Nitelikli
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
ÇAN
Açık penceremin dışarıdan odama soktuğu serinlik tüylerimi ürpertiyor. Örtünü al. Yatağımın ucunda duran örtüyü bacaklarıma seriyorum. Yatakta kaykılıyor, sırtımı yatağın sırtına yaslıyorum.
Günaydın.
Yatağın karşısındaki duvarda asılı olan saate bakıyorum. Çoktan 10 olmuş. Tahta çerçevesi olan analog saat o kadar eskimişti ki, üzerindeki sayıları zar zor okuyordunuz. Yelkovan her gün aynı rotayı dönmekten bıkmış, yelkovandan daha kısa olan akrep ise ona yetişmeye çalışmaktan bitap düşmüş, ara sıra çalışmayı bırakıyordu.
Saatin etrafındaki tahta çerçeve rastgele renklere boyanmış, ortaya bir renk cümbüşü çıkmıştı. Bu sade, sıkıcı odayı canlandıran tek şey bu saatti.
Cansız şeylerin duyguları olmaz derler. Olur mu hiç öyle şey? En basit örnek bu saat. Bir ağzı olsa, konuşabilse. Bu saate her baktığımda ağlama isteğimi bastırmam gerekiyordu. Onu o duvardan alıp kollarımın arasında onu sarmak, onunla uyumak, ondan özür dilemek istiyordum.
Ama yapamazsın.
Yaşadığım oda kaçıncı katta, bilmiyorum. Çok da önemli bir detay değil zaten.
“Çan”a en yakın odada kaldığıma göre pek bir değerim olmasa gerek.
Ama hatırlamıyorum. Hatırlayamıyorum. Her zaman bu kadar istenmiyor muydum?
Neden benden kurtulmadılar o zaman?
Hatırlayamıyorum.
Hatırladığım tek şey, her gün saat 11’de ilacımı içmem gerektiği.
Çünkü çok hastayım.
Dürüst olmak gerekirse içtiğim ilacı hiçbir zaman sevmedim. Ağızda çirkin bir tat bırakıyor ve çok uykumu getiriyor.
Ancak iyileşmek için içmem gerek. Senin iyiliğini düşünüyorlar.
Değil mi?
İnsan her şeye alışıyor değil mi? Bu dünyaya sürekli bir şeylere adapte olmak için getirilmişiz. İsteseniz de istemeseniz de bu dünyaya adapte olmalısınız.
Şaşırtıcı
olmasa gerek, ben de o adapte olanlardan biriydim. Kabullenmiştim. Kabuslarımı,
onlarla arkadaş olmayı kabullenmiştim. Hiç kimsenin kalmak istemeyeceği bu oda
benim her şeyim olmuş, benim küçük dünyamı oluşturmuştu. Bu saat mesela.
Kendimi bildim bileli bu odada, hep o duvarda asılıydı. Her gün beni oradan
izlemişti. İyi anılarımla, kötü anılarımla hayatımın her saniyesine şahit
olmuştu.
Bu duvarlar. Kirden siyahlamaya başlamış bu duvarlar, eskiden bembeyazdı. Eskiden? Ne zaman eskiden? Ben küçükken beyazlardı.
Ama hatırlayamıyorum.
Dışarıdan biri gelip bu duvarları görse dokunmayı geçin, pisliğinden dolayı ona yaklaşmak bile istemezlerdi.
Ancak benim için durum böyle değildi. Yatağım odanın en ucunda, duvar kenarındaydı. Ne zaman birine sarılmak istesem, bu duvara yaslanırdım. Herkesin iğrendiği bu duvar bana güven, önceden hiç tatmadığım bir şefkat veriyordu.
Her akşam yatağıma girdiğim zaman gün içinde yaşadıklarımı bu saate ve duvarlara anlatırdım. Benim için bir anne, baba gibiydiler.
Peki gerçekten bir annem ve babam var mıydı?
Bilmiyorum. Varsa bile, onları hatırlamıyorum.
Hatırlamak istiyor muyum? Bilmiyorum.
Saati teyit etmek için gözlerimle yelkovan ve akrebi takip ettim. Saat 10.44 idi. Daha ilacımı içmeme vardı.
Ancak beklenmedik bir şey oldu.
Çan. Çan.
O ses.
Duvarları titreten o ses.
Deprem
olurmuş gibi büyük bir şiddetle yatağım sallanmaya başladı. Ancak bu bir sorun
değildi. Tek yapmam gereken kulaklarımı kapayıp o kabus sesin dinmesini
beklemekti.
Hatırladığım sayılı şeylerden biri de buydu. “Çan” çalmaya başlayınca kulaklarımı kapayıp susmasını beklemek.
Önceden de belirttiğim gibi “Çan” a en yakın odada kaldığımdan dolayı ondan en çok etkilenen de ben oluyordum.
Duvarlar kağıttan yapılmaymış gibi sallanırken saatim var gücüyle yerinde durmaya çalışıyordu ancak her an yere düşecek gibiydi.
O düşerse ne yapardım?
Bir keresinde bana ilaçlarımı getiren hemşire bu çalan “Çan” ın aslında Tanrı’nın bize seslenişi, bizden yanına alacağı yeni kulunu istediğini haber verişi olduğunu söylemişti.
Ki bu söylediği ne kadar doğru bilemem çünkü tam olarak söylediği şeyi hatırlayamıyorum.
En sonunda sesler kesildiğinde ellerimi kulaklarımdan çekip rahat bir nefes verdim. Gülümsedim. Saatim de yerindeydi.
O sırada kapı açıldı ve içeri bir hemşire girdi. Elinde ilaç tepsisi vardı.
“Günaydın!” dedi kocaman gülümseyerek. Bana doğru yürümeye başladı. “Bu sabahki plan biraz plansız oldu, umarım uykunu kaçırmamıştır.”
Kaşlarım çatıldı. “Niye erken geldiniz?” diye sordum. “Saatin daha 11 olmasına var.”
“Ah!” dedi hemşire tepsiyi başucuma koyarken. “Bugün ilacını erken içeceksin. Tanrı’ya olan saygını göstermek için.
“İyi ama-“
“Aması yok!” dedi hemşire hafifçe elime vururken. “Yoksa Tanrı’ya inanmıyor musun?
Duraksadım. “İnanıyorum…”
“Güzel!” dedi eliyle alkış yaparken. Başucumdaki tepsiden büyük bardak suyu ve hapı alıp bana doğru uzattı. Almak için uzandığımda ellerimin titrediğini fark ettim.
Neden titriyordum?
Her zaman yaptığım bir şey değil mi bu?
Avucumun içindeki hapı inceledim. Rengi güzelmiş, diye geçirdim aklımdan. Hoş bir kahverengi tonuydu. Kendi kendime güldüm. Yıllardır aynı şeyi içiyor olmama rağmen hiç böyle detaylı incelememiştim.
Bu hapın benim için pek bir değeri yoktu. Her zaman sorgusuz bir şekilde içerdim.
Başımda duran hemşirenin sabırsızca kıpırdandığını görünce kaşlarım çatıldı, ancak çok üstüne yormadan yormayıp hapı ağzıma attım ve bardaktaki tüm suyu içtim.
Hapı yuttum.
Tekrar.
Bu kaçıncı hapım?
Bilmiyorum.
Hemşire bardağı aceleyle elimden alıp tepsiye koydu, ardından tepsiyi de alıp odadan ayrıldı. O giderken ben karşımdaki duvarı izliyordum.
Tik. Tak.
Tik.
Saatim çalışmayı bıraktı.
Gözlerim ağırlaşmaya başlarken tekrar yatakta yatar pozisyona geçtim. Dışarıdan gelen rüzgar vücudumu ürpertirken örtüme sarılıp gözlerimi kapattım.
Uyan.
Hapını iç.
Geri uyu.
Tanrı’ya kurban ver.
Sorgulama.
Döngüyü tekrar ettir.
Uyan. Hapını iç. Geri uyu. Tanrı’ya kurban ver.
Çan. Çan.
Ne olduğunu hatırlama. Sorgulama.
Tanrı her şeyin doğrusunu bilir.
- 22'
BOŞUNA MI
Neden varım? Düşünüyorum,
Nereye aitim? Bilmiyorum.
Kime sahibim? Anlamıyorum,
Sanki boşuna yaşıyorum.
Diyorum! Diyorum! Diyorum!
Sürekli çabalıyorum,
Çabalıyor muyum? Sanmıyorum.
Sanki boşuna yaşıyorum.
Nereye gidiyorum? Görmüyorum.
Nasıl düştüm? Sızlıyorum,
Ne için sızlıyorum? Kızıyorum.
Sanki boşuna yaşıyorum.
Onu gördüm, biliyorum.
Kimi gördüm? Sanıyorum,
Sensedim, biliyorum.
Artık boşuna yaşıyorum.
-Itami Reiki
18.10.2022,İzmir
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Popüler Yayınlar
Zaman Tüm Beyinlerin Ortak Zihnidir
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar




Yorumlar
Yorum Gönder