Bugün günlerden N. diğer adıyla Öğretmenler Günü. Çoğu
öğrenci gerçek anlamda öğretmenlik vasfını yerine getiren bir öğretmene
bile sahip değilken biz öğretmenlikten de öte yerine göre arkadaş,
yerine göre anne yerine göre bir bilgin, yerine göre de bir kılavuza
sahiptik. Bu da bizi değerli hissettiren yegane şeylerden bir tanesiydi. Daha fazla söze gerek yok.
Sevgili N,
Hayat oldukça acımasız ve gerçekte kimsenin hayatı kıskanılacak, özenilecek kadar iyi değil.
Özellikle sizin gibi her daim neşe, enerji ve bilgi saçan insanların hayatı, hiçbir zaman yansıtılan kadar toz pembe olmuyor.
Bizi her zaman önemsediğiniz, dinlediğiniz ve anlamaya çalıştığınız için size çok teşekkür ederiz. Tabii ki biz de bazen kendi duygu durumumuza göre sizi yargıladık. Bizim için bir ders iyi, bir ders kötüydünüz. Ama bu demek değildi ki günün sonunda "N. de ne kadar kral kadın ya." demeyi unuttuk. Bu yılın başında sizinle tanıştığımızda sizi tanımakta oldukça zorlandığımızı belirtmeliyim. Neden mi?
Hemen açıklayalım: Bir insan nasıl her gün neşeli ve sevgi dolu şekilde davranabiliyordu?
Sadece size özgü olduğunu düşündüğümüz bitmeyen enerjiniz ve yüzünüzden eksik olmayan o yılların verdiği sıcak gülüşleriniz nasıl oluyordu da hiç eksilmiyordu? İnsanları dinlemeyi ve onların derdiyle dertlenmeyi nasıl dert ediniyordunuz? Bir dakika önce "Canınız cehenneme diyeceğim artık." Diye bizi azarlarken -ki bu azarlamalar her zaman bizim tembelliğimiz, vurdum duymazlığımız, söylediklerinize kulak asmayışımız üzerine oluyordu. Bir dakika sonra ise eski halinize dönüp konuşmaya devam edebiliyordunuz. Bu ve daha pek çok konu üzerine kafa yorduk. Ama kesin olan bir gerçek vardı ki bu da sizin bu işi sevgiyle yaptığınızdı. Her daim her birimizi önemsediğiniz gerçeğiyle karşı karşıyaydık. Bizlerin erdemli bireyler olmamızı istediğiniz için bize sürekli kendimizi inşa etmemiz gerektiğini hatırlattınız. Aksi takdirde "Gününüzü görürsünüz o zaman." dediğiniz anları düşündük.
Ah yazdıkça o sizin kalıplaşmış sözleriniz aklıma geliyor. "Nasıl insanlarsınız?" demiştiniz. Ah, gerçekten bizler nasıl insanlardık?
"Yanlışa saplanmak." Demiştiniz. Evet, bizler doğrulara saplandığımız kadar yanlışlara da saplanmıştık. Ama o yanlış saplantılardan kurtulmaya çabalıyorduk. N., hayat çok kısaydı fakat cezbedici çok güzel yanlışlar da vardı.
"Bu nasıl okuma? Senin edebiyat öğretmenin kim?" Demiştiniz. Gerçekten bu güzel bir soruydu. Bunun üzerine düşündük. Sanırım bizim gerçek bir edebiyat öğretmenimiz hiçbir zaman olmamıştı. Ki N., siz de hiçbir zaman gerçek bir edebiyat öğretmeni değildiniz bizim nezdimizde. Bazen size "Üstadım" diyesimiz gelirdi. Ama öğretmenim demeyi bırakamazdı dilimiz.
"Allah kahretsin bu hafta okula gidemeyeceğim"
Demiştiniz. Hem de bunu tiyatral bir canlandırmayla söylemiştiniz. Ama N., insan okula gelemeyeceği için üzülmeli mi?
N., bu zamana kadar yaptığınız her şeyin bizde bir anlam ve önem taşıdığını söylemeliyiz. Söylediklerinizi not alır, ders içinde konuşma defterimize yazarak tartışır, ders dışında da sizi her zaman gözlemlemeye ve anlamaya zaman harcardık.
Yazının başlarında "kimsenin hayatı kıskanılacak, özenilecek kadar iyi değil." demiştik. Bugün sizin sayenizde bu kanıya vardık. Nedenini de aydınlatmaya çalıştık diyebilirim. Mevlana’nın bir sözü vardır: "Sen ne kadar bilirsen bil; söylediklerin, karşındakinin anladığı kadardır." Evet doğru da ama ya sen seni anlattığın kadarsan? Demek istediğim: Siz her zaman kendinizi yansıttığınız kadar siz oldunuz bizim gözümüzde. Bizim anladığımız kadar değil.
Siz bize her zaman mutlu, neşeli dolu, dertlere dert ortağı, iyiliğimiz için çalışan ve iyi olmamızı arzulayan, her daim arkamızda duran biri olarak göründünüz. Dünya dertlerinden muaf olan biri olarak... Yani bize yansıttığınızı gördüğümüz kadardınız.
Kusursuz olmaya çalışan, kusursuzu arzulayan biri olarak... Buradaki kusursuzluk sizin için çoğu zaman önemli ve değerli, bizim için önemsiz ve değersiz olan şeydi.
Bugün de günlerden bir gündü bizim için. Ama sizin için öyle olmadığını ders bitiminde öğrendik. Her zamanki gibi neşeli ve istekli bir selamlamayla giriş yaptınız. Bir süre sınav hakkında konuştunuz. Ama kimsenin umurunda değildi. Söyledikleriniz ya havaya karışıyordu ya da bende olduğu gibi bir kulaktan girip diğer kulaktan çıkıyordu. Sinirlendiniz. Ee zaten bizim sorunumuz olanı bizden fazla dert ediyordunuz. Ne gerek vardı sinirlenmeye, tansiyonunuzu yükseltmeye? Bunu düşündüm biraz. Sonra Kitap ve Film analizi çalışmam aklıma geldi. Bunu yaparsam ortam belki biraz sakinleşirdi. Dersin bitmesine 10 dakika ha vardı ha yoktu. Otomatik Portakal Kitabı ve Filmi üzerine konuşmaya başladım. Bittiğinde kötülük sorunu, cinsellik, özgür irade üzerine konuşmaya başlamıştık. Ve zil çaldı. Yanımıza geldiniz. Yine bizim görüşlerimiz yine bizim dertlerimiz üzerine konuşmaya başladık. Biz konuştuk siz dinlediniz, yaramızı merhem olmaya çalıştınız. Klasik N. duruyordu işte karşımızda.
"Sohbetinize doyum olmuyor." diyip masaya doğru yöneldiniz. Eşyalarınızı toplayarak tam kapının eşiğinde durdunuz. Ben de tam Kızıl Emir'e dönüp "Kral kadın ya." diyecektim. Kısacası her zaman dediğimiz şeyi diyecektik. Ama bir terstlik vardı. Siz kapı eşiğinde durmuş, bize bakıyordunuz. Gözleriniz hafiften kısılmış, bu kısılmışlık gözlerinizin parladığına mı işaretti yoksa dolduğuna mı? Bize bakarak "Aslında bu konuda konuşmamam lazım ama anlatmak istiyorum." gibisinden bir şey söylediniz. Yanımıza geldiniz. Derste tartışmak için kullandığımız defteri uzattık. Yazdınız. Ama o kadar. Sadece yazdınız ve gittiniz. Gülümseyen ama gözleri yaşla dolmuş şekilde.
Bir keresinde de şöyle demiştiniz:
"Allah kahretsin bu derdi nasıl çözeceğim."
Evet, bu isyanda haklıydınız. Allah kahretmesin ki hayatta binlerce dert vardı. Her insana özgü olan küçük ve büyük dertler. Sorunlar, sorunların getirdiği dert ve tasa. Bunlar her zaman vardı. Bunlarla başa çıkmaksa zor olandı. İyi şeyler bir anda olmuyor, olduğunda da sonsuza kadar sürmüyordu. Şairin de dediği gibi "Güzel olan her şey yarım kalı(r)." -yordu.
N., üzülme lütfen. Ben mesela her şeyin başladığı yere geri dönüyorum. Aylarca umudumu kaybetmeden uğraştığım şeyin sonucunu alarak. sonuç ne mi? En başa, her şeyin başladığı yere dönmek.
Elbette her derdin bir yerlerde bir dermanı da vardır. Son olarak düşündüğümüz şeyler de bir nevi başlangıçtır aslında... Hem sen demez misin? "Derdi veren Allah, dermanı da verir mutlaka." Sen öyle demediysen bile öyle denilmez mi?
N., sizi hep öğretmenin ötesinde biri olarak hatırlayacağız ve siz gerçekten öğretmen kavramının ötesindesiniz. Bu öğretmen ötesi sadece dersi anlatıp geçen, sınav zamanı gelince sınavı yapıp "Ben maaşımı alır, geçerim." diyen bir öğretmen değil... Zaten siz hep böyle öğretmen müsveddelerini kınıyorsunuz... Sizden öğrendiğimiz pek çok şey var; özellikle de edebiyat ve felsefe ile ilgili genel kültür bilgileri... Açıkçası N., sizin gibi mesleğini aşkla yapan birinin aramızdan ayrılması üzücü ama yine de her işte vardır bir hayır deyip geçmek lazım bazen...
N., hatırlar mısınız?
"Ölümsüz olmak ister miydiniz?" diye sormuştuk ve siz "Evet çünkü ölüm beni korkutuyor; yani garip hissediyorum." demiştiniz... Nedenini sorduğumuzda ise "Bir daha sabahları uyanıp öğrencilerime ulaşamamak ve size bir şey katamamak beni korkutuyor... Hani bu yüzden ölümsüz olmak isterdim." demiştiniz...
Sevgili N.,
Unutmayın ki her son yeni bir başlangıçtır... Sizi özleyeceğiz; her şeyinizle...
Kendinize daima iyi bakın...
Tüm içtenliğimizle...
-Kızıl Emir
-Eden Everhard
Yorumlar
Yorum Gönder