Nitelikli
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
DEVRİM VE KOLEKTİVİZME DAİR
İdeolojilerin kaderleri, barındırdıkları kuramlardan öte onları işleyişe geçiren kişilerle şekillenir. Yeni düzenler oturtmak yüksek iradeli liderler veya yorgun ve bıkkın bir halk gerektirir. Kağıt üzerinde çoğu ideoloji bir ilaç gibi gözükse de işleyişe geçince çeşitli nedenlerden zehre dönecek veya yalnızca gerekli koşulların sağlanması durumunda başarılı olacak türdendir.
Peki nedir bu koşullar? Her ne kadar halkın rızası ilk düşünülecek faktörlerden de olsa bunun pek gerekli olmadığını söyleyebilirim. Halkı, yönetme kapasitesine sahip insanlar oluşturmaz. Halk herkestir. Halkın rızası -veyahut isteği- her zaman devlete en yararlı seçeneği sunmayacağından, yine halkın bu talebini uygulamak mantığa uygun bir yol olmayabilir. Bu da halkın isteklerini arka plana atmak demektir. Fakat rızanın olmadığı yerde sert ve dayanıklı bir yönetim gerekir. Aksi takdirde ipler yönetimin elinden kayar ve halk istediğini elde eder. Siyasi değişimlerde dikta örneklerine rastlanmasının sebebi de yine budur.
Rızanın aksine yaşayış biçimi ve dolayısıyla kültür hayati rol oynar. Bunu, soğuğa dayanıksız bir bitkinin tohumlarını Kutuplar'a ekmek gibi düşünebilirsiniz. En basiti ve temelinde yaşayış biçimi. Evler, yollar, işletmeler, eğlence aktiviteleri... Buna Sovyetler Birliği'nden örnek vermek mümkün. SSCB'de evler sade olduğu kadar çeşitsizdi. Çünkü Komünizm ile yöneteceğin bir ülkede hem villalar hem de gecekondular olmasına izin veremezsin, zaten yönetim şeklinin kendisiyle ters düşer.
Bir diğer önemli koşul ise yöneticilerdir ve bu bir ideolojinin uygulanmasından çok doğru uygulanması için çok kritik bir faktördür. Bir ideolojiyi sağlıklı şekilde uygulamak için yönetimin yozlaşmaması gerekir ve en büyük sorun da burada başlar zaten. Yukarıda değindiğim bir zorunlulukla başlayan diktatörlük gerek kalmadığında da devam ederse -ki çoğu zaman etmiştir- sadece ideoloji çürümekle -ve zaman içinde ölmekle- kalmayıp refah seviyesi de düşecektir. Yöneticiler de insandır ve insanın güç yerine tercih edeceği şey sınırlıdır.
İdeolojilerin türeme sebebine bakacak olursak gördüğümüz hep hoşnutsuzluk olacaktır. Halkın bir kesimine ait bir hoşnutsuzluk. Tamamına değil. Bu sebeple ideolojiler açık uç bırakmama ve kesin olma derdine o kadar kapılmıştır ki tek doğruyu kendileri olarak benimsemiştirler. Bunu Albert Camus şöyle yorumlar: ''İşin kötüsü, biz, ideolojiler, hem de toptancı ideolojiler çağındayız. Bu ideolojiler, kendilerine, dar kafalarına, budalaca mantıklarına o kadar güveniyorlar ki dünyanın esenliğini yalnız kendilerinin başa geçmesine ve başkalarının boyun eğmesine bağlı görüyorlar. Oysa, bir insana ya da herhangi bir şeye boyun eğdirmeyi istemek, onun kısır, sessiz, hatta ölü olmasını istemek demektir.''.
Bir ideoloji hüküm sürdüğü sürece diğerlerini de isteyenler her zaman olacaktır. Komunizm işçiyi yüceltir, Kapitalizm patronu. Teoloji tanrıyı, Ateizm somutu. Monarşi soyluyu, Cumhuriyet ise halkı. Çünkü bir şeyleri değiştirirken arkana herkesi alabiliyorsan bu bir devrim olmaz. Arkanda bir grup olduğu gibi karşında da birileri olmalı. Burada da sürekli yönetimi devirmeye dayalı kısır bir döngü başlar. Machiaevelli'nin ''Her değişim mutlaka başka değişimlere ihtiyaç gösterir.'' ifadesi bunu destekleyecek yöndedir.
Peki durum buyken devrimler gerekli midir? Kesinlikle. Devrimlerin kalmayacağı bir zaman düşünmek son derece hayalperestlik olacaktır. Çok yüksek ihtimalle insan ırkı toplumu olarak var olduğumuz zaman dilimi boyunca asla uyum ve ahenke ya da kusursuzluğa ulaşamayacağız. Bu hem kişisel erdemler hem de millet ve devlet bazında geçerli. Fakat buna rağmen gelişmek ve değişmek zorundayız. İşte devrim gereksinimi burada devreye giriyor. Yapımızdaki kusurları kapatmak için. Ve bunu anlayınca bu döngünün sebebi de daha iyi anlaşılıyor. Ya da Heraklit'in dediği gibi: ''Tarih tekerrürden ibarettir.''
En gerekli ve öncelikli olan devrim bireysel devrimdir. Kişi kendini yıkıp daha sağlam inşaa etmelidir ki uğruna savaştığı şeyler de o derecede sağlam fikirler olsun. Kolektivist fikirlerin sorunu da budur işte. Birselliklerinden vazgeçerek kendini kolektivist fikirlere adayanşlar bir makinenin dişlilerine benzer. Bir protestoya katılan kişi, bir bütünün parçası olma ve bir birey olmama hissiyle normalde asla sergilemeyeceği bir şiddet seviyesi sergileyebilir ve bu olayların kötü gelişmesine sonuç verebilir. Oradaki herkes de bir makine dişlisi olmanın verdiği bilinçsizlik ve rahatlıkla durumu daha da beter edecektir. Bu çoğu protestonun özetidir.
Bu yazıyı şunu hatırlatarak bitirmek istiyorum. Tarihte insanlığın huzur arayışının en büyük engeli hep insanlık olmuştur. İnsan yapısının kötülüğe yatkınlığı sebebiyle düşüncede en asil davalar bile çoğunlukla eylemde vahşet ve ıstırapla sonlanmıştır. Ne de olsa kurtuluş ve refah vaatleriyle ortaya çıkan bir fikir, küçük çocukları kendi kendine öldüremez...
- Şibumi
![]() |
| https://open.spotify.com/intl-tr/track/0zLhtDb5qftpfQRknw5XIl?si=0bfa0447e8ef4a81 |
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Popüler Yayınlar
Zaman Tüm Beyinlerin Ortak Zihnidir
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
.jpg)

Yorumlar
Yorum Gönder