Ana içeriğe atla

Nitelikli

Kayıp Ruhlar Diyarı

"Bu maskenin altında etten fazlası var. Bu maskenin altında bir fikir var. Ve fikirler kurşun geçirmez."   — V for Vendetta Gittiler. En yücesi, en bilgesi, en cesuru… Hepsi gitti. Efsane dediklerimizin tadı, ölümün damağında kaldı. Bize de geriye sadece kemiklerinin karıştığı topraklar kaldı. Peki ya ruhları? İnsanlığa olan görevini tamamlayanların ve tamamlayamayanların, eğer hayata biraz daha tutunabilselerdi neler başarabileceklerini düşündüğümüz o ruhlar… Ruhun varlığı, Tanrı'nın varlığının ihtimaliyle eşdeğerdir. Her ikisi de inançla gerçekliğini korur. Ve biliyoruz ki inanç anlatılmaz; onu açıklamaya çalıştığımızda kelimeler ağzımızda düğümlenir. Ancak sözcüklere dökemediklerimiz hislerimizde yaşamaya devam eder. Kazanılmak için çok geç kalınmış anlar, çürümüş fırsatlar ve gitmiş insanlar… Tüm bu kayıplar, bize hissettirir. Öfke, korku, hüzün, ızdırap ve çaresizlikle yıkanırız. Hâlâ üzerimizden damlayan bu duygularla, yeni doğmuş kadar çıplak ve savunması...

İNSANLIĞIN UYGARLIK YOLU

 Kendi içimizde bulduğumuz ve haklı olarak başkalarında da bulunduğunu düşündüğümüz bu saldırganlık eğiliminin varlığı, komşularımızla ilişkilerimizi rahatsız eden ve uygarlığı böylesine yüksek bir çaba harcamaya zorlayan bir etkendir. İnsanlar arasında bu karşılıklı düşmanlık yüzünden uygar toplum sürekli çözülme tehdidi altındadır.
 Freud, Uygarlık ve Hoşnutsuzlukları

  Freud bu sözüyle toplum saldırganlığı ve insanın içindeki nefreti kendi türünü başkalaştırarak onu uygarlıkları yok edebilecek düzeye getirdiğini söylüyor.

    Kolektif İllüzyon Kanunu da bize bunu anlatıyor; insanlar bir şeyi pek fazla istemese de topluluğun his ve düşüncelerini bozmak onların arasından bir uyumsuz olarak ortaya çıkmak istemez, bu durum aslında insanın tarafsızlıktan korktuğunu gösterir. Her insan kendine bir taraf arar. Bir takım tutar , bir ideolojiyi destekler, milliyetçilik ve hatta ırkçılık bile yapar çünkü bir yere ait hissetmek insanı rahatlatır. Toplum normları bu şekilde hayatta kalır, onlara zarar verebileceklerini bildikleri halde insan nefretini topluma mâl eder ve uygarlıklar birbirlerini yok edecek düzeye gelir. Buradan anlaşılıyor ki insan içindeki vahşi hayvanı öldürmedi. Medeniyet denilen şey ise hikayeden ibaret uygar ve çağdaş medeniyet asla bu denli saldırgan olmaz çünkü rasyonel düşünürler tabi rasyonel düşünceyi nasıl yorumladığımıza bağlı.


   Uygar toplum birbirinden bir şey çalmaz, uygar toplumda insanlar birbirlerine zarar vermez veya öldürmez, uygar toplumlar birbirlerine saldırmaz kısaca uygar toplumlarda insanlar birbirlerinin haklarına tecavüz etmez.

   Freud'un sözüne dönecek olursak uygar toplumların gelişmesini engelleyen ve onları yok eden şeyin insan ahlakının ve vicdanının toplumun tümüyle bağlantılı şekilde nefret üstünden devam etmesidir. Ahlak anlayışı bireyin psikolojisi üzerinden şekillenebilir. Örneğin: Bir sadiste göre insanlara acı çektirmek etiktir ya da bir psikopata göre insan öldürmek doğrudur.

   Burada devreye Sokrates'in insanın bilgiyi doğru ya da yanlış yorumlaması, doğru ahlakın ne olduğunu bilmemesi ile ilgili düşüncesi akla geliyor. Yani sadist kişi birine acı çektirmenin kötü değil iyi olduğunu düşünüyor,  aynı şekilde psikopat
kişi insan öldürmenin yanlış olmadığını düşünüyor. İnsan psikolojisi, toplumu etkiler,  toplum psikolojisi uygarlıkları etkiler.

   Saldırgan insanlar saldırgan toplumu oluşturur, saldırgan toplumlar saldırgan uygarlıkları doğurur ve bu durum uygarlıkların gelişmemesine,  yok olmasına sebebiyet verir.

  "Mantığın terazisinden başka yargı ölçütü yoktur"
 Freud -Uygarlık ve Hoşnutsuzlukları-

    Mantık terazisi bizi her zaman Uygarlığın ilerlemesi konusunda destekler. Sonuçta bir Uygarlığın gelişmesi için üç temel oluşum vardır; birincisi adalettir, ikincisi eğitimdir ve üçüncüsü toplumsal birliktir.
Bu sıralama kişiden kişiye göre değişse bile bence en temel oluş adalet kavramdır çünkü adaletli bir toplumda özgün ve herkesin ulaşabildiği eğitim olur aynı zamanda toplumsal beraberlik sağlanır. Bu beraberlik bir milliyete veya ırka ait insanların ya da belli bir din ve mezhep mensuplarının birliği olmamalıdır, bu birlik toplumsal bir sözleşme niteliği taşımalıdır ve fikirsel bir birlik olmalıdır.

   Sonuç olarak adaletin var olmadığı, insanların aşırı fanatik olduğu, eğitimsiz ve aptal toplumlar hiçbir zaman tam olarak Uygarlık düzeyine gelemez, yüksek ihtimalle de yok olup giderler.


    Bu size bir yerden tanıdık geldi mi

   -Kızıl Emir

 

https://open.spotify.com/track/3090goAxG6IlpCifA8m9xB?si=c6c0c0f7069c4187

Yorumlar

Popüler Yayınlar