Nitelikli
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Hayalhane
HAYALHANE
Tüm zihninin uyuştuğunu hissederek hızla ayağa kalktı. Çevresine bakındı ve gözüne kestirdiği yere doğru yürümek için bedenine komut verdi. Dolabının önüne gelmişti. Çekmeceleri aceleyle açıp karıştırmaya başladı. Onları bulmak zorundaydı. Elini attığı son çekmecede fotoğraf makinesini buldu. Makineyi eline aldı. Fazlasıyla tanıdık gelen bu hissi özlediğini fark etti. Bir süre fotoğraf makinesini inceledi ama sonra aklına çekmeceleri karıştırmasının altındaki asıl sebep geldi. Aradığı şeyin orada olmadığını anlayarak çekmeceleri kapatma gereği bile duymadan dolabın önünden ayrıldı.
Farkında olmadan fotoğraf makinesini hala elinde tutuyordu. Belli ki ona fazlasıyla tanıdık gelen bu sıcaklıktan uzak kalmayı başaramamıştı. Aynı aceleci hareketlerle yatağına yaklaştı. Eğildi ve yatağın altından eski, ahşap bir kutu çıkardı. Kutunun üzerindeki, geçmişte elleriyle çizdiği yıldız desenlerine bakmak için bile kendine zaman vermedi. Kutuyu açtı ama aradığı şey burada da yoktu. Öfkeyle kalkarak kutuyu sertçe yere fırlattı. Düşen kutunun içinden her yere saçılan geçmişin hayaletlerini görmezden gelmeye karar verdi. Yine de gözü bir anlığına içlerinden bir karaltıya takıldı. Baktığı karaltı cesedini alıp uzaklaştı, yok sayarak tüm yaşanmışları. Adam daldığı yerden gözünü çekti ve kendine gelmeye çalıştı. Geçmişle uğraşacak durumda değildi. Aradığı şeyi bulma amacıyla odanın içinde dönüyordu ki ayağını komodine çarptı ve acı içinde yere çöktü. Bu sırada olan biteni sessizce ve merakla izleyen kadın, bu sessizliğini bozmaya karar verdi:
-Bu kadar kendinden geçmiş halde neyi arıyorsun?
-Kaybolmuş fotoğrafları arıyorum.
-Niçin kaybolmuş fotoğrafları arıyorsun? Elinde bir makinen var. Görüyorum. Yeni fotoğraflar çeksene.
-Çünkü onlar hayallerimdi.
Kadın boş bakışlarla karşısındaki adama bakmaya başladı. Adamın ağzından çıkan kelimeler ona yetmemişti, karşısındaki adamın aklından geçenleri düşündü fakat ne düşündüğüyle ilgili hiçbir şey sezemedi. Adam da kendisine boş gözlerle bakan bu kadının onu anlamadığının farkındaydı. Zaten artık kimse kimseyi anlamıyordu. Bunun için çaba gösteren bile yoktu! Ona bakan kadına bakışlarıyla karşılık vererek gözlerinin içine daha dikkatli bakmaya başladı. Hayır olmuyordu. Kahretsin ki karşısındaki gerçekten onu anlamıyordu. Yalnız kaldıkça, yalnızlığı artıkça insanlarla arasındaki uçurumlar da giderek büyüyordu. Çünkü anlaşılamıyordu. Uçurumlar ve uçurumların ucunda anlaşılamayan insanlar... Anlaşılmazlığın kurbanları için cinayet aleti sayılmalıydı, yirmi birinci yüzyıl uçurumları. Zihninde dönenleri bir kenara bırakıp çöktüğü yerden kalkarak arayışına devam etti. Aklına gelen son yere bakmak için duvarda asılı duran keman çantasına yaklaştı. Çantayı eline aldı. Kendini bildi bileli sanatı sevmişti. Çantanın önündeki küçük fermuarını açıp içindeki küçük kutudan reçineyi çıkardı. Hareketlerine gözle görülür bir hüzün çöktü. Geçmişte reçineyi arşeye sürdüğü ve sonrasında keman çaldığı anları gözlerinin önüne geldi. Sonra hiçbir yerde peşini bırakmayan, artık ayaklarına pranga olan o berbat his, bunu yaparken de kendini bulmuştu ve bir anda kemandan uzaklaşıvermişti. Hüzünle gülümsedi. Reçineyi yerine koyup başından beri aradığı şeyleri sonunda bulacağının bilincinde olarak elini çantanın büyük gözüne attı ve kemanıyla birlikte aradığı kaybolmuş fotoğrafları da ortaya çıkardı. Doğru hatırlıyor olmanın verdiği hisle rahatladı. En değerlileri olarak gördüğü bu fotoğrafları onun için en az onlar kadar önemli olan kemanıyla aynı yere koymuştu. Gülümseyerek sararmaya yüz tutmuş fotoğraf karelerine bakmaya başladı. Bu sırada onun hareketlerini izlemeye devam eden kadın tekrar konuşmak için ağzını açtı:
-Bunca zamandır aradığın fotoğraflara bir de ben bakabilir miyim?
Adam elindeki fotoğraflarla kadına doğru yaklaştı ve içlerinden birkaç fotoğrafı kadına uzattı. Kadın merakla fotoğrafları eline aldı. Eline alıp baktığı fotoğraflarda gördükleri kafasında yeni soru işaretleri oluşturmuştu. Fotoğraflarda adamla ilgili bir şeyler arıyordu fakat bulamıyordu. Her fotoğraf karesinde farklı insanlar ve farklı yerler vardı.
-Bu kadar önem verdiğin şeylerin seninle ilgili olduğunu düşünmüştüm ama burada sadece başka insanların fotoğrafları var.
-Biliyorum.
-Kim bu insanlar?
-Tanımıyorum.
-Tanımıyorum da ne demek? Bu fotoğrafların senin hayallerin olduğunu söylemiştin. Bana yalan mı söyledin?
-Doğruyu söyledim. O gördüklerin benim hayallerim.
-Ne demek istediğini anlayamıyorum.
Sesim kesilsin yeter ki içim deşilmesin, diye düşündü adam. Ama bir kere bir şeye başlamıştı, devam etmeliydi.
-Kendim bir yere kök salamadığım için başkasına ait yaşamlara tutunuyorum, anlıyor musun? Herkesin bir yeri var, kendine ait bir yaşamı var ben ise göğsümün ortasında bir hayat dolusu kor taşıyor gibiyim. Çoktan yitirilmiş bir hayatı yaşıyor gibi... Aitsizlik tohumu yeşermiş, bununla kalmamış ruhumu sarmalamış, hücrelerime kadar işleyen bir lanet olmuş. Bu lanetten nasıl kurtulacağımı bilmiyorum. Artık bir parçam olmuş, bu his bana kendi kanımdan olanlardan daha yakın. Zaten onlarla da aynı yerde değilim. Bunun herhangi bir yerle ilgili olmadığını da anlıyor musun? Bir yer arıyorum. Kendimi ait hissedebileceğim bir kareyi arıyorum. Elimde sadece bunlar kaldı. Hayal etmeyi bırakamadığım tek şey... Elindeki fotoğraflardaki insanlara bak. Gözlerinden fışkıran hissi görebiliyor musun? Herhangi birinin yerinde olmak için birçok şey verebilirdim. Ama her şey için fazla geç kalınmış. Ben de artık her şeyi erteler olmuşum zaten. Duygularımı erteleyip uyuyorum, sabah kalktığımda eksik bir insana bakıyorum. Her gece aradığım, olmak istediğim o yeri düşlüyorum. O gördüğün insanlar farkında bile olmadan hayallerimi yaşıyor. Hepsi yaşıyor ve hiçbirinin boğazında benim lanetimin pençelerinin izi yok.
Ağzından dökülenleri kendi bile takip edemeyen adam tüm fotoğrafları toplamaya başladı. Kadının elindekiler dahil tüm fotoğrafları alıp sarsak adımlarla odadan çıktı. Hemen peşinden kadın da odadan ayrıldı. Bahçeye geldiklerinde adam tüm fotoğrafları tek bir yerde topladı. Kadın onun ne yapacağını merakla beklerken adam cebinden çıkardığı çakmakla fotoğrafları tutuşturmaya başladı. Kadın engel olmaya çalıştı ama adam zihninde dönen keman sesinden başkasını duymuyor gibiydi. Kafasındaki yas notaları çoktan sıraya dizilmişti. Fotoğraflar yanarken adam sadece izliyordu. Küle dönüşen fotoğraf kareleriyle birlikte adam nihayet kadının sesini duymaya başladı.
-Sen aklını mı kaçırdın? Neden hayallerini kendin tutuşturup bir de kül oluşunu izledin?
-Çünkü olabileceğim bir yer kalmadı.
Kadının olduğu yere
son bir bakış attı ve onun da savrulan küllerini uğurladı. Önündeki fotoğraf
karesinde ise simasi çoktan kaybolmuştu.
- Aşeka
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Popüler Yayınlar
Zaman Tüm Beyinlerin Ortak Zihnidir
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
.jpg)
Yorumlar
Yorum Gönder