Ana içeriğe atla

Nitelikli

Kayıp Ruhlar Diyarı

"Bu maskenin altında etten fazlası var. Bu maskenin altında bir fikir var. Ve fikirler kurşun geçirmez."   — V for Vendetta Gittiler. En yücesi, en bilgesi, en cesuru… Hepsi gitti. Efsane dediklerimizin tadı, ölümün damağında kaldı. Bize de geriye sadece kemiklerinin karıştığı topraklar kaldı. Peki ya ruhları? İnsanlığa olan görevini tamamlayanların ve tamamlayamayanların, eğer hayata biraz daha tutunabilselerdi neler başarabileceklerini düşündüğümüz o ruhlar… Ruhun varlığı, Tanrı'nın varlığının ihtimaliyle eşdeğerdir. Her ikisi de inançla gerçekliğini korur. Ve biliyoruz ki inanç anlatılmaz; onu açıklamaya çalıştığımızda kelimeler ağzımızda düğümlenir. Ancak sözcüklere dökemediklerimiz hislerimizde yaşamaya devam eder. Kazanılmak için çok geç kalınmış anlar, çürümüş fırsatlar ve gitmiş insanlar… Tüm bu kayıplar, bize hissettirir. Öfke, korku, hüzün, ızdırap ve çaresizlikle yıkanırız. Hâlâ üzerimizden damlayan bu duygularla, yeni doğmuş kadar çıplak ve savunması...

ÖLMEK İÇİN BERBAT BİR GÜN

   Serin bir günün sabahına uyanmış olan kuşlar, ısınmak için uçuşmaya başlamıştı. Sokaktaki köpeklerin havlama sesine uyanan Reiki, yatağından doğrulmuş ve penceresinin önünde askerî bir nizamla yürüyen karıncaları izliyordu. Kolunu kaldırdı ve saate baktı. Derin bir iç çekti, saatinin bozulduğunu ve artık takmadığını unutmuştu. Yorgun bir tavırla yataktan kalktı, ellerini ve yüzünü yıkamak üzere banyoya gitti.

   Kendi kendine söyleniyordu, başı ve sonunda ince bir işçilik ile örülmüş dantellere sahip, annesinden kalan yumuşacık havlusunu yüzüne sürtüp, “Sanırım sabahları beni rahatlatan tek şey bu.” diye düşündü. Havlusunu katlayıp aynanın yanında duran dolaba kaldırdı. Banyodan çıktı, saat daha sabahın altısıydı. Hantal adımlarla odasına doğru yürümeye başladı. Okulu saat sekiz buçukta başlıyordu. Odasına girdi, önce başlığı çatlamaya yüz tutmuş altı yaşından beri kullandığı yatağına baktı. Sonrasında tahtadan olan ve her yıl farklı bir renge boyadığı sandalyesini çekti, masasına oturdu. Kalktı, sonrasında tekrar oturdu. Kalktı ve oturdu. Bunu dört defa yaptı. Masasındaki kitaplarına baktı, içinde acı bir tebessüm bulunduran ufak bir kahkaha patlatıverdi. Ve ardından “Hayır, hayır-hayır, deli falan değilim, gayet iyiyim.” dedi. Bunu söylerken bile kendi kendine konuştuğu için kendinden şüphe ediyordu. Tatlı bir tebessümle kitaplarının arasından parlak, altın sarısı işlemelere sahip, küçük, kırmızı defterini nazikçe çekip aldı. Okula gidene kadar şiir yazacaktı. Birden odasının kapısı açıldı ve içeriye bir baş uzandı. “Reiki iyi misin?” diye sordu. Odaya giren babasıydı. Reiki’nin yüzü birden düşüverdi. Annesinin ölümünün, babasının sorumsuzluğu yüzünden olduğunu düşünüyordu. Annesi hastayken babası şehir dışında olmasaydı, belki de hala yaşıyor olurdu. Belki de şu an ailesiyle birlikte mutfaktaki küçük masaya oturmuş, kahvaltı yapıyor olurlardı. Bunun için babasının suçluyordu. Aslında olayın doğruluğundan bile emin değildi. Annesi gerçekten hasta mıydı? Babası ne için şehir dışındaydı? Bu olaylar yaşanırken sadece üç yaşındaydı. Hiçbir şey hatırlamıyordu. Babasının yaşananları açıkça anlatmayıp, ortalıkta sır küpü gibi dolaşması da ayrı bir mevzuydu. Bunlar Reiki’nin aklına tekrar gelince morali altüst oldu. İyiyim anlamında başını salladı. Babası, “Ben işe gidiyorum, okuluna geç kalma. Tostunu masaya koydum.” dedi ve odadan çıktı. Reiki derin bir iç çekti, babası kahvaltı yapması için her sabah ekmeğin arasına iki dilim salam, bir dilim domates ve ardından bir dilim de peynir koyarak eski, kararmış tost makinasında tost hazırlıyordu. Yanında da meyve suyu eksik olmuyordu. Sadece kendisinin duyabileceği bir sesle, “Bıktım.” dedi. Şiir defterini açmaya, içinde özenle işlenmiş anlamlı cümleler görmeye iştahı kalmamıştı. Ayağa kalktı, defterlerle kaplı masasının üzerinden çay bardağını aldı. İçindeki dünden kalma sallama poşet çayı çöpün içine savurarak attı. Bardağı tekrar masasına koydu. Yatağının kenarındaki pencereye doğru yürüdü. Dışarıya baktı, sabah uyandığında gördüğü güneşli havadan eser yoktu. Bulutlar gökyüzünü kaplamış ve etrafı yavaş yavaş yoğunlaşan bir sis sarmıştı. Gözleri, arada seyrelip sıklaşan bulutların arasında kaybolup giderken, ağzından şu kelimeler dökülüverdi. “Ölmek için berbat bir gün.” Birden geriledi, durdu ve düşündü;

  Neden varım? Düşünüyorum,

  Nereye aitim? Bilmiyorum.

 Durdu, başını tekrar bulutlara doğru çevirdi. Gözleriyle, bulutların arasından sızan ince, keskin fakat güçlü olmayan güneşi seçmeye çalışırken devam etti;

  Kime sahibim? Anlamıyorum, 

  Sanki boşuna yaşıyorum.

 

   Diyorum! Diyorum! Diyorum!

   Sürekli çabalıyorum.

   Çabalıyor muyum? Sanmıyorum,

   Sanki boşuna yaşıyorum. 

 

   Nereye gidiyorum? Görmüyorum.

   Nasıl düştüm? Sızlıyorum,

   Ney için sızlıyorum? Kızıyorum.

   Sanki boşuna yaşıyorum. 

 

   Onu gördüm biliyorum,

   Kimi gördüm? Sanıyorum.

   Sensedim, biliyorum,

   Artık boşuna yaşıyorum.

  Gülümsedi, gerçekten boşuna mı yaşıyordu? Boşuna yaşamak nasıl bir şeydi? Bir insan nasıl boşuna yaşardı ki? Bu mümkün olabilir miydi? Başını kaşıdı, “Sanırım tekrar başladık.” dedi. Bu şekilde fazla fazla düşünmek onu yorsa da, bundan patates kızartması yercesine keyif alıyordu. Şiirini yazmak için defterine uzandı, kaleminin masasında olmadığını fark etti. Kalemini almak için gıcırdayan zeminde çantasına doğru yürürken, evin açık yeşil duvarında asılı olan, sayıları silinmeye yüz tutmuş duvar saatine gözü takıldı. Saat sekiz olmuştu. Birden telaşlandı, şiirinin sözleri aklından uçuverdi. Koşar adımlarla çantasının yanına gitti, sertçe kavradı ve hızla masasının önüne geldi. Boyası dökülmüş duvara bantla yapıştırdığı, buruşuk bir kağıda karalama şeklinde yazılmış ders programına baktı. El çabukluğuyla kitapları çantasına doldurdu. Çantayı sırtına taktı ve koşarak kapıya gitti. Beyaz bağcıkları toz toprak sebebiyle kararmış ayakkabısını hızlıca giydi. Koşarak evden çıktı. Yaklaşık iki yüz metre koştuktan sonra duraksadı. Nefes nefese, önce etrafına sonra yavaşça üzerine baktı. Başından kaynar sular dökülmüştü. Üzerinde siyah, bol, oldukça rahat bir eşofman ve beyaz renkle işlenmiş desenlere sahip, geçen sene gece pazarından zar zor indirim yaptırarak aldığı orta kalite siyah bir tişört vardı. Bunlar gece yatarken giydiği kıyafetlerdi. Ne yapacağını bilemedi, büyük bir telaşla evden çıkınca üstünü değiştirmeyi unutmuştu. Başını kaldırdı. Karmaşık duygular içerisinde eve dönecekti ki, gözleri tam önünde durduğu, kolonları çürümüş, üzerinde boya kalmamış, zemin katı boşluk olan binanın kolonuna takıldı. Sallanıyordu. Binaya baktı, sanki ayaklanıp gidecek gibiydi. Sağındaki ve solundaki binalardan kaçmak ister gibi sallanıyordu. Etrafına baktı, çarpık kentleşme sebebiyle iç içe ve karmaşık olan binaların hepsi sallanıyordu. Etrafını çeviren binaların hepsi sanki onun üzerine geliyordu. Adamın biri avazı çıktığı kadar “Ahmak çocuk! ne diye duruyorsun deprem oluyor!” diye bağırarak yanından koşarak geçti. Reiki çantasını çıkardı ve usulca yere koydu. Başını kaldırdı. İfadesiz bir yüz ile sabah izlediği, oldukça bulutlu, bunaltıcı gökyüzüne baktı. Aklından sabah düşündüğü şiirini geçiriyordu. Üzerine devrilen eski binayı fark bile etmemişti. Artık molozların altındaydı. Gözlerini açtı, sadece karanlık vardı. Yüzünden akan kan ağzına kadar uzandı. Reiki artık sadece kan tadı alıyordu. Kan ve karanlık, ne kadar da uyumsuz bir ikiliydi öyle. Nefes almaya çalıştı. Yapamıyordu, ciğerlerinin ezildiğini düşündü. Ses tellerinden gelen hırıltılı, hayatı boyunca yaşadığı tüm umutsuzlukları içeren dolu bir ses tonuyla şu kelimeleri söyledi “Ölmek için berbat bir gün.”

   Hiç görmediği annesinin koyduğu isminin anlamına ulaşmıştı. Reiki'nin pencerenin önünde düşündüğü, “boşa yaşamak” kavramıyla bir alakası yoktu. O sadece hayattan keyif almak için çabalayan bir çocuktu.

 -Itami Reiki

 

Reiki:

   Rei “her yerde var olan”, ki “ruhsal yaşam enerjisi” anlamına gelmektedir. Aynı zamanda yirminci yüzyılın başında Japonya’da ortaya çıkan, enerji aktarımı ile ruhsal şifa vermeye dayalı olduğu inanılan bir tekniktir. Batıya “Evrensel yaşam enerjisi” olarak tercüme edilmiştir.

 

Yorumlar

Popüler Yayınlar