu algılayamadığım bir noktadayım. Mutluluğa öyle saygısızlıklar ettim ki artık benim onu tanımamı bile izin vermiyor, onu unuttum. İnsanların zamansızlığı anlayamadığı gibi, ben de neyi kendim, neyi itibarım için yapıyorum anlayamıyorum. Sanırım itibar hırsından doğan kötülüğüne tutsak edilen şeytan da böyle hissediyordur... Şimdi şeytan mı oldum yani? Hayır, ben yaşıyorum. Lakin yaşamanın bu demek olduğunu hiç sanmıyorum. Üzgünüm galiba ama daha mutluluğu hatırlayamazken onun yokluğundan doğan bu duygu nasıl beni böyle sarıyor ona da anlamıyorum. Yanlışlara ve doğrulara kör oldum artık. İtibarın mutluluğu getireceğini düşündüren neydi? Şimdi benden kurtulmuş bedenime, ruh olarak şöyle bir bakıyorum da, ölümüm kurtuluş olduğunu düşündüren neydi?

 - Kay Snyder

https://open.spotify.com/intl-tr/track/6TbfzSLa3aEuaY5qfaa7t0?si=159cd798301a4ef3


 

Yorumlar

Popüler Yayınlar