Ana içeriğe atla

Nitelikli

Kayıp Ruhlar Diyarı

"Bu maskenin altında etten fazlası var. Bu maskenin altında bir fikir var. Ve fikirler kurşun geçirmez."   — V for Vendetta Gittiler. En yücesi, en bilgesi, en cesuru… Hepsi gitti. Efsane dediklerimizin tadı, ölümün damağında kaldı. Bize de geriye sadece kemiklerinin karıştığı topraklar kaldı. Peki ya ruhları? İnsanlığa olan görevini tamamlayanların ve tamamlayamayanların, eğer hayata biraz daha tutunabilselerdi neler başarabileceklerini düşündüğümüz o ruhlar… Ruhun varlığı, Tanrı'nın varlığının ihtimaliyle eşdeğerdir. Her ikisi de inançla gerçekliğini korur. Ve biliyoruz ki inanç anlatılmaz; onu açıklamaya çalıştığımızda kelimeler ağzımızda düğümlenir. Ancak sözcüklere dökemediklerimiz hislerimizde yaşamaya devam eder. Kazanılmak için çok geç kalınmış anlar, çürümüş fırsatlar ve gitmiş insanlar… Tüm bu kayıplar, bize hissettirir. Öfke, korku, hüzün, ızdırap ve çaresizlikle yıkanırız. Hâlâ üzerimizden damlayan bu duygularla, yeni doğmuş kadar çıplak ve savunması...

HERKESE (SEN HARİÇ)

   
  Onun sıradan bir hayatı var. Hem de oldukça sıradan. Lütfen bu "sıradan"lığı  ne bir küçümseme ne de bir hoşnutsuzluk belirtisi olarak düşünmenizi isterim. Bu hayatın anlamsızlığı ve anlamlandırılamazlığından  kaynaklanan bir sıradanlık. Belki de ben öyle düşünüyorum.
 
   "İnsanlar.
    Hayatımın sıradanlığını  az da olsa normalleştiren ve anlamlandırmamda bana yardımcıdırlar. Yapmış olduğum  ve şahit olduğum tüm eylemler... 
Güneşin yarın tekrardan doğacağı gibi benimde yapacak olduğum şeyler belirli ve değiştirilemezler. Kısacası bir döngü. Belki de değil. Sadece ben bulunduğum yaşamı kabullenmiş ve değiştirmeye çalışmıyor da olabilirim. Aslında her şey farkında olmadan bir şeylere bağlanmaya ve hayatı yaşanabilir kılmaya çalışmamla  başlamıştı. Bu kimi zaman bir sevgili, hayal kırıklığıyla sonuçlanan. Kimi zaman arkadaşlarım, hiçbir zaman yakın hissedemediğim. Kimi zamanda hayallerim, farklı hayatlar düşlediğim. Size çıkıp yarın güneş doğmayacak, döngü sona erecek desem. Kaçınız inanır?


    Hayatım boyunca hep olumlu ve sevgiyle kalmaya çalıştım fakat işin sevgiyle bitmediğini çok geçte olsa anladım. Yabancılaştım, önce kendime sonra da bu hayata karşı
yavaş yavaş. Sevgi yok olursa bir insanı zorla herhangi bir şeyi sevdiremezsiniz bunu yaşayarak anladım. Değer verdiğim ve umut beslediğim tüm insanlar önce kalbimi kırdılar sonra da hiçbir şey olmamış gibi davrandılar. Ben mi fazla kırılgan ve saftım yoksa hayat bu şekilde mi olmayı gerektiriyordu bunu hiçbir zaman anlayamadım. Acınası bir hayatım var bu benim suçum ama insanın doğasında her zaman suçu başkalarına yüklemek ve gerçekten kaçmak isteği var. Bende bu durumu yaşıyorum gerçeklerden kaçabildiğim kadar kaçmaya çabalıyorum fakat sona geldiğimi de bu kovalamacanın artık bittiğini kabullenmeye hazırlanmalı ve sanırım gerçeklerle yüzleşmeliyim. Hangi amaç uğruna, kimin için, neyi elde etmek, neleri düşlemek için yaşayabilirim?

   Açık olacağım şu anki hayatım ölümden farksız. Acınası. Bakıldığında bir döngü, "sabah kalk, okula git, okuldan gel, ders çalış (çalıştığım pek söylenmez.), birkaç (saatlerce) bir şeyler izle, uyu..."
 

   Zamanla değişeceğimi ve bu döngüyü kıracağımı umut ediyorum. Tabii ki kabullenerek değil. Bir şeylere tutunarak başaracağım bunu. Daha gerçekçi ve başkalarına muhtaç olmadan. İlk adım olarak düşünmeyi öğreneceğim mesela. Acele etmeyeceğim. Neden mi? Çünkü insan kendinden başlamalı değişime, yaratmaya ve döngüyü kırmaya. Benliğimden öte hiçbir şey yok.  Vakit kalırsa başka insanları tanımaya da  başlayabilirim.

   Hayatım boyunca karşılaştığım ve zihnimde kurguladığım tüm insanlar, kalıplara sokmaya çalıştığım ve hiçbir zaman uygun insanı bulamadığım sayısız hayaller. Neden diye hep kedime sorardım. Sorun  benim oluşturduğum kalıplarda mıydı yoksa insanlarda mıydı? Bu da aslında bizim kendimizce değerlendirdiğimiz insanların bizim sonuçlarımıza hiçte uymadığını göstermekteydi. Eski ben her zaman insanlardan ve hayattan çok şey bekliyormuşum. İnsanların beni anlamasını, beni sevecek birilerime sahip olmayı ve anlaşılır kılınmayı... Hayata karşı ise ne umut ettiysem ve ne istediysem bana sert bir şekilde her şeyin bir bedeli olduğunu gösterişine şahit oldum. En çok da mutluluğun. Ama artık çok şey istememeyi öğrendim. "Beni anlayabilecek belki de sevebilecek birisi." Evet, sanırım öğrenememişim. Olsun belki de bu isteğim gerçekleşir. Gerçeklikten çok uzak olduğunu düşünmüyorum. 

   Beni anlayamadıklarını düşünsem de aileme teşekkür borçluyum. Özellikle babama. Her zaman için sevgisini karşılıksız şekilde benden esirgemedi ve bana karşı kendince doğru olanı yapmaya çabaladı. Hayat, sıkıcı sıkıcı olmasına ama her şeye rağmen zaman akıyor ve büyüyorum. Geçmişe takılı kalıp olduğum yerde saymayacağımı, aksi taktirde daha da derine sürükleneceğimi öğrenmeliyim. Evet bir şeyleri yanlış yapmış olabilirim ve keşkelerle yaşadığımı da fark edebilirim  ama bir gerçek var ki bana ait olan ya da olacak olan benimle birlikte gelecek ve beni er ya da geç yakalayacak. Benim yapmam gereken ise bu hayata katlanmak ve devam etmem gerektiği."

"Her şey bana yabancı,  bana ait bir insan yok.
Bu yarayı kapatacak bir yer yok. Burada ne yapıyorum?
Bu hareketler, bu gülüşler ne anlama geliyor?
Buralı değilim.
Yüreğimin hiçbir destek bulamadığı bu yerde, dünya bilinmeyen bir görüntüden başka bir şey değil."

-Albert Camus

   "Sorgulanmamış Yaşam Yaşanmaya Değmez.
Sokrates'in bu önermesine karşılık olarak öğrencisi de, "Yaşanmamış hayat da, üzerine düşünülmeye değmez."  demiştir.

  İnsanların çoğu sorgulamayı bilmezler ya da işlerine geldiği şeyleri sorgular işlerine gelmeyeni sorgulamazlar.  Bu ne kadar sorgulamak olur bunu sizlere bırakıyorum. Sorgulamadan yaşanılan bir hayat basit ve ottan farksız bir yaşamı kabullenmektir.  Sabahattin Ali’nin “İnsanların en zayıf tarafları; sormadan, araştırmadan, düşünmeden, kafalarını patlatmadan inanmak hususundaki hayret verici temayyülleridir.” sözüyle daha anlaşılır olmak istiyorum. Rahat ve basit olan ne ise insan ona yönelir ve çabalamaz. Olduğu gibi kabul eder. Düşünmek ve sorgulamak uzun ve zahmetli bir süreçtir. Gerçeklerle yüzleşmeniz belki de çoğu zaman hayal kırıklığına sebebiyet verebilir. İnsan soru sormaktan, düşünmekten, her şeyi olduğu gibi kabul görmekten, ön yargılarını kırmaktan, soru sormaktan, hayatını değiştirmekten korkmamalıdır. Ya da "İnsanlar ne der?" diyerek hareket etmemelidir. Nasıl başlamalı diye düşünürsek, mesela saatlerce telefon başında anlamsız beyin gerilemelerine sebep vermeyerek, hayatın da hiçbir şey başaramamış ama sana ne yapacağını söyleyen, nasihat veren kişilere gülüp geçerek, nereye ve kime ait olacağını kendin seçmekle başlayabilirsin. Bununla yetinmez, mantığını her zaman ön planda tutmalı, okumalı, araştırmalı, bilgiye aç olmalı ve başka insanların düşüncelerine saygı duymayı düstur edinebilirsin. Hayatında olumlu veyahut olumsuz "herkese ve her şeye"  gülüp geçebilmelisin ki mutlu olabilesin. Birisi seni kırmış, üzmüş belki de ağlatacak dereceye getirmiş olabilir. Hiçbir zaman ağlama daima gül. İnsanların seni hiçbir zaman üzebildiklerini bilmelerine izin verme. Verme ki seni asla gerçek dünyadan koparamasınlar. Oldu da izin verdin ve gerçeklikten koptun, gerçeklerle yüzleştiğinde vurgun yersin. Daha mutsuz olur  ve  sıradanlığın içinde kaybolursun. 
 
  "Sana hiçbir zaman gül bahçesi vadetmedim ben. Hiçbir zaman kusursuz bir adalet vadetmedim. Ve hiçbir zaman huzur ya da mutluluk da vadetmedim. Sana ancak bütün bunlarla savaşma özgürlüğüne kavuşmanda yardımcı olabilirim. Sana sunduğum tek gerçeklik savaşım." 
-Avis Everhard
 
 
 
Her goncanın soluşu ve gençliğin yaşlılığa dönüşmesi gibi,
zaman içinde hayatın her devresi çiçeklenir.
Her ermişlik ve erdemin kendi zamanı vardır ve hiçbiri sonsuza dek süremez.
Yürek her zaman yolculuğa ve yeniden
başlamaya hazır olmalı.
Hayat her çağırdığında, yürek, kimseye
yakınmadan, yeni başlangıçlar için kendine cesaret verebilmelidir.
Ve her başlangıç içinde bir sihir bulundurur.
Bu sihir bizi korur ve yaşamamıza, devam etmemize yardım eder.
 
Hafiflikle, basamak basamak geçmeliyiz her yolu.
Hiç kimseye anayurt gibi bağlanmadan.
Dünyanın ruhu bizi bağlamak ya da sınırlamak istemiyor,
bizi basamak basamak genişletmek ve yükseltmek istiyor.
Hayatın bir evresine alıştığımız anda,
alışkanlığın getirdiği duygu bizi hapseder,
bize acı verir.
Sadece yolculuk etmeye hazır olan,
felç edici alışkanlıklardan kopmayı göze alabilir.
 
Belki de bize bu aşılması gereken basamakları gönderen ölümdür.
Hayatın bizden talepleri hiç bitmeyecek.
Haydi o zaman yüreğim, ayrılığa, yolculuğa hazırlan
ve iyileştir artık kendini.

|-Stufen, Hermann Hesse


Yorumlar

Popüler Yayınlar