Ana içeriğe atla

Nitelikli

Kayıp Ruhlar Diyarı

"Bu maskenin altında etten fazlası var. Bu maskenin altında bir fikir var. Ve fikirler kurşun geçirmez."   — V for Vendetta Gittiler. En yücesi, en bilgesi, en cesuru… Hepsi gitti. Efsane dediklerimizin tadı, ölümün damağında kaldı. Bize de geriye sadece kemiklerinin karıştığı topraklar kaldı. Peki ya ruhları? İnsanlığa olan görevini tamamlayanların ve tamamlayamayanların, eğer hayata biraz daha tutunabilselerdi neler başarabileceklerini düşündüğümüz o ruhlar… Ruhun varlığı, Tanrı'nın varlığının ihtimaliyle eşdeğerdir. Her ikisi de inançla gerçekliğini korur. Ve biliyoruz ki inanç anlatılmaz; onu açıklamaya çalıştığımızda kelimeler ağzımızda düğümlenir. Ancak sözcüklere dökemediklerimiz hislerimizde yaşamaya devam eder. Kazanılmak için çok geç kalınmış anlar, çürümüş fırsatlar ve gitmiş insanlar… Tüm bu kayıplar, bize hissettirir. Öfke, korku, hüzün, ızdırap ve çaresizlikle yıkanırız. Hâlâ üzerimizden damlayan bu duygularla, yeni doğmuş kadar çıplak ve savunması...

Yerle Göğün Buluşması: Gökyüzü ile Deniz’in Kıyamet Günü



İnsan gerçekten anlaşılabiliyor muydu? Bilmiyorum. Ben artık anlaşılmak istemiyordum. Pablo Neruda: “İyi insanlar kırıldıkça içine kapanır, dışarıdan bakanlar ukala zanneder.” diyor. Ve Dostoyevski ekliyor: “İnsanlar seni çözemedikleri zaman ön yargılarını kullanırlar. Çünkü kimselerin vakti yok durup ince şeyleri anlamaya.” Dünyanın en büyük ukalasıymışım gibi görünüyordum. Ruhum parçalanmıştı, içimdeki gökyüzüne serpilen yıldızlar misali parçalar halindeydi… O gökyüzü öylesine büyüktü ki milyarlarca yıldız barındırıyordu ama hiçbiri onu aydınlatmaya yetmiyordu. Ayı nerede bu gökyüzünün? Neden hiç görünmüyordu? Peki güneş? Güneş de mi kaybolmuştu? Neden hiç doğmuyordu? Belki bir gün beni anlayabilecek bir sanatçı çıkagelirdi. O zaman ruhumun sırlarını çözerdi, duygularımı paylaşırdı, değil mi? Nasılsa sanatçılar dışarıdakiler gibi değildi. Onlar ince şeylerden anlardı. Mavilere şiir yazardı. Ayı geceye aşık ederdi. Yağmurları roman yapardı. Ruhu huzura kavuştururdu. Kalbim gelir diye umut ediyordu. Ama bir gerçek vardı. Ben denizdim, o gökyüzü. Yansımak serbest, kavuşmak imkansız.

Mavi, bir renkten daha fazlası. Sonu olmayan bir gökyüzü, umut dolu bir deniz.
- Cemal Süreya

Kafamı kaldırıp yalvaran gözlerle gökyüzüne baktım. Neredeydi benim sanatçım? Ne zaman bahşedecek gökyüzü onu bana diye düşünüyorum. Ardından sol gözümden bir yaş düşüyor. Burun kıvrımından süzülüyor, dudaklarımdan aşağıya doğru yok oluyor. Akın ediyor gözyaşlarım. Haykırıyorum. “Beni anlayın! Beni sevin! Beni bırakmayın!” Tüm insanlığa sesleniyorum ve daha çok kendimi suçluyorum. Sanatçıya haykırıyorum; gelmeyişine, beni sevmeyişine, görmeyişine, bulamayışına… Sonra bir rehavet çöküyor. Başım vücuduma ağır geliyor. Gözlerim kararıyor ve zihnim bana bir rüya bahşediyor. Bomboş bir alandayım. Ne su var ne toprak ne de hava. Uçsuz bucaksız beyaz bir kutu sanki. Etrafta kimseler yokken birden her taraf simsiyah insanlarla doluyor. Korkuyorum. Kaçmak istiyorum. Birden biri ellerimi tutuyor. Bağırmak istiyorum. Birden biri ağzımı kapatıyor. Çaresizce sadece ağlarken bir el uzanıyor. Öyle nahif, bembeyaz, incecik ve uzun parmakları olan bir el. Ağzımı tutan siyah kaba ellere sakince dokunuyor. O eller toz olup yok oluyor. Beni tutsak eden her şeyi yok ediyor. Kafamı kaldırıp elin sahibine bakmak istiyorum ama hiçbir şey göremiyorum. Sanki camları buğulu bir gözlük var gözlerimde, net göremiyorum. Saçlarından biraz, teninden biraz yarım yamalak görüyorum. Bir elleri net. Ellerimden tutuyor ama ne onun ellerini hissediyorum ne de kendi ellerimi. Sadece çok hoş ve huzurlu bir his kaplıyor içimi… Bir yere geliyoruz. Etrafa bakınıyorum. Yukarısı hâlâ bembeyaz. Aşağıya bakıyorum toprak. Etrafta dağlar, ağaçlar var. Bir gökyüzü, bir deniz yok. Sonra ellerimi bırakıyor ve uzaklaşıyor. Birden bulunduğu yer deniz oluyor. Dalgaları kıyıya çarpıyor. İçimi bir hüzün kaplıyor. Fark ediyorum ki yükselmişim. Göğün en tepesindeyim. Meğer gökyüzü ben olmuşum. İçimdeki yıldızlar etrafa saçılmış. Aşağıya bakıyorum. O aşağıda, yansımamı görüyorum onda. Karanlık ama parıldayan bir gökyüzüyüm. O ise masmavi bir deniz. İçimdeki hüznü tutamıyorum. Haykırıyorum. Gök gürüldüyor, şimşekler çakıyor. Ağlıyorum, göz yaşlarım yeryüzüne düşüyor. Deniz göz yaşlarımla dolup taşıyor. Hırçınlaşıyor sakin sular. Olağanca yüksek dalgalar birbiri ardına geliyor. Sanki bana yetişmeye çalışır gibi, hep daha fazla yükseliyor, ama nafile. Sonra ikimiz de duruluyoruz. Kabulleniyoruz. Artık sadece buluşacağımız o günü bekliyoruz. Yerle göğün buluşacağı o gün. Kıyamet günü.

- Pera

Yorumlar

Popüler Yayınlar