Nitelikli
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Kötülük ve Kavramsal Olarak Ele Alınışı
-Kötülük ve Kavramsal Olarak Ele Alınışı-
SEN KÖTÜSÜN JON VENABLES! SALT KÖTÜ OLDUĞUN İÇİN BU SUÇLARI İŞLEDİN.
-Girizgah-
Yazımı okumadan önce size bahsedeceklerim
var bir tanesi elbette ben belki dehşetengiz birikime sahip filozof değilim ama
kendi çapımda Locke eleştirisi yapmak istedim – Ayrıca bence John Locke
nöropsikoloji ve biyoloji biliminin bu denli geliştiğine yahut psikopatlara,
katatonik hastalara, nörolojik sorunları yüzünden fantom, afazi, agnozi, amnezi
yaşayan hastalara tanıklık etmiş olsaydı benim gibi düşünürdü.
İkincisi ben de bir müslümanım - Panteist
dandik müslüman ama olsun, kendimce Spinoza’nın felsefesi ile tasavvufu
birlikte yaşamaya çalışıyorum; biraz tuhaf farkındayım ama öyleli – fakat din
eleştirilemez ayrıca hiç değiştirilmemiştir düşüncesine katılmıyorum çünkü
Kuranı Kerim yedi farklı lehçede inmiştir aynı zamanda birçok Arap Devleti
kendi çıkarları doğrultusunda Kuranı değiştirmiştir
– örneğin Abbasiler.
Ayrıca Kuran’ın değiştirilmesinin etik
olduğunu düşünüyorum çünkü evrensel olmayan bir kitaba tüm evrenin inanması
bekleniyorken nasıl Araplar için indirilmiş sözlere biat etmemi
bekleyebiliyorsunuz?
Zuhurf Suresi üçüncü Ayet: “Şüphesiz ki biz
onu anlayasınız diye Arapça bir Kuran olarak indirdik.”
Eğer dininize değiştirmeden inanmamı
istiyorsanız bu ayeti çıkarmanız gerekiyor, ne yazık ki çıkardığınızda
değiştirmiş oluyorsunuz.
Orta Çağda Cadı Vampir Avcılığı
Wikipedia kaynaklı bilgiye göre 16 ve 17.
yüzyılda yaklaşık 40.000 - 60.000 kadın cadı avına kurban gitmiştir.
Vampir olduğu düşünülen kişiye yapılan işkenceler cadı yaftası
atılan kadınların aksine yaşarken değil ölü bedenlerine yapılıyor.
Çünkü vampir olduğu düşünülen kimselerin çoğu soylu taşralı
halktan uzak köşkte, şatoda yaşayan kimseler aynı zamanda vampir olduğu düşünülen kimselerin kendilerini yarasaya dönüştürerek kaçabileceği düşünülüyor.
Vampir olduğu düşünülen kişinin mezarı bulunduğunda, o bölgenin taşralı halkı yahut yetkililer tarafından açılıyor -mezarına resmen taciz ediliyor, saygısızca davranılıyor. Kişinin kolları insanlara saldıramaması için, bacaklarıysa hareket edememesi için kesiliyor. Vampir olduğu düşünülen kimselerin insanların ve özellikle bebeklerin kanlarını genç kalmak için içtiği düşünülüyor bu nedenle dişlerinin tamamı kırılıyor, son ritüel ile kazığa oturtuluyor.
Vampir olduğu düşünülen kimseleri etkisiz hale getirmek için -
yalnızca bizim bildiğimiz ritüeller bunlar – ne denli dehşetengiz olduğunu
söylememe gerek yoktur sanırım.
Ama Neden?
Halk niçin masum insanların cadı ya da
vampir olduğunu düşündü?
Evet cadı yaftası atılarak öldürülen
kadınlar, mezarı taciz edilen vampir olduğu düşünülen kimseler tamamen masumdu.
Çıkarlar uğruna kötüye kullanılan din, öznel ahlak tanımları, “kötülük”…
Birçok Avrupalı, Arapların kadınlara hiç
değer vermediğini düşünüyor; onları cariye yaptıklarını, dövdüklerini
söylüyorlar nitekim haklılar. Peki ya Avrupalılar tamamen masum mu?
Şimdi çok uzağa değil 16, 17. yüzyıla
gidiyoruz.
Avrupalılar da Semitik halklar gibi bir
zamanlar kadınlardan nefret ediyor, onların evlerinden dışarı çıkmasına asla
izin vermiyor hatta çocuk yapmayan -kendilerine biat etmeyen- kadınlara çeşitli
ithamlarda bulunuyorlardı -kulağa hiç tanıdık gelmiyor.
Bilirsiniz ki Araplar, Türkler, Moğollar
vahşidir! Korkunçtur! Yahudiler çocuklarını anneleri ile evlendirirler! Türkler
kardeşlerini öldürürler!
Peki ya Avrupalılar geçmişte çok mu
masumdu?
Ne yazık ki bir takım Avrupalılar bir
zamanlar yaşarken işkence etmeye gücü yetmediği hasımlarının geceleri
mezarlarına taciz ederlerdi, bu da kulağa hiç tanıdık gelmiyor…
Peki gerçekten haksızlık yapan tamamen
taşralı halk mı yoksa dini kötüye kullanarak insanların iradelerini istismar
eden dinci şarlatanlar mı?
Bana kalırsa her ikisi de suçlu.
Çünkü taşralı halkın asıl motivasyonu korkudur, tamamen ürkmüşlerdir; çocuklarına ailesine zarar gelmesini istemeyen masum köylülerdir. Peki neden suçlular?
Çünkü cahiller!
Kant’a göre potansiyelini kullanmayan
kişi ahlaksızdır.
O zamanlar kitap mı vardı yahu şeklinde
soru soran kimselere hitaben bir argümanım var. 16-17. yüzyıllarda yazılmış
birkaç kitaba arama motorlarına “500 Years Old Books About Hunting Witches”
yazarak birden fazla kaynaktan ulaşabilirler.
Şarlatanların suçu pek müphem değil gayet vahşice dehşetengiz bir biçimde işlenmiş suçlar olduğu aşikar. Düşünsenize sizin ve sizin gibi belki bir elin parmağını aşmayacak din adamı yüzünden on binlerce insan ölüyor üstüne üstlük yüzlerce insanın mezarlarına taciz ediliyor. Eğer o din adamlarının gerçekten bir tanrısı varsa ve adaletliyse şüphesiz en büyük cezaları onlara vereceklerdir.
Özetle cehaletin ne kadar zararlı bir
unsur olduğu ortada, nitekim Avrupa'da entelektüel kimseler arttıkça yavaş yavaş
cadı ve vampir avları azalmış 17. yüzyılın sonlarına doğru ise son bulmuştur.
Peki taşralı halkın korku dışında bir
motivasyonu olabilir mi?
Elbette var KÖTÜLÜK!
“Kötü” çok tehlikeli bir kelime, masum
insanlara “Kötü” diyerek ve bunu dine yahut herhangi bir dogmaya bağlayarak çok
kolay bir şekilde onlara zarar verebiliyorsunuz.
Bizim yani düşünürlerin klişe bir
hikayesi vardır, hani tanrının nasıl yaratıldığına dair.
Kısaca anlatmak istiyorum:
Arkaik Dönemde yarı insan yarı maymun
olduğunuzu hayal edin; sizin hayatınızı kolaylaştıran ve zorlaştıran bir takım
faktörler var.
Bazen bu faktörler gerçekten büyüleyici güzellikte bazense hayatınıza mütecaviz bir tavırla etki eden unsurlar oluyorlar. Fakat ne olduğunu anlamıyorsunuz bile, bir yıldırım çarpıyor ve kargı kamışlarından yaptığınız eviniz yanıyor -içinde çocuklarınızla birlikte.
Anlamlandıramıyorsunuz “Niçin? Yahu bu
kadar dehşet verici bir hadise nasıl gerçekleşebilir ve neden?” diyorsunuz
kendinizce.
Birisi beni cezalandırmış olmalı düşüncesine kapılıyorsunuz. Yahut birden bozkıra yağmur yağıyor, susuzluktan ölecekken son anda kurtuluyorsunuz.
“Nasıl olur, neden?” şeklinde
soruyorsunuz.
Sonra tanrı kavramını yaratıyorsunuz. Bu gerçekten çok büyük bir boşluğu dolduruyor, bütün taşlar yerine oturuyor sanki. Aniden her şeyi anlamlandırdığınızı fark ediyorsunuz.
Peki “Kötülük” fikri sizce buna benziyor olabilir mi? Sizce biz bunu atlamış olabilir miyiz?
Bence evet birçoğumuz bilmiyoruz,
kötülüğün aslında çok büyük bir boşluğu doldurduğunun ve bir mit olduğunun
farkında değiliz.
Neden sizce?
Bana kalırsa tanrıyı öldürecek kadar
güçlü olmamızı sağlayan faktörler herkesin kabullendiği benimsediği faktörler
fakat kötülüğü öldüren faktörler bilinmemekte aynı zamanda farazi olmakta.
Misal Kozmosun nasıl var olduğunu günümüzün bilimi sayesinde tanrıya ihtiyaç duymadan açıklayabiliyoruz. Fakat kötülüğe bir şeyin kötülük olmadığını açıklamak için mahkemede kullandığımız “Psikoz, Nörolojik Hastalıklar, Genetik Hastalıklar, Seçimlerinizi Etkileyen Travmalar” gibi unsurların dışında bazı soyut kavramlar var. “Tembellik, Açgözlülük, Kibir, Kindarlık” gibi.
İşte bu müphemlik biz düşünürleri bile
hala “Kötü” sözcüğünü kullanmaya itiyor.
''Tout comprendre, c’est tout pardonner.'' (Her şeyi anlamak, her şeyi bağışlamaktır.)
Thompson & Venables Olayı
Olayı iki farklı perspektiften anlatmak
doğru olur diye düşünüyorum.
Birinci Perspektif (Hakim, Savcı):
Thompson ve Venables daha iki yaşındaki
masum bir çocuğu vahşice katlettiler. Thompson ve Venables Salt “Kötüdür”
onlara şartlı tahliyesiz altı yıl hapis cezası veriyorum.
İkinci Perspektif (Doktorlar, T. ve V.
suçlarını azaltmak isteyen Avukatlar):
Thompson ve Venables on yaşlarında iki
çocuktu. Arkadaşlardı, arkadaş olmalarının bir sebebi de vardı. İkisinin de
geldiği aile birbirine benziyordu. Alkolik, uyuşturucu bağımlısı anne baba. Sürekli
Thompson’ı okuluna gitmekten alıkoyan ve gittiği zaman döven bir abisi vardı.
Nitekim Venables’in abisi de Venables’i uyuşturucu satıcıları ve çetelerle
tanıştırıyordu.
Thompson ve Venables ayrı okullara
gitmelerine rağmen öğretmenlerine aynı soruları sorduruyorlardı. Thompson arka
sıralara geçip vücuduna derin kesikler atıyor ve kağıt parçaları yapıştırıp
arkadaşlarını güldürmeye çalışıyordu; Venables hiçbir etkinliğe katılmıyordu,
arkadaşları tarafından sürekli zorbalığa uğruyordu.
- Ne Thompson’ın ne de Venables’in
aileleri yardımda bulunmadıkları için ne yazık ki hapis cezası almadan önce
doktorlar ya da özel avukatlar mahkemeye dahil olmadı -
Verdiğimiz kararları her zaman biz
seçmiyoruz. Yaşadığımız olaylar bizde, ki bir de eğer sekiz dokuz yaşında bir
çocuksan çok derin yaralar travmalar bırakabiliyor.
Soruyorum sizlere; Sizce gerçekten
Thompson ve Venables’in çocuklukları incelenmeden yargılanmaları doğru mu?, En
azından rehabilitasyon merkezine yahut Fransa Hospital De Cadillac hastanesine
yatırılsalardı. Bir yandan eğitim hayatları devam ederken bir yandan da
rehabilite olsalardı daha mı “kötü” olurlardı?, Hapishanede 18 yaşında
mahkumlar bile var ve on yaşındaki yargı kurbanlarına kim bilir neler yaptılar,
Sizce böyle olduğunda daha mı zararsız olacaklar? Belki altı yıllığına
zararları olmayacak fakat mahvolmuş iki çocukluk ve sosyopat düşünceler ile
donatılmış bir beyinle salınacaklar.
Her şeyi anlamak, her şeyi bağışlamaktır…
Not:
Şuan Paganini’den bahsederken bir efsaneyi konu alacağım, elbette Niccolo
Paganini’nin çok ünlü bir kemanist olduğunu biliyorum ancak benim bahsedeceğim
suçlamalar efsanedir.
Hannibal Lecter doğaüstü güçlere
sahiptir. Kimi zaman gardiyanların, dedektiflerin kim olduklarını; ayak
seslerinden, kokularından, nefes alış veriş sesinden anlayabilir.
Kaba değildir! Thomas Harris’in
kitaplarında en çok vurguladığı unsur sanırım Hannibal Lecter’ın kabalıktan
nefret ettiğidir.
Hannibal adından anlayacağınız üzere bir
cannibalisttir. Yani insan eti yer. Fakat bunu öylece yapmaz kendisi Alexander
Dumas’ın yazdığı ''Gastronomi Ansiklopedisi ve Sözlüğü'' kitabını kütüphanesinde
bulundurur ve bu kaynaklardan yararlanarak insan etinin nasıl daha güzel
pişeceğini neresinin nasıl pişeceğini çok iyi öğrenmiştir. Gerçekten Hannibal
çok iyi bir aşçıdır yanı sıra asıl mesleği olan Psikologlukta ise çok
başarılıdır.
Hastalarını memnun etmekte hiç zorlanmaz,
çünkü kendisi zaten delicesine dahidir. İnsan sarrafıdır. Hastalarının ya da onunla
konuşan dedektiflerin toplumun hangi kesiminden geldiğini, kibar ya da kaba
olduğunu ilk cümlelerinden anlar.
“Uzun kemikler sanırım sonradan iyi
beslenme ile gelişmişler. Clarince, bana o pahalı çantan ve ucuz elbiselerin
ile ne gibi görünüyorsun biliyor musun. Babasının cinayetini kaldıramayan bu
nedenle kendini taşradan kurtarmaya çalışan bir köylü gibi…”
Hannibal çok zekidir, defalarca
hapishaneden kaçmıştır. Kusursuz planları ile büyüleyicidir.
Paganini’den bahsetmeden önce yine bir
Thomas Harris kitabı olan Kızıl Ejder’den bahsetmek istiyorum. Kendisi küçükken
sürekli yatağını ıslattığı için anneannesi tarafından sürekli iğdiş edilme
korkusu ile yaşamış ve büyüdüğünde kastrasyon kompleksi yaşayarak bir aileyi ve
gazeteciyi öldürmüştür. (Birçok katilin küçükken iğdiş edilme korkusu ile
büyüdüğü bilinmektedir.)
Kızıl Ejder’i zarif yapansa bence
sırtındaki dövme figürünü çok benimsemiş olmamızdan kaynaklanıyor. Romanı
okursanız anlamlandırırken zorlanmayacaksınız.
Paganini kimdir?
Paganini Şeytanın Kemancısı olarak
bilinir. Bir romantik dönem kemanistidir.
Şeytanın kemancısı denmesinin nedeni
aslında Paganini’nin çok hızlı keman çalmasıdır.
Daha öncesinde böyle bir virtüöz ile
karşılaşmayan insanlar şaşkına dönmüş ve Paganini’nin ruhunu şeytana sattığına
bu sayede bu kadar hızlı keman çaldığına inanmışlardır.
Fakat tabi ki durum böyle değil
Paganini’nin bir kolu diğerine göre daha uzun ve eklemleri çok ayrık doğuştan
gelen bu eksiklikleri aslında ona çok hızlı keman çalma yeteneğini bahşetmiş.
Tabi Paganini hakkında olan anlatılar
bununla kalmıyor.
Kendisinin eski sevgilisinin
bağırsaklarından keman teli yaparak 24 Caprice eserini çalarken bir tel kalana
kadar keman tellerini koparması ve bir keman teli ile kalan parçayı çaldığı
söyleniyor.
Tabi ki bu bir efsane fakat zarif ve cool
geliyor insanlara. Nitekim öyle olmuş ki Paganini kumarhane açacak kadar para
kazanabilmiş.
Son olarak Paul Micheal Stephani’den
bahsederek bölümü bitirmek istiyorum.
Paul Micheal Stephani (Weepy Voice
Serial Killer)
Paul Micheal Stephani ağlamaklı sesli
seri katil olarak biliniyor.
Kendisi yaklaşık beş yıl boyunca 911’i
arayarak şahsına ihbarda bulunuyor.
Yakalanıncaya dek sayısı net bilinmemekle
beraber dörtten fazla kişi öldürdüğü biliniyor.
Peki Paul Micheal Stephani kötü biri mi?
Biliyorum çoğunuz yeter artık seri
katilleri haklı çıkarmaya çalışma artık diyorsunuz. Fakat yaptığım bu değil
yalnızca “Kötü” kelimesini kabul etmiyorum.
Bir insan zararlı olabilir, ve
kapatılması gerekebilir fakat ona kötü diyerek cezasını arttırmak insanlığa
sığan bir davranış değildir.
Stephani küçükken babasının disosyetif,
bipolar bozukluğu ile boğuşmuştu. Bir yanı babasını çok seviyor bir yanı ise
nefret ediyordu. Düşünsenize babanızı hem bir idol olarak görüyorsunuz hem de
sizi dövüyor günden güne kötü biri oluyor.
Stephani 911’i aradığında neden bunu
yaptığını bilmediğini ağlayarak ifade ediyor ve nasıl öldürdüğünü anlatıyordu,
çoğu zaman kurbanların kurtarılması için ambulansı arayıp yer tarif ediyordu.
Evet Stephani de babası gibi hatta babasından
daha dehşetengiz bir haldeydi. Akıl sağlığı yerinde olmamasına rağmen
yakalandığında müebbet hapis cezasına çarptırıldı ve tecrit hücresinde cilt
kanserinden ölü olarak bulundu.
İçinizi kararttım biliyorum ancak kötülük
kelimesi benim iğrenç hissetmeme neden oluyor.
Sadece boşluğu doldurmak için insanların
hayatlarını mahvetmek ne kadar doğru.
Fotoğrafçının Görevi – Akbaba, Epiktetos ve Stoa
Bir akbaba Afrika’da açlıktan ölmekte
olan bir çocuğu yemek için başına üşüşmüş.
Fotoğrafçı ise onu kurtarmak yerine
fotoğrafını çekiyor.
Ben kendi düşüncelerimi söyleyeceğim
fakat fotoğrafçının yanlış mı yoksa doğru mu yaptığını düşünüyorsunuz bana
yazmanızı istiyorum. altaierken@gmail.com
Epiktetos Stoacıların, Kinikçilerin başında gelen filozoflardan
biri.
Ve şöyle söylemiş “Sen eğer gemide
yelkeni yönetiyorsan yelkenden sorumlusun kürekçinin işine karışma!” peki ben
buradan ne anlıyorum?
Fotoğrafçıları biliyor musunuz? Ya da bildiğinizi mi sanıyorsunuz demeliydim.
Fotoğrafçı denince aklınıza ne geliyor moda fotoğrafçıları mı? Sokak fotoğrafçıları mı? Manzara?
Hayır benim aklıma savaş fotoğrafçıları
geliyor, bilimin gelişmesi için fotoğraf çeken doğa fotoğrafçıları geliyor,
sömürüleri anlatan fotoğrafçılar geliyor.
Siz acaba bir savaş fotoğrafçısının
sırtında yirmi kilo aksesuar, boynunda iki tane eski tip SLR makine ile kaç
tane kurşundan kaçarak, kurtularak, bazen kurtulamayarak çalıştığını biliyor
musunuz?
Fotoğrafçının görevi sizce kutsal değil
mi?
Fotoğrafçının görevi Afrika’da çocuğun o
dehşet verici durumunu çekmek ve basına sömürgeci ülkeleri ifşa etmektir.
Fotoğrafçı akbaba tarafından yenilen
çocuğu kurtarmakla görevli değil ki?
Onu sadece sömürgeci ülkeler ellerine
vicdanına koyarlarsa kurtarabilirler.
Lütfen her mesleğe, her role saygı
duyalım. Çünkü kolay değil tamam mı?
Sebastiao Salgado Afrikalı yerlilerin
sürgününü çekerken kaç gün aç kalmış biliyor musunuz, kendi yemeklerini
yerlilere verdiği için. “Salt of Earth” adlı belgeseli izlemenizi öneriyorum.
Şimdi yine o soru geliyor akla
“Fotoğrafçı Kötü mü?” hayır, hayır, hayır.
Sanırım en kötü olmayan kişilerden birisidir bir fotoğrafçı. İşini yapan bir fotoğrafçıdan bahsediyoruz çünkü.
Afrika’da ne kadar çok hastalık var
biliyor musunuz?
Fotoğrafçı o sömürgeci ülkeleri ifşa etmek için kendi hayatını tehlikeye atıyor. Kimilerinin aklına kurtarsın sonra anlatsın işte düşüncesi geliyor. Fotoğrafı küçümsemeyin, ilk belgeleyici unsur fotoğraftır.
Bir hafta önce psikoloğum bana nöroloji
ile ilgilenirken karanlık tarafı seçtiğimi söyledi; yani ben mesela seri
katilleri, ağır katatonik şizofrenleri, fantomu olan, agnozisi, afazisi olan
hastaları araştırıyorum ya karanlık tarafı seçmiş oluyormuşum.
İlkin benim karşıt argümanlarım vardı ama
sonradan gördüğüm bir kabus ile ürktüm.
Bu beni çok korkuttu.
İlerde sahaf açmak istiyorum, umarım
olur. Ama gördüğüm kabusta sahafa gelen insanlara kötü şeyler yapıyordum.
Gerçekten çok korkunç.
Hatta şu periyodda bir roman yazıyorum
-kabusun içerisinde- ve büyüdüğümde o romanı gerçekleştiriyorum.
Bu kadardı, bahsetmek istedim. Bazen
insanın içinde bir ayda bile çok şey birikiyor.
Söylediğim gibi ben bir ergenim ama doğru
düşünüyorum bence ve o nedenle eleştireceğim.
John Locke zihnin doğuştan boş bir levha olduğunu söylüyor. Fakat ben öyle düşünmüyorum. Çünkü belki Adem ya da ilk insana ne diyorsanız, o saf bir gen olabilirdi.
Ama şuanda ben hiçbir bebeğin nötr doğduğunu düşünmüyorum. Tüm bu kişilik özelliklerini bir kenarıya bırakalım. Nörolojik ve Psikolojik rahatsızlıklar kalıtım yoluyla aktarılabiliyor.
Ki çoğunlukla böyle oluyor.
Mesela birinin dedesi psikopat ya da sosyopatsa o kişi de aynı genleri alırsa o da ne yazık ki sosyopat olabiliyor. Oliver Sacks’ın kitaplarını okuyorum -kendisi bir nöroloji doktoru ve hastalarını anlatıyor- tamam bazı hastaları alkol yüzünden afazi amnezi yaşamış fakat kalıtsal olarak hasta olan kişilerin durumu gerçekten çok kötü ve o kişilerin zihinlerinin boş bir levha olabileceğine inanmıyorum.
Cadmus
Κάδμος
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Popüler Yayınlar
Zaman Tüm Beyinlerin Ortak Zihnidir
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
.jpg)







Yorumlar
Yorum Gönder