Ana içeriğe atla

Nitelikli

Kayıp Ruhlar Diyarı

"Bu maskenin altında etten fazlası var. Bu maskenin altında bir fikir var. Ve fikirler kurşun geçirmez."   — V for Vendetta Gittiler. En yücesi, en bilgesi, en cesuru… Hepsi gitti. Efsane dediklerimizin tadı, ölümün damağında kaldı. Bize de geriye sadece kemiklerinin karıştığı topraklar kaldı. Peki ya ruhları? İnsanlığa olan görevini tamamlayanların ve tamamlayamayanların, eğer hayata biraz daha tutunabilselerdi neler başarabileceklerini düşündüğümüz o ruhlar… Ruhun varlığı, Tanrı'nın varlığının ihtimaliyle eşdeğerdir. Her ikisi de inançla gerçekliğini korur. Ve biliyoruz ki inanç anlatılmaz; onu açıklamaya çalıştığımızda kelimeler ağzımızda düğümlenir. Ancak sözcüklere dökemediklerimiz hislerimizde yaşamaya devam eder. Kazanılmak için çok geç kalınmış anlar, çürümüş fırsatlar ve gitmiş insanlar… Tüm bu kayıplar, bize hissettirir. Öfke, korku, hüzün, ızdırap ve çaresizlikle yıkanırız. Hâlâ üzerimizden damlayan bu duygularla, yeni doğmuş kadar çıplak ve savunması...

Ölümsüz Fikirler

 Ölümsüz Fikirler

"Bu maskenin altında bir fikir var Bay Creedy. Ve fikirlere kurşun işlemez."

Alan Moore -V'nin İntikamı-


"Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, ancak Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.''

Mustafa Kemal Atatürk



Fikirlerin ölümsüzlüğü Alan Moore'un , totaliter bir rejime karış devrim yapan halkın ve V karakterinin hikayesini konu alan çizgi romanı ile fikir dünyasına girmiş ve 2005 yılında filmi ile kitleler arasında ses getirmiştir. 

V karakteri hükümet tarafından terörist ilan edilmiştir. Çeşitli bombalı ve müzikal eylemler gerçekleştiren ve sokaklardaki adaleti sağlayan yegane unsurdur. Medya ağını çökertir, politikacılara suikast düzenler ve en sonunda yegane amacı olan senato binasını havaya uçurarak rejimi devirir. Sonunda halk V karakterinin siluetine bürünür vaziyette senato binasının havaya uçuşunu izler. 

V ölümlü bir insandır ancak o bir insandan fazlasıdır. O bir fikirdir. 


Fikirlerin ölümsüzlüğü fikri aslında bundan öncesine yıllar öncesine dayanır. Platon ve İdealar Dünyası konsepti. Platon, nesneler dünyasının geçici ve yanılsamalarla dolu bir dünya olduğunu savunur. Ona göre gerçek dünya İdealar Dünyasıdır. Bir elmayı düşünelim, elma yendikten sonra yok olacaktır ancak elma dediğimiz zaman aklımızda elma canlanır. Ya da bir insanın ölümü o insanı unutmamıza sebep olmaz, yüzünü, anılarınızı, yaşanmışlıklarınızı her zaman hatırlarsınız. İşte aynı şekilde V'nin İntikamı hem filmi hem de çizgi romanı bize bu mesajı verir. Dünyada ölse bile fikirlerini, yaşanmışlıklarını, varoluşlarını unutmadığımız kişiler vardır. Şu an hayatta olmasa bile bildiğiniz, anladığınız, sevdiğiniz ve benimsediğiniz insanlar sizin ideanızda varlığını sürdürür.

Aynı büyük devrimciler gibi örneğin Vladimir İlyiç Lenin, Che Guevara, Ho Si Minh, Mustafa Kemal Atatürk gibi büyük devrimciler ve dahası...

Ya da sorgulatan fikirleriyle büyük filozoflar örneğin Platon, Nietzsche, Hegel, Marx, Schopenhauer, Bertrand Russel, Konfüçyus, Jean Paul Sartre ve birçokları...

Yüksek ve ulvi dilleriyle büyük yazarlar örneğin Balzac, Victor Hugo, Dostoyevski, Tolstoy, Dickens, Oscar Wilde, Goethe, Schiller, Jack London, Ernest Hemingway, Cervantes, Jose Saramago, Marquez, Yaşar Kemal, Oğuz Atay, Sabahattin Ali ve daha niceleri...

Şairaneliğin vücut bulmuş hali büyük şairler Nazım Hikmet, Ahmet Arif, Edgar Allan Poe, Shakespeare, Alexandr Puşkin, Pablo Neruda gibi...

Görsel sanatların en özgünleri Pablo Picasso, Leonardo Da Vinci, Claude Monet, Salvador Dali, Michelangelo, Van Gogh daha nice gözdeleri...

En iyi bestekarlardan Wagner, Beathoven, Mozart, Vivaldi, Johann Sebastian Bach ve dahası...

En bilge bilim insanlarından örneğin Albert Einstein, Marie Curie, Darwin, Tesla, Newton, Lavoisier dahası...

Belki de minik bir kısmı ama en etkililere birer örnek teşkil eder.

Ancak tarih 10 Kasım ve Mustafa Kemal Atatürk'ün vefatının 85. yılı. Fikirlerin ölümsüzlüğü ve bağımsızlığın karakteri olan bir devrimcinin aramızdan ayrılışı.

''Beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu kafidir.''

Mustafa Kemal Atatürk


Fikirlerin ölümsüzlüğü, bir insanın en büyük arzusudur. Fikirler, insanları, insanlar da dünyayı değiştirir. Bununla kalmayarak insanı insan yapan ve insanı ölümsüz kılan yegane şeydir. Fikirler, nesiller boyu yaşar, gelişir, yayılır ve etkilerini başka insanlarda yaşayarak sürdürür. Ve bir nevi gerçekleştirilmiş ve amacına ulaşmış bir fikir insanın varoluşunu tamamlaması da demektir. Ancak bazı fikirler ortaya atıldıkları dönemin şartları ve zihniyeti tarafından çok radikal ve çağ dışı sayılabilir. Aynı şekilde kabul edilmesi ve o fikrin anlaşılabilmesinin yanı sıra uygulanabilmesi için bir ömür bile yetersiz kalabilir. Anlamak içinse geçmişe kulak vermek ve hayatta dinleri, ideolojileri öğrenmenin gerekliliğinde ötesinde öncelikle tarihi öğrenmek, gerçekleri anlayabilmek gerekmektedir. Yaşadığımız toplumun ne durumlardan şu anki haline evrildiğini öğrenmek ve anlamak her bir bireyin öncelikli görevidir. Eğer şu kısacık hayatımızda bazı ideolojilere bağlanırken kendimizi geliştirmiyorsak, sorgulayıp okumuyorsak geçmişi, gerçekleri öğrenmiyorsak bu durumda yaşadığımızı düşünmek gülünçtür. Çünkü fikirlerin, anlaşılması ve uygulanması için tarihi öğrenmenin ve sorgulamanın gerekliliği yadsınamaz bir gerçektir. Tarihi öğrenmek ve sorgulamak, insanı geliştirir ve aydınlatır. Tarih, kendi fikirlerimizi geliştirmek ve uygulamak için de bir araç olarak kullanabilir. Kısacası tarih, bir milletin kurtuluşu ve refahı için bir rehber görevindedir.

İşte bugün sizlere fikirlerinin tam anlamıyla anlaşılması ve uygulanılmasına ömür yetmeyen Ata’dan bahsedeceğim... Bedenen aramızdan ayrılalı 85 yıl olan ama fikirlerle yaşamaya devam bir insan hayal etmenizi istiyorum. Cepheden cepheye koşarken iki dil öğrenmiş, dört bin kitap okumuş, geometri kitabı yazmış. Üçgen, açı, dikdörtgen gibi kırk sekiz tane geometri teriminin isim babası olmuş, Türk tarihinde ilk resim sergisini açmış, dünyada ‘'Başöğretmen'’ sıfatlı tek lider. Minber adında elli iki sayfalık bir gazete çıkartmış, cebinden elli bin lira harcayıp Elmalılı Hamdi Yazır’a, Kuran'ın Türkçe mealini yazdırmış. Dilbilimci, tarihçi, antropolog, sosyolog, yazar, asker, devlet adamı, ve daha niceleri... Her ülkenin şairinden komutanına kadar özlemle, sevgiyle, saygıyla andığı bir insan hayal edin. Bu saygıdeğer insan Mustafa Kemal Atatürk, Türk asker ve devlet adamı, Türk Kurtuluş Savaşı’nın başkomutanı, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ve ilk cumhurbaşkanıdır.


Gençlik yıllarından itibaren cumhuriyet fikrine sahip olmuş, bunu arkadaşlarına söylemiş, ancak karşılık bulamamıştır. Atatürk, Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşüne tanık olmuş, Balkan Savaşı’nda, I. Dünya Savaşı’nda ve Çanakkale Savaşı’nda vatan toprağını savunmuş, Arap çöllerinde yaralanmış, İstanbul’da siyasi oyunlarla karşılaşmış, Samsun’a çıkarak milli mücadeleyi başlatmış, Anadolu’da düşman işgaline karşı direnmiş, Sakarya’da ve Büyük Taarruz’da zafer kazanmış, Lozan’da barış antlaşması imzalamış, 29 Ekim 1923’te cumhuriyeti ilan etmiştir. Atatürk, cumhuriyetin ilanından sonra da devrimler yapmış, kadın hakları, eğitim, dil, kültür, sanat, ekonomi, hukuk, sağlık gibi alanlarda çağdaş ve bağımsız bir Türkiye yaratmıştır. Atatürk, 10 Kasım 1938’de hayata gözlerini yummuş, ancak fikirleri ölümsüz kalmıştır.

Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ve ilk cumhurbaşkanıdır. Onun hayatı, cumhuriyet fikri için verdiği mücadelelerle doludur. Genç bir subayken, Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılmak üzere olduğunu görmüş ve “Asıl mesele yıkılmak üzere bulunan imparatorluktan bir Türk devleti çıkarmaktır.” demiştir. Arkadaşlarına, “Cumhuriyet yaparız!” diye haykırmış, arkadaşları onun bu sözüne şaşırmışlardır. Çünkü o zamanlar, padişahın mutlak hakimiyeti vardır. Ama Atatürk, daha askeri okuldaki "Yat!" emri sonrasında arkadaşları ranzalarında uyurken o, olgunlaşan fikrinin hayaliyle saatlerce oyalanıyor, sabaha karşı gözlerini o hayalle kapatıyordur. O her zaman halkın kendi kendini yönetmesi gerektiğine inanmıştır.

Birinci Dünya Savaşı’nda, Osmanlı ordusunun en başarılı komutanı olmuş, Çanakkale’de düşmanı durdurmuştur. Savaşın sonunda, imparatorluk parçalanmış, işgal güçleri Anadolu’yu paylaşmıştır. Atatürk, bu duruma boyun eğmemiş, Samsun’a çıkarak, halkı direnişe çağırmıştır. Kurtuluş Savaşı’nı başlatmış, meclisi toplamış, milli egemenliği ilan etmiştir. Düşmanları birer birer yenmiş, Lozan’da bağımsızlığımızı tüm dünyaya kabul ettirmiştir.


Kurtuluş Savaşı’ndan sonra, cumhuriyet hayalini gerçekleştirmek için harekete geçmiştir. Mecliste yaptığı siyasi hamlelerle, cumhuriyeti ilan etmiş ve cumhurbaşkanı seçilmiştir. Cumhuriyetin ilanı, halkın yüzyıllardır çektiği zulmün sonu, özgürlüğün başlangıcı olmuştur. Atatürk, halkına “Efendiler” diye seslenmiş, cumhuriyeti gençliğe emanet etmiştir.

Atatürk, cumhuriyetin ilanından sonra, devrimler ardı ardına gelmiştir. Türkiye’yi çağdaş, laik, demokratik ve bağımsız bir ülke haline getirmiştir. Harf devrimiyle, Latin alfabesini kabul etmiş, halkın okuma yazma oranını artırmıştır. Eğitim devrimiyle, eğitimi tek elden yönetmiş, çağdaş ve bilimsel bir eğitim sistemi kurmuştur. Kadın hakları devrimiyle, kadınlara seçme ve seçilme hakkı vermiş, toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamıştır. Kültür devrimiyle, Türk tarihini, dilini, sanatını, edebiyatını araştırmış, milli kültürümüzü geliştirmiştir. Giyim devrimiyle, şapka ve kıyafet kanunu çıkarmış, modern bir görünüm kazandırmıştır. Soyadı devrimiyle, herkese soyadı verilmesini sağlamış, kendisine de Atatürk soyadını almıştır. Atatürk, yaptığı tüm devrimlerle, Türk milletinin uygarlık düzeyine ulaşmasını, kendi kendine yeten, saygın ve güçlü bir ülke olmasını amaçlamıştır.


 Halka hep "Efendiler" dedi. Çünkü ülkenin efendisi artık bir kişi değil, zengin fakir fark etmeksizin tüm halktı. Kurmuş olduğu cumhuriyet, kimsesizlerin kimsesiydi. Bir gün bir gazeteci, "Mutlu musunuz?" diye sordu. "Evet, mutluyum çünkü başardım!" dedi. Çünkü o, "Zafer, ‘Zafer benimdir’ diyebilenindir. Başarı ise, ‘Başaracağım’ diye başlayarak sonunda ‘Başardım’ diyebilenindir." demişti ve başarmıştı. Yetim kaldı, vazgeçmedi. Dayak yedi, vazgeçmedi. Kardeşini kaybetti, vazgeçmedi. Aşık oldu, vazgeçmedi. Zindana atıldı, vazgeçmedi. Sürgüne yollandı, vazgeçmedi. Siyasi oyunlarla arka plana itildi, vazgeçmedi. Suikast düzenlendi, vazgeçmedi. Çölde vuruldu, bir gözü şehla kaldı, vazgeçmedi. Doğduğu yer kaybedildi, vazgeçmedi. Babasının mezarı tahrip edildi, vazgeçmedi. Ölümle burun buruna geldi, vazgeçmedi. Her şey bitti dediler, vazgeçmedi. İdam fermanı çıkardılar, vazgeçmedi. Yokluk çekti, vazgeçmedi. Okul sırasında, "Dönersem kahpeyim millet yolundan!" demişti. Sonuna kadar dönmedi, vazgeçmedi.

Ata’mızın bize adadığı hayatında, kendi içinde sürdürdüğü sağlıksal mücadeleler ise bir hayli çoktu. Kardeşleri gibi çocuk yaşta difteri geçirdi. Manastır Askeri İdadisi’ndeyken sıtmaya yakalandı ve etkilerini hayatı boyunca taşıdı, hatta Çanakkale Savaşı ve Sivas Kongresi sırasında nöbet geçirdi. Yirmili yaşlarında bir böbrek hastalığı olan Pyelonefrit’e yakalandı, tedavi olduysa da tamamen iyileşemedi. 1912’de Libya Derne’de toz bulutunun içinde kaldığı esnada gözüne bir kireç parçası girdi, tedavisini yarıda bırakıp cepheye döndü. 1921’de Polatlı’da attan düştü ve üç kaburga kemiğini kırdı, tedavisini yarıda bırakıp yine cepheye döndü. Cumhuriyet kurulduktan bir hafta sonra arka arkaya iki kalp krizi geçirdi. Ve malumunuz, 22 Ocak 1938’de siroz teşhisi kondu ve bu dönemde bilinç ve geçici hafıza kayıplarıyla boğuştu.

10 Kasım bir ölümü anmak olduğu kadar, hatta daha fazla, bir ölümsüzlüğü anmaktır. En çok da fikirlerin ölümsüzlüğünü. Ölüm, sıra bize gelene kadar etrafımızdaki herkesi koparsa da büyük adamlar fikirleriyle ve fikirlerini yaşatanlarda nefes almaya devam eder. Bizim görevimiz de tam olarak budur işte: Büyük Atamızın fikirlerini yaşatmak. Çünkü ‘’Büyük ölülere matem gerekmez, fikirlerine bağlılık gerekir.’’  Fikirler ölümsüzse onlara can veren şüphesiz ki kitlelerdir. Kemalizm kutsallığını bu ölümsüzlükle kanıtlamıştır. Yıllar geçtikçe onun ideallerinden uzağa sürüklensek de Kemalizm kurucu, birleştirici ve yüceltici ana fikrimiz olmaktan gayrı kılınamadı ve onu yüceltmek biz Türk gençliğinden başkasından beklenemez.


Hiç görmediğimiz bir kişiyi bu denli sevebilmemizin tek sebebi ancak fikirlerine bağlılığımız olabilir. Ki bu da bir nevi o kişiyi görmek demektir aslında. ‘’İki Mustafa Kemal vardır: Biri ben, et ve kemik, geçici Mustafa Kemal... İkinci Mustafa Kemal, onu ‘ben’ kelimesiyle ifade edemem; o, ben değil, bizdir! O, memleketin her köşesinde yeni fikir, yeni hayat ve büyük ülkü için uğraşan aydın ve savaşçı bir topluluktur. Ben, onların rüyasını temsil ediyorum. Benim teşebbüslerim, onların özlemini çektikleri şeyleri tatmin içindir. O Mustafa Kemal sizsiniz, hepinizsiniz. Geçici olmayan, yaşaması ve başarılı olması gereken Mustafa Kemal odur!’’

 


Evet şimdi bizlerin de yapması gereken bu yolda emin adımlarla yürümek gerçekleri tarihten öğrenmektir diyorum. Ne yapmamız gerektiğini ise Atatürk Gençliğe Hitabe’de açıkça söylüyor ve bunu sadece okullarda okuyup ezberlemek değil gerçekten de uygulamak gerekiyor. Çünkü  bayramlarda elimize bayrak alıp sallamakla ya da biz Atatürk’ün askerleriyiz diye bağırmakla bu yolda yürünmüş olunmuyor. Tabii ki de bayrak sallayabilir Atatürk’ün gençleriyiz diyebiliriz fakat  bunu gerçekten faaliyete geçirmek gerekiyor ve bunu en iyi eğitimle, Atatürk'ün bize verdiği özgürlük ve hakları kullanarak ona layık olarak başarabiliriz. Tıpkı Atatürk gibi düşünerek yani bilimsel düşünerek bir şeyi hem eğrisiyle hem de doğrusuyla öğrenerek yapabiliriz. Sadece 10 Kasım'larda, 29 Ekim'lerde değil. Özgür olduğumuzu hissettiğimiz her an, sokakta özgürce dolaşabildiğimiz her dakika, iffetlice attığımız her kahkahada... Kadınla erkek eşit olmaz diyenlere inat, bir kez daha... Minnet ve sevgiyle anıyoruz. Bıraktığın emanetin gerçek manada ne kadar değerli olduğunu biliyoruz. Biz daha var olmamışken, daha kendimizi bilmezken bize güvendin. Gençliğe emanet ettin güzel vatanımızı. Huzur içinde uyu.

 


Ölümün, ölümsüzlüğüdür bugün. Bir millete adanmış bir ömür ve o ömre bir çok insanın aklına sığdıramadığı inkılaplar sığdırmış, modern çağın en büyük adamının ölümsüzlüğünün günü, 85. yıldönümüdür bugün.

 

Atatürk, Madam Corrine’ye bir mektubunda şöyle demiş: ‘’Ya hiç doğmamış olmak ya da hiç unutulmamak isterdim...’’ Hiç unutulmayacaksın baba. Hiç unutulmayacaksın çünkü fikirler ölmez.


- Kızıl Emir 

Красный Орден

- Eden Everhard

- Şibumi



Kalabalıklardan oluşan bir yalnızlık çeken Atatürk’ün ölümünün 15. yılında Ruşen Eşref ona hitaben şunları yazmıştı: “Bazı tasalı akşamlarında, sofra başında çeneni avucuna dayayarak, bakışları süzülmüş gözlerini yumarak yalın bir halk türküsünün:  ‘Ölüm Allah'ın emri, Ayrılık olmasaydı.’ dizelerini, hala yankısı kulağımdan gitmeyen dokunaklı sesinle okurdun. Sonra, kendi iç dünyana varmış gibi bir an susardın. Seninle birlikte herkes de susardı. O zaman, sessizlik içinde dalgın, karanlıktan, boşluktan, yalnızlıktan hoşlanmamışsın, o an içinde her şeyin sonunu görmüş ve anlamışsın gibi, iç dünyandan silkinir, çevrenden ayrılırdın.” Bu akşam aynı türküyü mırıldanıyorum Atam: “Ölüm Allah’ın emri, ayrılık olmasaydı…”





Yorumlar

  1. Okuduğum en iyi Atatürk yazılarından. Hamaset, klişe durağına uğramadan, felsefe ve duygular üzerinden ilerleyen harika bir metin olmuş. Elinize sağlık♥️

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar