Nitelikli
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Ölümsüz Fikirler
Ölümsüz Fikirler
"Bu maskenin altında bir fikir var Bay Creedy. Ve fikirlere kurşun işlemez."
Alan Moore -V'nin İntikamı-
"Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, ancak Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.''
Mustafa Kemal Atatürk
Fikirlerin ölümsüzlüğü Alan Moore'un , totaliter bir rejime karış devrim yapan halkın ve V karakterinin hikayesini konu alan çizgi romanı ile fikir dünyasına girmiş ve 2005 yılında filmi ile kitleler arasında ses getirmiştir.
V karakteri hükümet tarafından terörist ilan edilmiştir. Çeşitli bombalı ve müzikal eylemler gerçekleştiren ve sokaklardaki adaleti sağlayan yegane unsurdur. Medya ağını çökertir, politikacılara suikast düzenler ve en sonunda yegane amacı olan senato binasını havaya uçurarak rejimi devirir. Sonunda halk V karakterinin siluetine bürünür vaziyette senato binasının havaya uçuşunu izler.
V ölümlü bir insandır ancak o bir insandan fazlasıdır. O bir fikirdir.
Fikirlerin ölümsüzlüğü fikri aslında bundan öncesine yıllar öncesine dayanır. Platon ve İdealar Dünyası konsepti. Platon, nesneler dünyasının geçici ve yanılsamalarla dolu bir dünya olduğunu savunur. Ona göre gerçek dünya İdealar Dünyasıdır. Bir elmayı düşünelim, elma yendikten sonra yok olacaktır ancak elma dediğimiz zaman aklımızda elma canlanır. Ya da bir insanın ölümü o insanı unutmamıza sebep olmaz, yüzünü, anılarınızı, yaşanmışlıklarınızı her zaman hatırlarsınız. İşte aynı şekilde V'nin İntikamı hem filmi hem de çizgi romanı bize bu mesajı verir. Dünyada ölse bile fikirlerini, yaşanmışlıklarını, varoluşlarını unutmadığımız kişiler vardır. Şu an hayatta olmasa bile bildiğiniz, anladığınız, sevdiğiniz ve benimsediğiniz insanlar sizin ideanızda varlığını sürdürür.
Aynı büyük devrimciler gibi örneğin Vladimir İlyiç Lenin, Che Guevara, Ho Si Minh, Mustafa Kemal Atatürk gibi büyük devrimciler ve dahası...
Ya da sorgulatan fikirleriyle büyük filozoflar örneğin Platon, Nietzsche, Hegel, Marx, Schopenhauer, Bertrand Russel, Konfüçyus, Jean Paul Sartre ve birçokları...
Yüksek ve ulvi dilleriyle büyük yazarlar örneğin Balzac, Victor Hugo, Dostoyevski, Tolstoy, Dickens, Oscar Wilde, Goethe, Schiller, Jack London, Ernest Hemingway, Cervantes, Jose Saramago, Marquez, Yaşar Kemal, Oğuz Atay, Sabahattin Ali ve daha niceleri...
Şairaneliğin vücut bulmuş hali büyük şairler Nazım Hikmet, Ahmet Arif, Edgar Allan Poe, Shakespeare, Alexandr Puşkin, Pablo Neruda gibi...
Görsel sanatların en özgünleri Pablo Picasso, Leonardo Da Vinci, Claude Monet, Salvador Dali, Michelangelo, Van Gogh daha nice gözdeleri...
En iyi bestekarlardan Wagner, Beathoven, Mozart, Vivaldi, Johann Sebastian Bach ve dahası...
En bilge bilim insanlarından örneğin Albert Einstein, Marie Curie, Darwin, Tesla, Newton, Lavoisier dahası...
Belki de minik bir kısmı ama en etkililere birer örnek teşkil eder.
Ancak tarih 10 Kasım ve Mustafa Kemal Atatürk'ün vefatının 85. yılı. Fikirlerin ölümsüzlüğü ve bağımsızlığın karakteri olan bir devrimcinin aramızdan ayrılışı.
''Beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu kafidir.''
Mustafa Kemal Atatürk
Fikirlerin ölümsüzlüğü, bir insanın en büyük
arzusudur. Fikirler, insanları, insanlar da dünyayı değiştirir. Bununla
kalmayarak insanı insan yapan ve insanı ölümsüz kılan yegane şeydir. Fikirler,
nesiller boyu yaşar, gelişir, yayılır ve etkilerini başka insanlarda yaşayarak
sürdürür. Ve bir nevi gerçekleştirilmiş ve amacına ulaşmış bir fikir insanın varoluşunu
tamamlaması da demektir. Ancak bazı fikirler ortaya atıldıkları dönemin
şartları ve zihniyeti tarafından çok radikal ve çağ dışı sayılabilir. Aynı
şekilde kabul edilmesi ve o fikrin anlaşılabilmesinin yanı sıra uygulanabilmesi
için bir ömür bile yetersiz kalabilir. Anlamak içinse geçmişe kulak vermek ve
hayatta dinleri, ideolojileri öğrenmenin gerekliliğinde ötesinde öncelikle
tarihi öğrenmek, gerçekleri anlayabilmek gerekmektedir. Yaşadığımız toplumun ne
durumlardan şu anki haline evrildiğini öğrenmek ve anlamak her bir bireyin öncelikli
görevidir. Eğer şu kısacık hayatımızda bazı ideolojilere bağlanırken kendimizi
geliştirmiyorsak, sorgulayıp okumuyorsak geçmişi, gerçekleri öğrenmiyorsak bu
durumda yaşadığımızı düşünmek gülünçtür. Çünkü fikirlerin, anlaşılması ve
uygulanması için tarihi öğrenmenin ve sorgulamanın gerekliliği yadsınamaz bir
gerçektir. Tarihi öğrenmek ve sorgulamak, insanı geliştirir ve aydınlatır.
Tarih, kendi fikirlerimizi geliştirmek ve uygulamak için de bir araç olarak
kullanabilir. Kısacası tarih, bir milletin kurtuluşu ve refahı için bir rehber
görevindedir.
İşte bugün sizlere fikirlerinin tam anlamıyla
anlaşılması ve uygulanılmasına ömür yetmeyen Ata’dan bahsedeceğim... Bedenen
aramızdan ayrılalı 85 yıl olan ama fikirlerle yaşamaya devam bir insan hayal
etmenizi istiyorum. Cepheden cepheye koşarken iki dil öğrenmiş, dört bin kitap
okumuş, geometri kitabı yazmış. Üçgen, açı, dikdörtgen gibi kırk sekiz tane
geometri teriminin isim babası olmuş, Türk tarihinde ilk resim sergisini açmış,
dünyada ‘'Başöğretmen'’ sıfatlı tek lider. Minber adında elli iki sayfalık bir
gazete çıkartmış, cebinden elli bin lira harcayıp Elmalılı Hamdi Yazır’a,
Kuran'ın Türkçe mealini yazdırmış. Dilbilimci, tarihçi, antropolog, sosyolog,
yazar, asker, devlet adamı, ve daha niceleri... Her ülkenin şairinden
komutanına kadar özlemle, sevgiyle, saygıyla andığı bir insan hayal edin. Bu
saygıdeğer insan Mustafa Kemal Atatürk, Türk asker ve devlet adamı, Türk
Kurtuluş Savaşı’nın başkomutanı, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ve ilk
cumhurbaşkanıdır.
Gençlik yıllarından itibaren cumhuriyet
fikrine sahip olmuş, bunu arkadaşlarına söylemiş, ancak karşılık bulamamıştır.
Atatürk, Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşüne tanık olmuş, Balkan Savaşı’nda, I.
Dünya Savaşı’nda ve Çanakkale Savaşı’nda vatan toprağını savunmuş, Arap
çöllerinde yaralanmış, İstanbul’da siyasi oyunlarla karşılaşmış, Samsun’a
çıkarak milli mücadeleyi başlatmış, Anadolu’da düşman işgaline karşı direnmiş,
Sakarya’da ve Büyük Taarruz’da zafer kazanmış, Lozan’da barış antlaşması
imzalamış, 29 Ekim 1923’te cumhuriyeti ilan etmiştir. Atatürk, cumhuriyetin
ilanından sonra da devrimler yapmış, kadın hakları, eğitim, dil, kültür, sanat,
ekonomi, hukuk, sağlık gibi alanlarda çağdaş ve bağımsız bir Türkiye
yaratmıştır. Atatürk, 10 Kasım 1938’de hayata gözlerini yummuş, ancak fikirleri
ölümsüz kalmıştır.
Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye
Cumhuriyeti’nin kurucusu ve ilk cumhurbaşkanıdır. Onun hayatı, cumhuriyet fikri
için verdiği mücadelelerle doludur. Genç bir subayken, Osmanlı
İmparatorluğu’nun yıkılmak üzere olduğunu görmüş ve “Asıl mesele yıkılmak üzere
bulunan imparatorluktan bir Türk devleti çıkarmaktır.” demiştir. Arkadaşlarına,
“Cumhuriyet yaparız!” diye haykırmış, arkadaşları onun bu sözüne
şaşırmışlardır. Çünkü o zamanlar, padişahın mutlak hakimiyeti vardır. Ama
Atatürk, daha askeri okuldaki "Yat!" emri sonrasında arkadaşları
ranzalarında uyurken o, olgunlaşan fikrinin hayaliyle saatlerce oyalanıyor,
sabaha karşı gözlerini o hayalle kapatıyordur. O her zaman halkın kendi kendini
yönetmesi gerektiğine inanmıştır.
Birinci Dünya Savaşı’nda, Osmanlı ordusunun
en başarılı komutanı olmuş, Çanakkale’de düşmanı durdurmuştur. Savaşın sonunda,
imparatorluk parçalanmış, işgal güçleri Anadolu’yu paylaşmıştır. Atatürk, bu
duruma boyun eğmemiş, Samsun’a çıkarak, halkı direnişe çağırmıştır. Kurtuluş
Savaşı’nı başlatmış, meclisi toplamış, milli egemenliği ilan etmiştir. Düşmanları
birer birer yenmiş, Lozan’da bağımsızlığımızı tüm dünyaya kabul ettirmiştir.
Kurtuluş Savaşı’ndan sonra, cumhuriyet
hayalini gerçekleştirmek için harekete geçmiştir. Mecliste yaptığı siyasi
hamlelerle, cumhuriyeti ilan etmiş ve cumhurbaşkanı seçilmiştir. Cumhuriyetin
ilanı, halkın yüzyıllardır çektiği zulmün sonu, özgürlüğün başlangıcı olmuştur.
Atatürk, halkına “Efendiler” diye seslenmiş, cumhuriyeti gençliğe emanet
etmiştir.
Atatürk,
cumhuriyetin ilanından sonra, devrimler ardı ardına gelmiştir. Türkiye’yi
çağdaş, laik, demokratik ve bağımsız bir ülke haline getirmiştir. Harf
devrimiyle, Latin alfabesini kabul etmiş, halkın okuma yazma oranını
artırmıştır. Eğitim devrimiyle, eğitimi tek elden yönetmiş, çağdaş ve bilimsel
bir eğitim sistemi kurmuştur. Kadın hakları devrimiyle, kadınlara seçme ve
seçilme hakkı vermiş, toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamıştır. Kültür
devrimiyle, Türk tarihini, dilini, sanatını, edebiyatını araştırmış, milli
kültürümüzü geliştirmiştir. Giyim devrimiyle, şapka ve kıyafet kanunu çıkarmış,
modern bir görünüm kazandırmıştır. Soyadı devrimiyle, herkese soyadı
verilmesini sağlamış, kendisine de Atatürk soyadını almıştır. Atatürk, yaptığı
tüm devrimlerle, Türk milletinin uygarlık düzeyine ulaşmasını, kendi kendine
yeten, saygın ve güçlü bir ülke olmasını amaçlamıştır.
Halka hep "Efendiler" dedi. Çünkü
ülkenin efendisi artık bir kişi değil, zengin fakir fark etmeksizin tüm halktı.
Kurmuş olduğu cumhuriyet, kimsesizlerin kimsesiydi. Bir gün bir gazeteci,
"Mutlu musunuz?" diye sordu. "Evet, mutluyum çünkü
başardım!" dedi. Çünkü o, "Zafer, ‘Zafer benimdir’ diyebilenindir.
Başarı ise, ‘Başaracağım’ diye başlayarak sonunda ‘Başardım’
diyebilenindir." demişti ve başarmıştı. Yetim kaldı, vazgeçmedi. Dayak
yedi, vazgeçmedi. Kardeşini kaybetti, vazgeçmedi. Aşık oldu, vazgeçmedi.
Zindana atıldı, vazgeçmedi. Sürgüne yollandı, vazgeçmedi. Siyasi oyunlarla arka
plana itildi, vazgeçmedi. Suikast düzenlendi, vazgeçmedi. Çölde vuruldu, bir
gözü şehla kaldı, vazgeçmedi. Doğduğu yer kaybedildi, vazgeçmedi. Babasının
mezarı tahrip edildi, vazgeçmedi. Ölümle burun buruna geldi, vazgeçmedi. Her
şey bitti dediler, vazgeçmedi. İdam fermanı çıkardılar, vazgeçmedi. Yokluk
çekti, vazgeçmedi. Okul sırasında, "Dönersem kahpeyim millet yolundan!"
demişti. Sonuna kadar dönmedi, vazgeçmedi.
Ata’mızın
bize adadığı hayatında, kendi içinde sürdürdüğü sağlıksal mücadeleler ise bir
hayli çoktu. Kardeşleri gibi çocuk yaşta difteri geçirdi. Manastır Askeri
İdadisi’ndeyken sıtmaya yakalandı ve etkilerini hayatı boyunca taşıdı, hatta Çanakkale
Savaşı ve Sivas Kongresi sırasında nöbet geçirdi. Yirmili yaşlarında bir böbrek
hastalığı olan Pyelonefrit’e yakalandı, tedavi olduysa da tamamen iyileşemedi.
1912’de Libya Derne’de toz bulutunun içinde kaldığı esnada gözüne bir kireç
parçası girdi, tedavisini yarıda bırakıp cepheye döndü. 1921’de Polatlı’da
attan düştü ve üç kaburga kemiğini kırdı, tedavisini yarıda bırakıp yine cepheye
döndü. Cumhuriyet kurulduktan bir hafta sonra arka arkaya iki kalp krizi
geçirdi. Ve malumunuz, 22 Ocak 1938’de siroz teşhisi kondu ve bu dönemde bilinç
ve geçici hafıza kayıplarıyla boğuştu.
10 Kasım
bir ölümü anmak olduğu kadar, hatta daha fazla, bir ölümsüzlüğü anmaktır. En
çok da fikirlerin ölümsüzlüğünü. Ölüm, sıra bize gelene kadar etrafımızdaki
herkesi koparsa da büyük adamlar fikirleriyle ve fikirlerini yaşatanlarda nefes
almaya devam eder. Bizim görevimiz de tam olarak budur işte: Büyük Atamızın
fikirlerini yaşatmak. Çünkü ‘’Büyük ölülere matem gerekmez, fikirlerine
bağlılık gerekir.’’ Fikirler ölümsüzse
onlara can veren şüphesiz ki kitlelerdir. Kemalizm kutsallığını bu ölümsüzlükle
kanıtlamıştır. Yıllar geçtikçe onun ideallerinden uzağa sürüklensek de Kemalizm
kurucu, birleştirici ve yüceltici ana fikrimiz olmaktan gayrı kılınamadı ve onu
yüceltmek biz Türk gençliğinden başkasından beklenemez.
Hiç
görmediğimiz bir kişiyi bu denli sevebilmemizin tek sebebi ancak fikirlerine
bağlılığımız olabilir. Ki bu da bir nevi o kişiyi görmek demektir aslında.
‘’İki Mustafa Kemal vardır: Biri ben, et ve kemik, geçici Mustafa Kemal...
İkinci Mustafa Kemal, onu ‘ben’ kelimesiyle ifade edemem; o, ben değil, bizdir!
O, memleketin her köşesinde yeni fikir, yeni hayat ve büyük ülkü için uğraşan
aydın ve savaşçı bir topluluktur. Ben, onların rüyasını temsil ediyorum. Benim
teşebbüslerim, onların özlemini çektikleri şeyleri tatmin içindir. O Mustafa
Kemal sizsiniz, hepinizsiniz. Geçici olmayan, yaşaması ve başarılı olması
gereken Mustafa Kemal odur!’’
Evet şimdi bizlerin de yapması gereken bu yolda emin
adımlarla yürümek gerçekleri tarihten öğrenmektir diyorum. Ne yapmamız
gerektiğini ise Atatürk Gençliğe Hitabe’de açıkça söylüyor ve bunu sadece
okullarda okuyup ezberlemek değil gerçekten de uygulamak gerekiyor. Çünkü bayramlarda elimize bayrak alıp sallamakla ya
da biz Atatürk’ün askerleriyiz diye bağırmakla bu yolda yürünmüş olunmuyor.
Tabii ki de bayrak sallayabilir Atatürk’ün gençleriyiz diyebiliriz fakat bunu gerçekten faaliyete geçirmek gerekiyor
ve bunu en iyi eğitimle, Atatürk'ün bize verdiği özgürlük ve hakları kullanarak
ona layık olarak başarabiliriz. Tıpkı Atatürk gibi düşünerek yani bilimsel
düşünerek bir şeyi hem eğrisiyle hem de doğrusuyla öğrenerek yapabiliriz.
Sadece 10 Kasım'larda, 29 Ekim'lerde değil. Özgür olduğumuzu hissettiğimiz her
an, sokakta özgürce dolaşabildiğimiz her dakika, iffetlice attığımız her kahkahada...
Kadınla erkek eşit olmaz diyenlere inat, bir kez daha... Minnet ve sevgiyle
anıyoruz. Bıraktığın emanetin gerçek manada ne kadar değerli olduğunu
biliyoruz. Biz daha var olmamışken, daha kendimizi bilmezken bize güvendin.
Gençliğe emanet ettin güzel vatanımızı. Huzur içinde uyu.
Ölümün, ölümsüzlüğüdür bugün. Bir millete adanmış bir
ömür ve o ömre bir çok insanın aklına sığdıramadığı inkılaplar sığdırmış,
modern çağın en büyük adamının ölümsüzlüğünün günü, 85. yıldönümüdür bugün.
Atatürk, Madam Corrine’ye bir mektubunda şöyle demiş:
‘’Ya hiç doğmamış olmak ya da hiç unutulmamak isterdim...’’ Hiç
unutulmayacaksın baba. Hiç unutulmayacaksın çünkü fikirler ölmez.
- Kızıl Emir
Красный Орден
- Eden Everhard
- Şibumi
Kalabalıklardan oluşan bir yalnızlık çeken Atatürk’ün ölümünün 15. yılında Ruşen Eşref ona hitaben şunları yazmıştı: “Bazı tasalı akşamlarında, sofra başında çeneni avucuna dayayarak, bakışları süzülmüş gözlerini yumarak yalın bir halk türküsünün: ‘Ölüm Allah'ın emri, Ayrılık olmasaydı.’ dizelerini, hala yankısı kulağımdan gitmeyen dokunaklı sesinle okurdun. Sonra, kendi iç dünyana varmış gibi bir an susardın. Seninle birlikte herkes de susardı. O zaman, sessizlik içinde dalgın, karanlıktan, boşluktan, yalnızlıktan hoşlanmamışsın, o an içinde her şeyin sonunu görmüş ve anlamışsın gibi, iç dünyandan silkinir, çevrenden ayrılırdın.” Bu akşam aynı türküyü mırıldanıyorum Atam: “Ölüm Allah’ın emri, ayrılık olmasaydı…”
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Yorumlar
Popüler Yayınlar
Zaman Tüm Beyinlerin Ortak Zihnidir
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar








Okuduğum en iyi Atatürk yazılarından. Hamaset, klişe durağına uğramadan, felsefe ve duygular üzerinden ilerleyen harika bir metin olmuş. Elinize sağlık♥️
YanıtlaSil