Ana içeriğe atla

Nitelikli

Kayıp Ruhlar Diyarı

"Bu maskenin altında etten fazlası var. Bu maskenin altında bir fikir var. Ve fikirler kurşun geçirmez."   — V for Vendetta Gittiler. En yücesi, en bilgesi, en cesuru… Hepsi gitti. Efsane dediklerimizin tadı, ölümün damağında kaldı. Bize de geriye sadece kemiklerinin karıştığı topraklar kaldı. Peki ya ruhları? İnsanlığa olan görevini tamamlayanların ve tamamlayamayanların, eğer hayata biraz daha tutunabilselerdi neler başarabileceklerini düşündüğümüz o ruhlar… Ruhun varlığı, Tanrı'nın varlığının ihtimaliyle eşdeğerdir. Her ikisi de inançla gerçekliğini korur. Ve biliyoruz ki inanç anlatılmaz; onu açıklamaya çalıştığımızda kelimeler ağzımızda düğümlenir. Ancak sözcüklere dökemediklerimiz hislerimizde yaşamaya devam eder. Kazanılmak için çok geç kalınmış anlar, çürümüş fırsatlar ve gitmiş insanlar… Tüm bu kayıplar, bize hissettirir. Öfke, korku, hüzün, ızdırap ve çaresizlikle yıkanırız. Hâlâ üzerimizden damlayan bu duygularla, yeni doğmuş kadar çıplak ve savunması...

TÜRKİYE'DEKİ KADIN HAKLARI: ŞİDDET, CİNAYET VE FEMİNİZM

  Bugün sizlere Türkiye'deki kadına yönelik şiddet ve cinayetlerin durumunu ve feminizmin ne olduğunu anlatmak istiyorum. Bu konuyu seçmemin nedeni, son yıllarda artan kadın cinayetleri karşısında duyduğum endişe ve öfke. Amacım, kadın haklarının önemini vurgulamak ve toplumsal cinsiyet eşitliği için mücadele etmeye davet etmek. Ana fikrim ise, feminizmin erkek düşmanlığı değil, kadınların toplumdaki haklarını korumak ve bu ataerkil sistemi dengelemek olduğunu göstermek.

  Gün geçtikçe Türkiye'deki kadınların toplumdaki yeri kötüleşiyor, adaletsizlik de buna oranla artıyor. Türkiye'deki din ve kadın hakları, kadına toplumda atanan yer, çok karmaşık ve tartışmalı bir konudur.

  Türkiye'de kadın hakları, hem tarihsel hem de güncel olarak dinin etkisi altında şekillenmiştir. Türkiye'de kadınlar, hem laik hem de dini hukuk sistemleri ile karşı karşıya kalmaktadır. Kadınlar, hem modern hem de geleneksel değerler arasında bir denge kurmaya çalışmaktadır. Fakat bu denge hiçbir zaman kurulamamıştır.

  Sizlere bu süreçten biraz bahsetmem gerekirse:

  ●Türkiye'de kadın hakları konusu, Osmanlı'nın son yıllarında Batı dünyasındaki gelişmelere paralel olarak gündeme gelmiştir. Kadınlar, eğitim, miras, mülkiyet, seçme ve seçilme gibi haklara kademeli olarak kavuşmuştur.

  ● Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasıyla birlikte kadın hakları konusunda önemli ilerlemeler kaydedilmiştir. 1926 yılında kabul edilen Medeni Kanun ile kadınlar aile içinde erkeklerle eşit haklara sahip olmuş, çok eşlilik yasaklanmış, boşanma hakkı tanınmıştır. Böylece Türkiye'de kadınlar birçok Avrupa ülkesinden önce siyasi haklara sahip olmuştur.

   ● 1950'li yıllardan itibaren Türkiye'de çok partili demokrasiye geçişle birlikte dinin toplumsal hayatta daha fazla görünür olması, kadın hakları konusunda bazı gerilemeler yaşanmasına neden olmuştur. Kadınların kamusal alanda başörtüsü takması gibi konular tartışma konusu olmuştur.

  ● 1980'li yıllarda Türkiye'de İslami hareketlerin güçlenmesi ve siyasete etki etmesi, kadın hakları konusunda yeni sorunlar doğurmuştur. Kadınların eğitim, istihdam, sağlık gibi alanlarda ayrımcılığa uğraması, aile içi şiddet, namus cinayetleri, çocuk evlilikleri gibi sorunlar artmıştır.

  ● 1990'lı yıllarda Türkiye'de kadın hareketleri daha güçlü bir şekilde örgütlenmeye başlamıştır. Kadınlar hem laik hem de dini çevrelerden gelen baskılara karşı mücadele etmişlerdir. Kadınlar hem ulusal hem de uluslararası düzeyde insan hakları savunuculuğu yapmışlardır.

  ● 2000'li yıllarda Türkiye'de kadın hakları konusunda hem ilerlemeler hem de gerilemeler yaşanmıştır. Kadına yönelik şiddetin önlenmesi için yasal düzenlemeler yapılmış, kadının kendi soyadını kullanabilmesi sağlanmıştır. Ancak İktidar döneminde kadının toplumdaki rolüne ilişkin muhafazakar söylemler artmıştır.

  ● 2010'lu yıllarda ve sonraki yıllarda Türkiye'de kadın hakları konusunda ciddi gerilemeler yaşanmıştır. Kadına yönelik şiddet ve cinayetler artmıştır. İstanbul Sözleşmesi'nin feshedilmesi kararı alınmıştır. Kadının kamusal alanda temsili azalmıştır. Bu konuyu biraz daha açmak isterim.

  Türkiye'de kadına yönelik şiddetle mücadelede en önemli uluslararası anlaşma olan İstanbul Sözleşmesi'nin 20 Mart 2021 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile sözleşmeden çekildiğini duyurmuştur. İstanbul Sözleşmesi'nin kaldırılması kararı, Türkiye'de ve uluslararası alanda büyük tepki toplamıştır. Kararın gerekçesi olarak ise sözleşmenin aile yapısını bozduğu, toplumsal cinsiyet kavramını dayattığı, LGBTİ+ bireyleri koruduğu gibi iddialar öne sürülmüştür. Ancak bu iddiaların sözleşme metni ile ilgisi olmadığı, sözleşmenin sadece kadına yönelik şiddeti önlemeye yönelik olduğu belirtilmiştir. Sözleşme, kadınlara yönelik şiddeti bir insan hakları ihlali olarak tanıyan ve kınayan, şiddetin önlenmesi, mağdurların korunması ve şiddet uygulayanların adalete teslim edilmesi için yasal, idari ve sosyal önlemler alınmasını zorunlu kılan bir anlaşmaydı. Sözleşmenin kaldırılmasıyla birlikte, kadınların korunmasına yönelik uluslararası bir güvenceden mahrum bırakılmıştır. Bu bilgilerden anlaşılabileceği gibi Türkiye'de kadına yönelik şiddet ve cinayetler ne durumda sorusunun cevabı pek iç açıcı değildir. Türkiye'de kadına yönelik şiddet ve cinayetlerin önlenmesi için hem yasal hem de toplumsal düzeyde acil adımlar atılması gerekmektedir. Kadınlarında bir insan, insanların da hakları olduğunu unutmayın.

  Yıllar ilerledikçe kadının toplumdaki yeri gerilemiş, değersizleştirilmiştir. Bu sürece göz attığımızda Türkiye'de din ve Kadın Hakları arasında karmaşık bir ilişki olduğunu görebiliyoruz. Dinin toplumsal hayatta daha fazla görünür olması, bazen kadın haklarının ihlaline neden oluyor. Kadınlar ise hem dini hem de laik değerleri kendi kimlikleriyle bağdaştırmaya çalışıyorlar. Teknik açıdansa aynı anda hem tam anlamıyla dini hem de laik olmanın mümkün olmadığı ortada.

  Tabii durumdan bunalan ve artık eşitlik isteyen, toplumda bir yerinin olmasını isteyen kadınlar kendi aralarında toplanıp bu duruma dur deme kararı aldı. Kimisine erkek yaftası yapıştırılırken, kimisine de baba dayağı, koca dayağı yememiş denildi. Kadınların kendilerini rezil ettikleri, yıllardır görevlerinin sadece ev hanımı olmak, çocuk bakmak, arada sırada komşuya gitsin dedikodu yak ve hizmet etmekle sınırlı olduğu düşünüldü. Bu neyin kafasıydı? Yıl 2023 olmuştu, kadın haklarına dair değişen tek şey ise sayılardı. Peki, bizler neden ilerleme kaydedememiştik. Neden kadınlar gelir adaletsizliği yaşıyordu? Neden iş gücüne katılımı ve istihdamda düşük kalıyordu?

  İşte feminizm de bu nedenlere ses olmak için doğdu. Feministlerin genel amacı kadınların toplumdaki haklarını korumak ve bu ataerkil sistemi dengelemekti. Tabii ki her akım gibi feminizm de amacının dışında propagandalara maruz kaldı. Ama bizim sizlere bahsettiğimiz feminizm ne aile yapısını bozan, ne insanları farklı yönelimlere sevk eden ne de erkek düşmanlı anlamını taşımaktadır. Bizler size gerçek feminizmden bahsedeceğiz. Aslında kadınların da erkekler gibi tek istediği adalet önünde cinsiyet fark etmeksizin eşit olduklarını görmek, toplumda bir yere sahip olmaktır.

 

  Kadınların bu istedikleri yer nasıl mı sağlanabilir?

  Mesela:

● Kadına yönelik şiddeti bir insan hakları ihlali olarak tanımak ve kınamak.

● Kadına yönelik şiddetin her türlüsüne karşı duyarlı olmak ve şiddete tanık olunduğunda müdahale etmek veya yetkililere bildirmek.

● Kadına yönelik şiddet mağdurlarına destek olmak ve onların haklarını savunmak.

● Kadına yönelik şiddeti önlemek için yasal, idari ve sosyal önlemler alınmasını talep etmek ve takip etmek.

● Kadına yönelik şiddetin nedenlerini ve sonuçlarını araştırmak ve farkındalık yaratmak için eğitim, medya, sanat gibi alanlarda çalışmalar yapmak veya desteklemek.

● Toplumsal cinsiyet eşitliği bilincini geliştirmek ve kadın-erkek ilişkilerinde saygı, sevgi ve hoşgörüyü esas almak.

● Kadınların iş yerinde taciz, mobbing, ayrımcılık ve şiddete maruz kalması engellemek.

    ●   Kadınların kariyer gelişimine engel olabilecek ev işleri ve çocuk bakımı gibi sorumluluklara çözüm sunmak.

     ● Kadınların iş hayatında karşılaştıkları zorluklara karşı yeterli destek ve koruma mekanizmalarını sağlamak.

Toplumsal cinsiyet eşitliği bilincini geliştirmek ve kadın-erkek ilişkilerinde saygı, sevgi ve hoşgörüyü esas almak

  Bu şekilde hep birlikte kadın cinayetlerini durdurabilir, kadınların yaşam hakkını koruyabilir ve toplumda daha eşit, daha adil, daha barışçıl bir ortam yaratabiliriz.

  Böylece "Feminizm neyi savunur ve amacı aslında nedir?" Diye düşündüğünüz de aklınıza bu saydığım şeyler gelebilir. Böylece feministliğin neden önemli olduğunu ve neden savunulması gerektiğini anlayabilirsiniz.

  Kadınların kanayan yarası olan bu adaletsizlikten biraz daha bahsetmek istiyorum. Kimi kadın eşi, kimisi sevgilisi, kimisi de hiç tanımadığı birisi tarafından sokak ortasında darp ediliyor, tecavüze uğruyor hatta en doğal hakkımız olan yaşama hakkına son veriliyor. Peki ya toplum tüm bu olaylara ne diyor?

  Türkiye'de kadınların cinayete kurban gitmesi, çok ciddi ve acil çözüm bulunmak için harekete geçilmesi gereken bir sorundur. Bu sorun, hem kadın haklarını hem de toplumsal barışı tehdit etmektedir. Kadın cinayetleri, aile içi şiddet, kıskançlık, namus, boşanma gibi nedenlerle işlenmektedir. Kadın cinayetlerinin önlenmesi için yasal, idari ve sosyal önlemler alınması gerekmektedir.


  Mesela tanımadığı birisi tarafından öldürülen birisini düşünelim. Zaten haberlerde sık sık görmeye alışık olduğumuz bir vaka olduğunu düşünüyorum. Toplumun ölen kişinin arkasından üzülmesi, iyi dileklerde bulunması ve peşini bırakmayıp adalet istemesi gerekirken, toplumumuz tarafından neden onun o saatte dışarıdaydı, orada ne işi vardı deniliyor, belki de o kadına türlü türlü hakaretler sıralıyorlar. Açmasaymış o zaman orasını burasını deniliyor. Neden bu şekilde giymiş... Uzayıp gidebilecek sağlıksız zihniyet ürünleri. Tamam diyelim ki kadın o orasını burası denilen yerini açmış ve tahrik etmiş. Peki ya canice öldürülen tesettürlü kadınlarımız ya da daha çocuk yaşta tecavüze uğrayan yavrucaklarımız ne olacak? Ama her şeyden öte kimi kadınlar yaşama hakkını kaybediyor, kimilerinin hayatları kararıyor, kimileri de korkarak yaşamını sürdürüyor. Biz feministler ve geleceğin kadınları olarak bu durumları yaşamak istemiyoruz. Biz hakkımızı savununca çeşitli hakaretlere maruz kalmak istemiyoruz. Doğduğumuzda bize verilen yaşama hakkımızı kimsenin elimizden almasını istemiyoruz. Kadınlarımız rahat etsin istiyoruz. Haklarımızı hemcinslerimiz kadar karşı cins de savunsun istiyoruz. Bir kadın öldürüldüğünde katilin 2 ay hapiste yatmasını sonra da serbest bırakılmasını istemiyoruz. Bizler tecavüze uğradığımız yaratıktan hamile kalınca ve kürtaja başvurunca, iğrenç yaftalar yapıştıranlara karşı birlikte savaşalım istiyoruz. Cehennem acı çektiğimiz yer değil, asıl acı çektiğimiz yerin kimsenin sesimizi duymadığı zamanlar olduğunu anlamanızı istiyoruz.

  Ayrıca belirtmeliyim ki bu anlatmış olduklarımın hepsi toplumda var olan cinsiyetçi, ayrımcı ve şiddet yanlısı zihniyetin sonucu. Kadınları objeleştiren, onların bedenlerine, giyimlerine, davranışlarına yorum yapan, onlara nasıl yaşamaları gerektiğini dayatan bir zihniyet. Bu zihniyet, kadınları erkeklerden aşağı görür, onların haklarını ihlal eder, onlara şiddet uygular ve hatta öldürür. Bu zihniyetin somut rakamlara yansıması ise şöyle: Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu verilerine göre 2020 yılında erkekler tarafından 300 kadın öldürülmüş, 171 kadın şüpheli şekilde ölü bulunmuştur. Umut Vakfı verilerine göre ise 2020 yılında Türkiye genelinde işlenen 527 kadın cinayetinde 373 kadın öldürülmüş, 263 kadın ve aile bireyi de yaralanmıştır. Ve yıl 2023.

 
  Sevgili arkadaşlar bizler birlik olacağız ki toplumdaki bu yargı kırılsın ve hep birlikte başarıya ulaşalım. Bizler eşitsizliğin her türlüsüne karşı çıkalım ki Türkiye kazansın. Kadın, erkek fark etmeksizin adaletsizliğe maruz kalan her kişiyle de birlikte sesimizi çıkartalım. Çıkartalım ki bir insandan çıkan acı çığlıklar duyulmadığında biz de biri bin yaparak bu acı çığlığı duyulana kadar bağırmaya devam edelim. İşte gerçek güç ve dayanışma budur. Unutmayınız bugün insafsızca katledilen ben olabilirim, siz olabilirsiniz, en yakın arkadaşınız olabilir ya da yoldan geçerken yanından geçip gittiğiniz birisi olabilir. Sustukça sıra bize, size, hepimize gelecek bunu bilmenizi istiyorum. Ayrıca feminizmin erkek düşmanlığı değil, bir erkeğin de feminist olabileceğini huzurlarınızda söylemek istiyorum.

 - Hermine

- Avis Everhard

Yorumlar

Popüler Yayınlar