Ana içeriğe atla

Nitelikli

Kayıp Ruhlar Diyarı

"Bu maskenin altında etten fazlası var. Bu maskenin altında bir fikir var. Ve fikirler kurşun geçirmez."   — V for Vendetta Gittiler. En yücesi, en bilgesi, en cesuru… Hepsi gitti. Efsane dediklerimizin tadı, ölümün damağında kaldı. Bize de geriye sadece kemiklerinin karıştığı topraklar kaldı. Peki ya ruhları? İnsanlığa olan görevini tamamlayanların ve tamamlayamayanların, eğer hayata biraz daha tutunabilselerdi neler başarabileceklerini düşündüğümüz o ruhlar… Ruhun varlığı, Tanrı'nın varlığının ihtimaliyle eşdeğerdir. Her ikisi de inançla gerçekliğini korur. Ve biliyoruz ki inanç anlatılmaz; onu açıklamaya çalıştığımızda kelimeler ağzımızda düğümlenir. Ancak sözcüklere dökemediklerimiz hislerimizde yaşamaya devam eder. Kazanılmak için çok geç kalınmış anlar, çürümüş fırsatlar ve gitmiş insanlar… Tüm bu kayıplar, bize hissettirir. Öfke, korku, hüzün, ızdırap ve çaresizlikle yıkanırız. Hâlâ üzerimizden damlayan bu duygularla, yeni doğmuş kadar çıplak ve savunması...

KIRIK KALPLER NEREYE GİDER?


KALBİM

Göğsümde 15 yara var!.
Saplandı göğsüme 15 kara saplı bıçak!..
Kalbim yine çarpıyor,
kalbim yine çarpacak!!!

                                

   Dünyadaki bütün bu kalp kırıklıkları nereye gidiyor, hiç düşündünüz mü? Onca kırık kalp, dökülen onca yaş ve kalpteki buruk yaralar. Bu dünyada bir yerleri olmalı. Biz onları atlattıktan, onlardan ders çıkarıp yolumuza baktıktan sonra bir yere gidiyor olmalılar. Aylarca içimizde, bir parçamız haline gelip bizimle yaşadıktan sonra, onu sanki bir zehirmişcesine damarlarımızdan söküp atınca, nereye gidiyorlar? Etrafta öylece dolaşıyor olabilirler mi? Yaşayacak başka sağlam kalpler mi arıyorlar? Hiç oturup ağlıyorlar mıdır peki? Sonuçta biz, onlar içimizdeyken ağlıyoruz bir tek. Fakat onların olduğu şeyse bu. Acı, keder, yara, hayal kırıklığı ve hüzün. Biz yalnızca birkaç ay veya yıl darmadağınız, onlar ise hep kırık.

   Geleceğimin gökyüzünde saklı olduğuna çok inanırdım. Tüm hayallerimi içinde saklıyor ve günü gelince bana verecekmiş gibi hissederdir. İtiraf etmek gerekirse, hala öyle hissediyorum. Bence kalp kırıklıkları da oraya gidiyor. Tüm kırık kalpleri, bir gün bir başka biri yaşaması gerekirse diye saklıyor gökyüzü. Tutunmanız gereken şey kayan yıldızdaki tek bir dilek olduğunda da, o dileği tutma inancı olandan söküp alıyor kırık kalbini. Yerine yenisini koyuyor. Ancak kaç kişi var ki gerçekten kalbi parçalara ayrılıp, belki de kum taneleri kadar ufalandığında gökyüzüne bakmayı akıl eden? Aslında bir kaldırsalar başlarını, siyah ve mavinin buluştuğu o uçuk tonun üzerinde uçuşan onlarca yıldız var onlar için. Yalnızca birine tutunsalar bile, bir tanecik dileğe gerçekten inansalar bile, gökyüzü kurtaracak onları. Lakin bir diğer adı özgürlük olan umutsuzlukta o kadar kaybolmuşlar ki, ellerinde tuttukları anahtarı göremeden, tüm umutlardan arınarak kendilerini özgür kıldıklarını sanıyorlar. Oysa asıl zincirleri, kalp kırıklığı vurmuşken.

Göğsümde 15 yara var!
Sarıldı 15 yarama
kara kaygan yılanlar gibi karanlık sular!
Karadeniz boğmak istiyor beni,
boğmak istiyor beni,
kanlı karanlık sular!!!

Saplandı göğsüme 15 kara saplı bıçak.
Kalbim yine çarpıyor,
kalbim yine çarpacak!...

                •

   Artık kurtulduğumuz kalp kırıklıkları gökteki bir adada bence. Yıldız tozlarından oluşmuş bir bulutun üstünde. Ana sınıfında okula oyuncak götürme gününde bebeğimi kaybettiğim için kırılan kalbim, ilk okulda çarpım tablosunu ezberleyemedim diye rezil olunca kırılan kalbim, parktan eve erken dönmek zorunda kalınca kırılan kalbim, lise sınavına hazırlanırken matematiği anlamıyorum diye kırılan kalbim, en sevdiğim mevsim olan yazda kötü bir gün geçirince kırılan kalbim... neredeler? Bulutlardalar işte. Bunlar, benim çoktan atlattığım kalp kırıklıkları. Benim hayatımın kısa bir döneminde benimle var olmuş, daha sonra onlarsız yoluma devam ettiğim kırıklıklar. Çok garip değil mi? Demek istediğim şey, sanki bir hayal kuruyorsunuz, sadece sizin varlığınızla var olan bir hayal, sonra onu bırakıp gidiyorsunuz. Tek başına ne yapacak ki? İşte kalp kırıklıkları da öyle. Ne yapıyorlardır bulutların üstünde? "Ağlamak da hayata dönmenin işaretiydi." Demiş "Ruh Adam" kitabında Hüseyin Nihal Atsız. Bizim için hayata dönmek olabilirse, bizi ağlatan kalp kırıklıkları için de, yaşamın ta kendisi olabilir. Bütün gün oturup yıldız tozundan yapılmış bulutun üstünde ağladıklarını düşünsenize. Benim çoktan unuttuğum kaybolmuş oyuncağım için ağlıyor. Çoktan bir espri konusu olmuş çarpım tablosunu ezberleyememe ağlıyor. Ben gülerken o hala ağlıyor. Ta ki Kırık Kalpler Prensi, onun artık başka birinin kalp kırıklığı olmasına karar verene dek. İşte o zaman, o da benim gibi atlatıyor.

Göğsümde 15 yara var!.
Deldiler göğsümü 15 yerinden,
sandılar ki vurmaz artık kalbim kederinden!
Kalbim yine çarpıyor,
      kalbim yine çarpacak!!!

Yandı 15 yaramdam 15 alev,
kırıldı göğsümde 15 kara saplı bıçak..
Kalbim
kanlı bir bayrak gibi çarpıyor,
                         ÇAR-PA-CAK!!

                                                         - Nazım Hikmet, 1925

   En ağır ve en üzücü kısımsa ne, biliyor musunuz? Atlatamadıklarımız ve içimizde tuttuklarımız. Derinimize gömüp onunla yaşamayı öğrendiğimiz, onu her gün en dipte durmaya zorlayıp yüreğime hapsedip, kalbimize zincirlediğimiz kalp kırıklığı. Çünkü o ne yukarıda özgürce ağlayabiliyor -çünkü biz onun yerine ağlıyoruz- ne de atlatacağı o gün geliyor. Biz artık onun varlığına alışsak, ağlamayı unutsak bile o kanamaya devam ediyor. Yarası kabuk bağlamadan, biraz olsun kapanmadan kanamaya devam ediyor. En kötüsüyse onu unutmamız oluyor. Çünkü aklımız ve zihnimiz artık ondan çok uzak olsa da, içimizde anlamlandıramadığımız o polen gibi duygu kalıyor. Hafif ama acı.

 - Kay Snyder

 

https://open.spotify.com/track/6UEzxdF1yXia1yfq7knKhT?si=cec01942a8e14a3c

 

 

 

 

 

Yorumlar

Popüler Yayınlar