Ana içeriğe atla

Nitelikli

Kayıp Ruhlar Diyarı

"Bu maskenin altında etten fazlası var. Bu maskenin altında bir fikir var. Ve fikirler kurşun geçirmez."   — V for Vendetta Gittiler. En yücesi, en bilgesi, en cesuru… Hepsi gitti. Efsane dediklerimizin tadı, ölümün damağında kaldı. Bize de geriye sadece kemiklerinin karıştığı topraklar kaldı. Peki ya ruhları? İnsanlığa olan görevini tamamlayanların ve tamamlayamayanların, eğer hayata biraz daha tutunabilselerdi neler başarabileceklerini düşündüğümüz o ruhlar… Ruhun varlığı, Tanrı'nın varlığının ihtimaliyle eşdeğerdir. Her ikisi de inançla gerçekliğini korur. Ve biliyoruz ki inanç anlatılmaz; onu açıklamaya çalıştığımızda kelimeler ağzımızda düğümlenir. Ancak sözcüklere dökemediklerimiz hislerimizde yaşamaya devam eder. Kazanılmak için çok geç kalınmış anlar, çürümüş fırsatlar ve gitmiş insanlar… Tüm bu kayıplar, bize hissettirir. Öfke, korku, hüzün, ızdırap ve çaresizlikle yıkanırız. Hâlâ üzerimizden damlayan bu duygularla, yeni doğmuş kadar çıplak ve savunması...

ABSÜRT YAŞAM VE ONU ANLAMAYA ÇALIŞAN MAHLUKATLAR


Hayat benim için öyle büyük bir hayal kırıklığı ki.
Oscar Wilde, Dorian Gray'in Portresi

   Başlangıçta umut doluyuz hepimiz ama korka korka bir umuttur bu, körü körüne bir inanç belirtisi gibi değil. Sanki toplumun ayıp olarak affettiği bir ahlaksal kusuru gizlemeye çalışır gibi çabalıyoruz.

    İlk kendimizi şartlandırıyoruz. Mesela, "bu sene efsane olacak." gibi. Böylece hayal kurmayı sevmesek bile farkında olmadan hedefler değil hayallere bağlanmış buluyoruz kendimizi. Ta ki hayal kırıklığını yaşayıncaya dek. Belki de büyüdüğümüzü  fark etmemiz için böyle avuntu hislere ihtiyacımız vardır. Fakat o hissettiklerimiz şeyler hep  kırık dökük, paramparça haldedir. Sadece fark etmemiz zaman alır. Belki elimizde birkaç güzel şey vardır belki de yoktur. Varsa güzel, yoksa da üzülme yalnız değilsin. Güzel olan şey veyahut senin güzel olduğunu düşündüğün ama o güzel olan şeyi de kaybetme durumu ile karşı karşıya olduğumuzu, o güzelliği yaşayamadan kaybedince anlıyoruz. Zamanla fark ediyoruz çabalamak boşuna, her bir saniye her bir nefes alış veriş hayal kırıklığı...

    Üzülme canım hayatın gerçekleri bunlar. Tüm bu olumsuzluklara rağmen "umarım" demeyi de eksik etme. Aynı benim gibi "umarım." deki beni yalnız bırakma. Olmayacağını ve söylenmek için söylenmiş olduğunu bile bile.

    Seni hayal kırıklığının beklediğini bilmezsin ya da bilmek istemezsin. Şimdi  bu durum ve görüşlere karşı kimi insanlar "umutsuzluk", kimisi "hayal kırıklığı" kimisi de tabii ki düşük bir kimisi "gerçeklik" diyecektir. Yine de bu durum insanların  bilmek ya da bilmemek arasındaki zamansal süreçteki bekleyişinin sonucunu ifade etmektedir. Bekleyişin sonucu ne midir? Hayal kırıklığı.
 
     Yaşanan yaşanmış, geçen geçmiş  Teselli zamanı gelmiş çatmış...
 
    Bu hayal kırıklığının nedenlerinden birisi de bulunduğumuz zamanı kapsayan eylemler olmamasıdır. Her zaman geleceğe yönelik umut ve olumlu his barındırma hatasıdır. Hayat şu an içinde bulunduğumuz koşul ve şartlara, geleceğe dair kurduğumuz hayallerle doğru ve paralel ilerleyeceği  yanılsamasına kapılmamızdan kaynaklanır. Hayat bize iyi ve kötü şeyler vaat edebilir. Bu vaatlere iyi veyahut kötü anlamlar yüklemek, yani uçağın pilotu olarak beklentiyi arşa çıkartmakta, normal seyretmekte senin elinde. Normal olarak beklenti ne kadar yüksekse her çıkışın bir inişi olduğu gerçeği de karşımızdadır. Artık yumuşak iniş mi yaparsın, sert iniş yapıp da yoksa kendinle birlikte herkesi tehlikeye mi atarsın orası muallaktır.

 
     Hayatın içinde üzülmekte vardır sevinmekte, her şey zıtlıklar abidesidir. Tıpkı sevgi ve nefret gibi. Sadece hayatın bize sunmuş olduğu ihtimalleriyle bile bize hangi zaman da ve var olacak olan durumun belirsizliğiyle nasıl ve  ne zaman karşımıza çıkarsa çıksız zorlanır, üzüntü ve hayal kırıklığı yaşarız. Demek istediğim iki adım öteyi düşlemek tehlikeli ve ihtimaller diyarıdır. İhtimallerin olduğu, bizim tercihlerimiz dışında sonuçlar doğuran,  hayatın sisle kaplı kısmıdır. Azınlığımız cesaret gösterebilir sisli kısma geçmeye. Neden mi? Anormal merak ve bilme isteği, belirsizlik ve korku gerçeğine baskın gelmiştir. İşte hayat budur. Sadece biz anlamak istemeyiz. Karanlığa, sisle kaplı kısma  bile bile ilerler sonra boğuluruz. Kafamız dolar, imkansızlıklar içinde buluruz kendimizi bir anda. Ama ne hikmetse bize düşen görev açık havada gezmek, akıl ve gerçeklik bilinçiyle hayatı sevmek, zorluklara karşı savaşa savaşa, kimi zaman da düşe kalka kendimiz kalmayı bilene kadar savaşmayı öğrenmek ve hayatı yaşamayı bilmek düşer. Çözüm basittir değil mi? "Her şey ortada gibi gözüküyor. Hatta apaçık ortada."  dersiniz. Ama olmaz tüm bu açıklığa  rağmen o an güç kesilir, istek yok olur. Şimdi bize düşen ders çıkartmak mı dersiniz? Tabii ki de değil. Biz hala geleceğe dair planlar yapacağız ve yine hayal kırıklığına uğrayıp hayıflanacağınız. Olsun varsın elbet bir gün bizde alışırız. Akıllanır belki de hayata artık gerçekçi yaklaşmayı öğreniriz. Anlaşılmayacak olsak bile...
 

“Bilmek her şeyin sonu olur. Çekici olan bilememektir. Sis her şeye harika bir güzellik katar.” “Ya da insana yolunu şaşırtır.”
Oscar Wilde, Dorian Gray'in Portresi 
 
    Büyüyoruz ve bunu her bir kırılma noktasında derinden derine hissediyoruz ama daha yetişkin olma kapasitesine ulaşmadığımızın da bir gerçek. Nasıl mı?  Geçmişe bakıyorum, önceden ağlaya biliyorduk hemde direnmeden, hissetmeden. Şimdi hissediyoruz çözüm olmadığını bile bile acıyı hissederek...saçma bir açıklama belki de. "Yetişkinliğe ulaşma kapasitesi ne be kardeşim, ne saçmalıyorsun sen." demeyi kesin.
 
"Yaralar vardır hayatta, ruhu cüzam gibi yavaş yavaş ve yalnızlıkta yiyen, kemiren yaralar. Kimseye anlatılmaz bu dertler. Çünkü henüz çaresi de, devası da yok bu dertlerin. Düşündüm, herkesin gökyüzünde bir yıldızı varsa,benim yıldızım uzak, karanlık, anlamsız olmalı. Belkide hiç yıldızım olmadı. İçimde müphem bir arzu: Bir deprem olsa da, bir yıldırım düşse de, sakin pırıl pırıl bir dünyaya yeniden doğsam? Azap çeken bir ruh gibi bekliyor, kolluyor, arıyordum,lakin boşuna! Dünya,ıssız yaslı bir ev gibi görünüyordu gözüme ve ben bağrımda bir acı duyuyordum. Bana göre değildi bu dünya; bir avuç yüzsüz, dilenci,bilgiç, kabadayı, vicdansız, açgözlü içindi; onlar için kurulmuştu bu dünya. Gönlümde düğümlenen bir şeydi bu ıstırap, bu kederli hal; kasırgadan az önceki havayı andırıyordu. Hissettim ki benim düşüncelerim de dayanıksız bir avuç kor gibidir, kül olmuştur, bir üflemeye bakar."
 
     Çocukluğunu geçirdiğin tüm o sokaklar, hava kararıncaya kadar eve dönmemiz gerektiğini bile bile geç geldiğimiz, sabahtan başlayıp akşama kadar süren oyunlar, gelecekte ne olacağımızın derdinden bir haber, soba üstüne mandalina kabuğu koyduğumuz, kaygı nedir bilmeyen, ufak bir oyuncağın seni gerçek, saf mutluluğa ulaştırdığı o masum çocukluğun... Zaman hepsini alıp götürür sen fark etmeden. Hep mi götürecek bu hayat diye düşününce tabii ki getirileri de olacak. Mesela senin için bir anlam ve önem ifade eden herhangi bir şeyin başkası adına bir şey ifade etmemesi durumunda artık neye önem verdiğinin ya da neyi ifade etmeye çalıştığının bir önemi olmayacak. Neye değer verirsen ver neyi seversen sev  hep aynı hisle sonuçlanacak. Hayal Kırıklığı. Ve defalarca yaşayacaksın bu duyguyu. Bu aşağılık dünyada senden başka seni kimsenin düşünmediği de, neler yaşadığının ya da neler yaşayacak olduğunun da, nelere üzüldüğünün  hiçbir anlam ve  önemi olmadığını önce kendini sevmeyi öğrenmeyi sonra başkasını sevmeyi ve düşünmeyi öğrenmen gerektiğini öğretecek. İnsanlar ne bugün ne yarın ne yapacağının kaygısını gütmeyecek. Hatta acı fakat bir o kadar gerçek olan şu an dahi ne hissettiğinin de bir anlam ve kaygı yaratmaması kadar gerçek olması."Tüm bu olanları kalbinin derinliklerinde hissetmeye çalış: "İnsani olan hiçbir şeyi ciddiye almaya değmez ama yine de..". ".
 
    Hayat zor gelince, acı ve çaresizlik içinde görünce kendini dil yetmeyecek, yalnızlık boy gösterecek. Bir şeylere sığınma, anlaşılma çabası içinde bulacaksın kendini, bu bir kitap, bir müzik, yüce bir tanrı,  bir insan ya da şu anki gibi bir kalem kağıt olacak belki de. Tüm bunları inkar edebilir ve  " Zamana ihtiyacın var senin kardeşim. diyebilirsin. Emin olun hepimizin zamana ihtiyacı var. Sadece o zaman ve mekana dayanabilecek gücümüz ve irademiz yok. Böyle bir durumda da ne zamana ihtiyaç vardır ne de seni teselli etmesini isteyeceğin bir insana.
 

   
    Çocukken size keyif veren, mutlu eden şeyler artık olmayacak. Küçük şeyler yetmez, büyük şeyler ise artık hiç var olmayacak. İşte o zaman büyüdüğünü ne çocuk ne de yetişkin arasındaki o çıkmaz durumda olmadığını fark edeceksin. Fakat bu yetişkinliğe ulaşma durumunun seni artık zihinsel bir çıkmaza götürdüğünü de yaşayarak tecrübe edeceksin. Artık canın hiçbir şey yapmak istemeyecek. Ne bir eylemsizlik içinde olacaksın ne de bir arayış, zamanla kuruyup gideceksin. Üstelik bu eylemsizlik geçici olmayacak, belki zamanla artacak. Günden güne, haftadan haftaya boş ve hayattan kopuk yaşamaya alışacaksın. Bütün dünya sana yabancılaşmış, insanlar artık anlamsızlaşmış şekilde karşında duruyor olacak. Ne üzüleceksin ne sevineceksin ne de gülümseyecek. İlk ufak bir karartı hissedeceksin ama aldırmayacaksın taki o karartı kaskatı bir karanlığa dönüşünceye dek. Kendini bir anda geçmişe dönmenin imkansız, anımsamanın dahi mümkün olmadığı bir halde bulacaksın. Ve böylece anı yaşamayı öğrenecek geleceğini de planlamaktan kaçınmaz olacaksın. Tüm bu aksilikler rağmen güzel şeyler de olacak ama hiçbir zaman kötü şeyler  olduğundaki gibi farkındalıklı ve uzun bir duraklama hissine kapılmayacaksın. Merak etme zaman sana iyi şeyler olduğunda da duraklamayı ve kötülük durumdaki farkındalığı kazandıracak. Yeter ki her  zorluğun ardında  bir kolaylığın, her kötülüğün ardında bir iyiliğin ve  her karanlık günleri ardından da aydınlık günlerin geldiğini bilmek kaydıyla.

 
    İnsan bir şekilde sorgulamayı öğreniyor ya bir hayal kırıklığıyla ya da dogmatik parmaklıklar ardında; Umut neydi? Ölüm son seçenek mi? Hayat yaşamaya değer mi? Çabalamak boşuna mı? 
 
   Yorgun bir zihin, mutsuz ve umutsuz bir görünüm ve bu durum açıklaması zor olan bir varoluşsal çıkmaz. Neden mi? Bu sefer kesin bir cevap veremiyorum. Değişiklik gösterebiliyor. Görüyorsun hava kapanıyor, sis çöküyor belki de senin için geliyor. Hey! Çocuk Hayat senin için hala devam ediyor.
 
"Lakin tek korkum: yarın ölebilirim kendimi tanıyamadan. Hayat tecrübelerimle şu yargıya vardım ki, başkalarıyla benim aramda korkunç bir uçurum var, anladım, elden geldiğince susmam gerek, elden geldiğince düşüncelerimi kendime saklamalıyım. Ve şimdi yazmaya karar vermişsem, bunun tek nedeni, kendimi gölgeme tanıtmak isteğidir."

 
 (...) 

    Hepimizin hayatta bir kere olsun varlığımızı sorgulamışızdır. Ya da ben öyle düşünüyorum.
 
   Hayat uzun bir yol ya da yüksek bir merdiven gibi sanki sonuna ulaşınca bir ödül alacakmışız gibi ama aslında öyle değil. Belki de hayat Nietzsche'nin dediği gibi absürt ve saçma bir olaydır. Herkesin bir kere olsun "neden?" dediği bir an vardır. Aslında bu yalnızca bir an değildir aslında hayatımızın bir dönemidir.

    Her ne kadar yaşamla ilgili daha pek çok tecrübe yaşayacak olsam da mevcut halimle şunu söyleyebilirim ki; Hayattan büyük beklentileriniz olmasın çünkü hayat trajik bir şakadan ibaret ve öldüğünüz zaman ise bu şakanın en komik tarafı çünkü hayatta bir amaç uğruna var olduğunuzu zannetseniz de aslında hiçbir anlamı yok hiçbir kıymeti yok planlar yaparız sanki yarın ölmeyecekmiş gibi ama bilmiyoruz ki her an ölüm ensemize. Sessiz olun ve hayatı dinleyin berbat bir melodisi var. Mutluluğun şarkısı bile hüzünlü. İstediğiniz, hayalini kurduğunuz , uğruna planlar yaptığınız hayat gün gelince komik bir şaka gibi sizi ölüme terk eder. Ne uğrunaydı bunca çaba?
Cevap belli hiçbir şey hayatın amacı yoktur.
Bir şeyler planlayıp, hedefler koymak sadece insanın uydurduğu bir şey.

    Peki insan neden bunu yapıyor,  neden saçma bir varoluş adına kendini bu kadar yıpratıyor, neden?

    Çünkü insan yaşamak için bir umut bir beklenti arıyor aslında bu insanın ne kadar aciz olduğunu gösteriyor. Var olan her şey sahip olduğun,  saygı duyduğun, benimsediğin değerlerin aslında hiçbiri senin bu hayattaki amacın değil. Onlar sadece sana mantıklı gelen şeyler. Koca evrende bir toz parçasından daha küçüğüz. Düşünecek, sorgulayacak, merak edecek o kadar çok şey var ki ama bizler hayatın bu monoton koşuşturması içinde sadece saçma ve dünyevi dertlerimizle boğuşuyoruz. Önemli olanı unutuyoruz. Mutlu olmak için para biriktiriyoruz, para ve kazanma hırsından yatırımlar yapıyoruz ama en komik tarafı bunları istediğimiz için yaptığımızı sanmamız. 
 

    Kaybedecek ne kadar şeyiniz varsa ve hayattan beklentiniz ne kadar yüksekse o kadar yerin dibini boylarsınız. Sistemin asalak ve beyaz giyinen köleleri uyanın gerçekliğe ortalama 79 yıllık ömrünüzün en az 50 yılını bu saçma hırslara yenik düşerek harcamayın kendiniz için var olun bir başkası için değil.

     Mutlu ve umutlu bir yaşamda görüşmek üzere.
 
 -Eden Everhard
   -Kızıl Emir

 
 


Bütün Şiirleri / Sabahattin Ali


Yorumlar

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar